(Bölüm 2)
3 Nisan 2023 itibarıyla, ABD’nin Truman Doktrini çerçevesinde Türkiye’yi de dahil ederek 15 Avrupa ülkesine yaptığı Marshall Yardımı 75. yılında. ‘Sovyetler korkusuyla’ ABD ürünlerinin bin bir şartla ülkelere dayatıldığı tarihi paketi Sputnik’e anlatan dış politika uzmanı Erel, “ABD, Türkiye’nin kendisine yeten bir ülke olmasını engelledi” dedi.
Dönemin ABD Dışişleri Bakanı George Marshall tarafından 3 Nisan 1948’de yürürlüğe sokulan Marshall Planı, 75. yılını geride bıraktı. Temelleri 1947’de ortaya atılan program, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’ya yardım sağlamayı amaçlayan ve antikomünist hedefleri olan bir ekonomik yardım paketinden oluşuyordu. Bunun nedeni ise savaşla birlikte Avrupa’da popülaritesi artan sol fikirlerin, Sovyetler Birliği’ne yönelik bir sempatiyi artırması olarak görüldü. Tek başına küresel güç olarak konumlanmak isteyen ABD, Mart 1947’de Başkan Harry Truman’ın, Kongre’ye hitaben yaptığı bir konuşmada, Avrupa’da ‘komünist fikirlerin yayılmasını önlemenin gerekli olduğunu’ ilan etmesi ile hedefini açıkça belli etti.
Halihazırda savaş sonrası ortamda ekonomisi iyice kötüleşen Avrupa’da, İngiltere’nin dış borcu üç katına çıkmış, ekonominin çeşitli sektörlerinde üretim yüzde 50, Fransa’da yüzde 60, Almanya’da üç kat azalmıştı. ABD ekonomisi ise tam tersine savaş yıllarında büyük ölçüde güçlendi. Bu nedenle 13 Temmuz 1947’de Paris’te toplanan Avrupa ülkelerinin dışişleri bakanları, Washington tarafından önerilen Marshall Planı’nı ‘Avrupa’nın restorasyonu’ kapsamında kabul etti.
15 Avrupa ülkesi Marshall Planı’na dahil olurken, İkinci Dünya Savaşı’na katılmayan Türkiye de İsmet İnönü’nün imzası ile bu yardımları almayı kabul eden 16. ülke olarak yerini aldı. Böylece Türkiye, kendisine yönelik ilk direkt yardımı kabul ederek ABD’den aldığı dolarları yine ABD’den alınması zorunlu tutulan mal ve hizmetler için kullandı. Ankara’yı plana dahil etmesi kararını 1953 yılında başkanlığa veda ederken açıklayan Truman ise “İngilizler bana artık güçlerini Yunanistan ve Türkiye’de tutamayacaklarını söyleyen bir mesaj gönderdi. Derhal bir şeyler yapılmalıydı, yoksa Doğu Akdeniz komünistler tarafından ele geçirilecekti” şeklinde özetledi.
Bu konuşma, Yunanistan’da sosyalistlerin iktidara gelmesini önlemek ve bu süreçte Türkiye’yi bu amaç uğruna tampon bölge olarak konumlandırmak için hazırlanan planın saklı olmayan bir amacını da ortaya koymuş oldu.
Ayrıca Ukrayna krizinde de sıklıkla gündeme gelen plan, Almanya Şansölyesi Olaf Scholz’un Ukrayna’nın yeniden inşasının Marshall Planı’ndan daha büyük ve katbekat maliyet gerektireceğini söylemesi ile tekrar hatırlanmıştı. Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin de yeni bir Marshall Yardımı istemesi üzerine alevlenen tartışmalar, G7 ve Avrupa Birliği’nde de eleştirilmişti.
Bu yardımla ABD, hurdaya çıkacaklarını bize vererek bir taşla iki kuş vurdu. Marshall Planı’nın aslında ABD’nin Avrupa’yı hedef aldığı bir plan olduğu, 2. Dünya Savaşı’nda Avrupa’nın uğradığı yıkımın bir anlamda ekonomik telafisi amaçlanıyordu ama asıl amaç, NATO’nun da kurulmasıyla beraber Avrupa’yı ve savaşa katılmasa da Türkiye’yi antikomünist kampta toplamaktı.
Mashall Planı, Truman Doktrini’nin Sovyetler Birliği’ni tehdit olarak görmesiyle Avrupa ülkeleri ile özellikle ileri karakol ve Batı Asya’daki coğrafi jeopolitik konumu açısından en önemli ülke olan Türkiye’nin kampta tutulması için bir rüşvetti. Bu ekonomik yardım normalde savaşta büyük yıkıma uğrayan Almanya, Birleşik Krallık, Avusturya, Belçika gibi Avrupa ülkelerinde çok daha fazlaydı. Ama Türkiye’nin toplam aldığı yardım 137 milyon dolar idi. Bu yardım tabii ki daha çok eskimiş, savaştan kalma Amerikan cihazlarının ya da kamyonların, silahların Türkiye’ye hibe edilmesi şeklindeydi. ABD hurdaya çıkacağını bize vermiş oldu ve bir taşla iki kuş vurmuş oldu. Böylece, Türkiye’nin işlevsiz bir ülke olmasının temelleri Marshall Yardımı ile atılmış oldu.
Marshall Yardımı, Potsdam Konferansı’ndan sonra Yalta ile de beraber Türkiye’nin ‘Sovyet tehdidi’ bahanesiyle Batı kampına alınmasında önemli kilometre taşlarındandır. Bunun paralelinde Fulbright Programı ile de Türkiye’deki Milli Eğitim bir anlamda ABD’nin yönetimine bırakılmıştır.
Ondan sonra da, Marshall Yardımı ile meşhur süt tozları geldi. Aslında bu, Türkiye’deki tarımın, üretimin darbe almasıydı. Çünkü bunun içinde Marshall Yardımı ile hazır ithalata ve yardıma alıştırma, sömürgeleştirme süreci de var idi.
ABD’deki margarin yağlarının, doymamış yağların, Türkiye’ye satılması ve sokulması için zeytinyağını kötülemesi bile müfredata alındı. O zamanlar radyolarda ‘Zeytinyağlı yiyemem aman’ diye şarkılar bile çaldı. Daha sonra ise zeytinyağının ne kadar faydalı olduğunu margarinin ise ne kadar kanserojen olduğunu öğrendik.
O yıllarda dünyanın en sağlıklı ürünleri bizdeyken biz ABD’nin kanserojen ürünlerini tükettik.
Marshall Planı, NATO’ya girdikten sonra IMF’ye muhtaç olma, Avrupa’dan gelecek yardımlara, lütuflara muhtaç olma şeklinde Türkiye’nin işlevsiz bir ülke olmasının temellerinin atıldığı bir anlaşma olmuş oldu.

