Nüfus yoğunluğu, birim alanda yaşayan organizma sayısı olarak ifade edilir. İnsanoğlu için nüfus yoğunluğu ise, birim alanda yaşayan kişi sayısı olarak ifade edilir, hesaplama yapılırken alandaki su bazen hesaba katılır.
Genellikle kilometre karede, mil karede ya da hektarda kişi sayısı olarak hesaplanır. Bu rakam basitçe alanda yaşayan birey sayısı alanın yüzölçümüne bölünerek yapılır.
Türkiye’nin nüfusu, 1 Ekim itibarıyla 85 milyon 980 bin 654 kişi oldu. Erkek nüfus 43 milyon 59 bin 434 kişi olurken, kadın nüfus 43 milyon 32 bin 734 kişi oldu. Diğer bir ifadeyle toplam nüfusun %50,02’sini erkekler, %49,98’ini ise kadınlar oluşturdu.
Birim alanda yaşayan organizma sayısı olarak kabul edilen birime nüfus yoğunluğu denmektedir. İnsanlar için düşündüğümüzde ise birim alanda yaşayan toplan birey sayısı nüfus yoğunluğu olarak ifade edilmektedir. Nüfus yoğunluğu bu tanımdan da anlaşılacağı gibi toplum bilim terimidir. Bir diğer tanımda ise bir ülkenin yüz ölçümüyle insanların, yerleşim yerlerinin, ailelerin sayısı arasındaki oran olarak nüfus yoğunluğu geçmektedir.
Nüfus yoğunluğu hesaplaması mil karede, kilometre karede veya hektardaki kişi sayısı alınarak hesaplanmaktadır. Nüfus yoğunluğu hesaplaması yapılırken ilgili alanda yaşayan birey sayısı ilgili alanın yüz ölçümüne bölünerek yapılmaktadır.
Nüfus yoğunluğu hesaplamasında yer alan ilgili alandan kasıt edilen bir ülke bir kent olabileceği gibi tüm dünya da olabilmektedir. Nüfus yoğunluğu hesaplaması kendi arasında üç şekilde sınıflandırılmaktadır. Aritmetik, tarımsal ve fizyolojik bölümleri bu üç sınıflandırmayı oluşturmaktadır.
Aritmetik nüfus yoğunluğu denildiğinde toplam nüfus yüz ölçümüne bölünür. Tarımsal nüfus yoğunluğu denildiğinde tarım nüfusu tarım alanlarına bölünür. Fizyolojik nüfus yoğunluğu denildiğinde toplan nüfus tarım arazisi oranına bölünür.
Nüfusu en hızla artan on il merkezinin tamamı, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer almaktadır. Bunlar sırası ile;
Adıyaman, Hakkari, Bingöl, Muş, Şanlıurfa, Van, Şırnak, Malatya ve Batman’dır. Bu merkezlerin bir bölümünde yıllık %10’lara varan ve hiç de doğal karşılanamayacak büyüme hızları gözlenmektedir. Bu kentlerden Adıyaman’ın nüfusu 7 yıllık dönemde iki kat artmıştır.
Ülkemizdeki nüfus hareketleri bölgeler temelinde ele alındığında, doğu ve güneydoğu bölgelerimiz insanlarının büyük bir kısmının, yurdumuzun batı bölgelerine göç ettikleri görülmektedir. Bu göçlerin en büyük sebebi ise kendi yurtlarında yaşamakta oldukları yoksulluk ve işsizlik unsurları gelmektedir.
Diğer taraftan bulundukları bölgelerde tahsil imkanlarının olmaması da bu göçlere sebeplerden biridir.
Türkiye’de bölgeler arasındaki sosyal dengesizlikler neredeyse gözle görülebilecekken, Marmara, Ege, Akdeniz ve úç Anadolu bölgeleri genel olarak Türkiye ortalamasının üstünde değerlere sahipken, sürekli göç veren Karadeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri Türkiye ortalamasının altında değerlere sahiptir. Görülen dengesizlikler, başlangıçta ekonomik nitelikli olan göçlerin sosyal yoksunluklardan da kaynaklandığını göstermektedir.
Sosyal dengesizlikler göçün sosyal yönünü göstermesi bakımından çok önemlidir. Bu da ülkemizin idare sisteminin zayıflığından meydana gelmektedir.

