Müfit Demirkol

YARGILAMAK

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bir kişinin, bir konuda olumlu ya da olumsuz düşüncelerini söylemesi ve düşünme, kavrama, karşılaştırma, değerlendirme gibi yollara baş vurarak, durum ya da nesnelerin eleştirici bir biçimde değerlendirilmesine yargılamak denir.

Yargı ise, kelime olarak kavrama, karşılaştırma, değerlendirme gibi yollara başvurularak, kişi, durum veya nesnelerin eleştirici bir biçimde değerlendirilmesi, hüküm gibi anlamlara gelir.

Felsefi bir kavram olarak yargı, herhangi bir önermenin doğru veya yanlışlığını belirleyen entelektüel bir faaliyetin ürünü olarak iyi, sağlam ve doğru kararlarda bulunma kabiliyeti olarak kabul edilir.

Modern dönemin yargı anlayışında tezahür eden önemli husus, yargıların her daim bir sıkıntı içinde verildiğini hesaba katmak gerektiğidir.

Adaleti tesis etmek için nasıl yargılanmalıdır? Bu soruya anlamlı cevap verebilmek için yargı kavramına yüklenilen içerik bakımından yargı türlerini ya da yargı kavramının neleri içerip neleri dışarda bıraktığını bilmek gerekmektedir.

Yargı, zihnin, belleğin belirli bir şey hakkında bir içeriği kabul ya da reddetme faaliyeti olarak ifade edilebilir. Başka bir ifadeyle yargı, bir şeyin ya da iki şey arasındaki bağıntının gerçekliğini olumlayan ya da inkâr eden düşünmelerdir.

Düşünce tarihi içinde yargı kavramına dair farklı yaklaşımlar olmasına rağmen, herhangi bir yargısal edimde asgari düzeyde bulunması gereken şartlar vardır. Nesnellik, mantık kurallarına uygunluk ve kuramsal bağımsızlık her yargısal faaliyette bulunması gereken ortak koşullar olarak öne çıkarlar.

Klasik yargı yaklaşımlarında başkasının üzerinde kontrol edilemeyen etkiler yaratılmaya çalışılır.  Her daim yeni olaylara gebe olan dünyamız, adalete dair yargı sorunsalını her seferinde yenilemeyi zorunlu kıldığından dolayı yargı kriterlerini de sorgulamayı beraberinde getirir.

Arzu, bağıntı ve düzenek ya da keyfi tercihlerin yüklü oldukları yargıların, yıkılmaları veya fragmanlara ayrılmaları modern ve daha sonraki aydınlanmacı ufka işaret etmektedir.

Dogmatik uykusundan uyanmış bu akıl ya da ufuk, hüküm verme oyununu sonlandıran meta yasaları iddia eden akıldan ve yargısından nefretini gizlemez.

Nitekim meta anlatılar ve onların temsilcileri gibi otorite ve vasilerin varlığının kabulü, tarihi meydana getiren bütün olayların, eylemlerin anlam ve maksadının nihai anlamda külli bir tözün ya da öznenin tamamlanmasına tabi olduğunun kabulüdür.

Erdemli bir yargıçtan kaynaklanan adaletten ziyade, adil bir yargıda bulunmanın neticesi olarak erdem söz konusudur.

Yargılamalardaki adalet, yargıcın iyilik, yüklü adil yargılarının neticesi olduğunu söylemek mümkündür.

Örneğin, mahkeme salonlarında hakim kürsüsünün arka duvarında yazılı olan “adalet mülkün temelidir” sözünün Hazreti Ömer tarafından söylendiği çoğu kimse tarafından bilinmez. Ayrıca, bu sözde ki “mülk” kelimesinin esas manasının ise, Arapça “devlet” olmasına bakıldığında, bu sözün manasının “adalet, devletin temelidir.” olduğu görülmektedir.

Adaletin, ülkemizin hakimlerinin kararlarında ana temel olmasını dileriz.

YARGILAMAK
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter


Notice: ob_end_flush(): Failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home/milasciz/public_html/wp-includes/functions.php on line 5481