Teröre bakış açılarının çok farklı olması ve terörün dünya devletleri tarafından kabul edilmiş ortak bir tanımı olmaması nedeniyle; neyin, ne zaman terör olduğu, problemini karşımıza getirmektedir.
Terör ve insanlığın karşı karşıya bulunduğu en önemli ve en tehlikeli sorunlardan biri olarak kabul edilmesine rağmen, uzlaşmaya varılmış bir tanımın olmaması ciddi bir eksiklik olarak görülmektedir. Temel kavramlar üzerinde anlaşmazlık, herkesi kendi ideolojik yapısı içerisinde çözümler aramasına, dolayısıyla birbiriyle çelişen yaklaşımların ortaya çıkmasına yol açmaktadır.
Terörle etkin mücadele etmek üzere hazırlanan 12 Nisan 1991 tarihli 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nda; terörün tanımı, terör suçları, terör amacıyla işlenen suçlar ile terör örgütlerinin suç teşkil eden faaliyetleri düzenlenmiştir.
Terör, eylemlerini haklı gösterecek gerekçe ne olursa olsun başta insanların yaşama hakkı olmak üzere, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasına yöneliktir, devlete karşı çıkmadır. Terör ve Terörizm; ekonomik, sosyal, teknolojik ve kültürel gelişmelerinin önündeki en büyük engel niteliğindedir. Bir anlamda teröristler demokratik temel düzenin kendilerine sağladığı hak ve özgürlükler ortamını kullanarak saldırılarını bu çerçevede gerçekleştirmektedirler. Kendilerine karşı konulduğunda ise, temel hak ve özgürlüklerin ihlâl edildiğini iddia etmektedirler.
“Terör” ve “Terörizm” farklı kavramlardır.
Terör; her türlü şiddet hareketlerini içermekte olup, örgütlü ve kuralsız şiddet hareketleri olarak tanımlanabilir.
Terörizm ise siyasi unsur içeren, yani bir ideolojisi bulunan ve mevcut sistemi şiddet yoluyla tahribe yönelmiş, bir ideoloji etrafında örgütlenen birden fazla kişinin şiddet eylemleri temelinde, mevcut siyasi iktidarı ve rejimi hedef alan faaliyetlerdir.
Siyasal bir özellik taşımayan şiddet hareketleri, örgütlü bile olsalar organize suç hareketleri olarak tanımlanmakta, terör suçu dışında tasnife tabi tutulmaktadırlar.
Terör eylemlerinin ortak özelliği; “bir ülkenin ekonomik, toplumsal, siyasal ve anayasal yapılarını sarsmak ya da yıkmak amacıyla bilerek ve kasten yapılmış olması” şeklinde belirginleşmektedir.
Diğer yandan, terör, günümüzde küresel boyutta bir sorun niteliğinde olup, yine küresel bir mücadele ve çözüm gerektirmektedir. İçerisinde zemin bulduğu sistemi değiştirmeye, yıkmaya, yok etmeye yönelik ve korku, tehdit ve silah içeren şiddet eylemi olarak tanımlanabilir. Terör, siyasal yaşam, ekonomik sistem, sosyal, kültürel ve etnik yapı ve insan hakları gibi konularda sorunların ortaya çıkmasına yol açan önemli bir faktör, ya da zaten bu sorunlar varsa bunların çözüme kavuşturulmasının önündeki en büyük engeldir.
Terörün bir türü olan “dinî motifli terör” de günümüzde son yıllarda Türkiye dâhil birçok ülkede zemin bulan bir sorun olmuştur. Din ile terör arasında bir ilişkinin olup olmadığı tartışması tarihsel olarak sürekli olagelmiştir ve hâlen de devam etmektedir. Bu anlamda olumlu bir ilişkinin olduğu yönündeki yaklaşımlar zamanla dinler arasındaki kin ve nefreti körüklemiş ve günümüzde “dinî terör” ve “dinî motifli terör” gibi kavramları ortaya çıkarmıştır. Hemen her din ya da inanca mensup toplumlarda olduğu gibi Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam dini adına da terör eylemlerinin gerçekleştirildiğine tarih boyunca tanık olundu ve hâlâ da örnekleri görülebilmektedir.
“Din” ve “terör” kavramlarının bir arada telaffuz edilmesi ve gerçekten yapılan eylemlerin niteliği “dinin terörü beslediği” şeklindeki kanaatleri güçlendirse de, bunun “beslemek” ya da “desteklemek”ten ziyade “besler gibi görünmek” şeklinde anlaşılması daha doğru olacaktır.
Kısaca, dinî motifli terörün, dinin terörü desteklemesi veya beslemesinden ziyade, bir dine mensup kişi veya grupların yaptıkları zulme meşruiyet kazandırmak için dini kullanmalarının bir sonucu olarak ortaya çıktığı söylenebilir. Çünkü genel kabul gören görüş, dinlerin toplumda terör ortamının oluşmasına destek vermekten ziyade birleştiricilik rolü oynadığı görüşüdür.
Diğer taraftan, eğitim sisteminin, eğitim emekçilerinin acil çözüm bekleyen sorunlarını bir tarafa bırakan Milli Eğitim Bakanlığı, izlediği politika ve hayata geçirdiği uygulamalarla eğitimde büyük bir yıkım yaratmıştır.
Eğitim bir yandan hızla ticarileştirilip paralı hale getirilirken, “tek din tek mezhep” anlayışına uygun olarak dini eğitimi yaygınlaştırma çabaları hızla devam etmektedir.
Buradaki amaç, Cumhuriyetle gerçekleştirilen eğitim devriminin baltalanmasıdır. Arapça dersinin öğretim programının Din Öğretimi Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanması da dil öğretiminin değil din öğretiminin hedeflendiğinin göstergesidir. Arapça dersi projesinin gerçekte ideolojik bir çerçevede şekillendirildiği ortadadır. Cumhuriyet’in kazanımlarına ve ulusal değerlerimize yönelik hızlanarak sürdürülen karşı devrim sürecinin, eğitim üzerinden yürütülmesi son derece endişe vericidir.
Okullarımızda, derslerin başlamasını bildiren zil sesi yerine, dini sürelerinin, zil yerine okunması da bir terör örneğidir.

