Gülçin Erşen
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. YÜZÜNE TÜKÜRÜLÜNCE “YA RABBİ ŞÜKÜR” DİYENLER GİBİ MİYİZ?

YÜZÜNE TÜKÜRÜLÜNCE “YA RABBİ ŞÜKÜR” DİYENLER GİBİ MİYİZ?

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi; “Bir milletin yaşlı vatandaşlarına ve emeklilerine karşı tutumu; o milletin yaşama kudretinin en önemli kıstasıdır. Geçmişte çok güçlüyken, tüm gücüyle çalışmış olanlara karşı minnet hissi duymayan bir milletin, geleceğe güvenle bakmaya hakkı yoktur.”

Son açıklamalara göre; en düşük emekli aylığı 20 bin liraya yuvarlandı, en düşük emekli memur aylığı da 22.700 civarında. Biri işçi, diğeri memur emeklisi karı – kocanın evine ayda yaklaşık 43 bin lira girecek. Açlık sınırı olan 30 bin liranın biraz üzeri, 98 bin lira yoksulluk sınırının yarısı bile değil! Emekçiye ve emekliye sadaka gibi maaşları reva gören siyasetçilerin utanmadıklarını kendi ağızlarından duyduk; son haftalardaki akıllara ziyan yorum ve bahanelerini duyunca, “Yok artık! Pes doğrusu! Yüzlerine tükürsek yağmur yağıyor sanacaklar…” sözleri aklımıza geliyor. Onlar, tükürüklü yüzlerini sıvazlayarak “Ya Rabbi şükür!” diye dursun, bizler hak yemediğimiz, dürüst ve namuslu yaşayıp, emeklerimizin ve yıllarca yatırılan primlerin karşılığı dışında, aç gözlülükle başkalarının hakkına el uzatmadığımız için şükrediyoruz.

Meseleyi tartıştığım, yıllardır yurtdışında yaşayan, arkadaşların yorumlarını da paylaşayım:

“Sanırım Türkiye’nin dışında başka bir ülke 50 yaşında emekli olmuş insanlar bulamazsın. Almanya’da da emeklilik yaşı 67, fakat yeni yasa şu an bitmek üzere, bunu 70’e çıkaracaklar… Hollanda, Belçika’da sıradan asgari ücretle çalışmış bir insan bile en az 1500 Euro emekli aylığı alırken Almanya’da 65 yaşını geçip emekli olmuş insanların, emeklilerin yüzde 70’i 850 Euro aylık maaş alıyor. Bu da zaten onun kirasına denk geliyor ve dolayısıyla yeniden muhtaç duruma düşüyor. Devletin sosyal kurumlarına yeniden başvurmaya başlıyor. Yine yapılan bilimsel araştırmaya göre, Almanya’daki işçi sınıfından emekli, maaşı ortalama sekiz yıl alıp bu hayata veda ediyor, memur kısmı biraz daha az yıprandığı için ortalama 12 yıl maaş alıp hayata veda ediyor. 70 yaşında emeklilik mi olur? 50 yıl makinelerle, bantlarla yarıştırarak çalıştırdığı işçi, ondan sonra ne kadar yaşayabilir?”

Yine Almanya’da yaşayan başka bir arkadaşım şunları yazmış: “Almanya ‘da 4 çalışan, bir emekliyi finanse ediyor; Türkiye’de oran 1.7 maalesef. Türkiye’de 17 milyon emekli var. Avrupa’daki gibi maaş alınabilmesi için 68 milyon kişinin aktif çalışma hayatında olması gerekli. Avrupa’da emeklilik yaşı 67, Danimarka’da 70. Emekli soruna köklü çözüm sunulmazsa kronikleşen bu sorunun çözülmesi mümkün olmayacaktır.”

EMEKLİ DE GENÇ DE İŞ ARIYOR

Kendimi örnek verirsem; 4 yıllık, giriş puanı yüksek bir üniversiteyi bitirip, 30 yılı aşkın bir süre çalışan, lisans mezunu, yabancı dil bilen, basın sektöründe çalışırken yaklaşık 4 yıl sigorta primleri ödenmediği gibi, bazı dönemlerde aynı anda birkaç yerden birden (Haber Ekspres ve Ege TV) sigorta primi ödenmiş, 10 bin liraya yakın analık borçlanması ödemiş kişiye, 20 bin lira emekli aylığı reva mı? Adaletsizlik, haksızlık, insafsızlık değil mi bu?

Bizde emeklilik yaşı Avrupa’ya kıyasla genç sayılsa da, emekliler emekli aylığı ile geçinemedikleri için mecburen çalışıyorlar. Bu arada gençlere iş olanağı yok… Emekliler, daha düşük ücretlerle sigortasız çalışmaya razı olabiliyorlar. Haydi biz daha genciz, sağlığımız yerinde ve enerjimiz var. Yetmişin üzerinde, geçinemediği için çalışmak zorunda kalan, dilenen çok insan var. Çöp karıştıran, pazardan döküntüleri toplayan, evsiz barksız yaşlıların sokaklarda can vermesi, Türkiye’nin itibarını sarsmıyor mu, yöneticilerin onurunu zedelemiyor mu, vicdanları sızlatmıyor mu? Daha birkaç gün önce Milas’ta caminin bankında yatmak zorunda kalan yaşlı biriyle yapılan röportajı izledim. Üzerine yorgan, battaniye ve kocaman bir naylon örtmüş…

Devletin ekonomik sistemine göre; üretim araçları kapitalist sermayenin ya da devletin elindedir. İş gücü yani zihinsel ve bedensel emek en değerli sermayedir. Aslında onun sahibi biziz. İşveren bizim emeğimizi kiralar. Emekçilerin ancak ölmeyecek kadar ücretle çalıştırılmasını sağlayan, emekliye “ölene kadar çalış ya da emekli olunca öl” diyen sistemin kurucu ve koruyucuları, yapay zeka ve robotlar sayesinde “Size de ihtiyacımız yok” demeye hazırlanıyorlar.

Diğer yandan, Türkiye’de çoğu hiçbir işe yaramayan 600 milletvekili (Milletvekili sayısı 300 ya da en fazla 400 olmalı.) asgari ücretin 20 misli maaş alıyor; 2 yıl milletvekilliği yapan “Milletvekili Emekliliği” haklarına kavuşuyor! Onlara da enflasyon oranında zam yapılsın. Milletvekili emekliliği denilen saçmalık da bir an önce kaldırılsın. Zira, milletvekili olup, bu “Ballı” haklardan yararlanabilmek için çabalamak, özellikle yerelde birçok siyasetçinin öncelikli amacı haline geldi!.

ÖLÜMÜN BİLE HAYIRLISI İSTENİR

Türkiye’deki emeklilerin E-Devletten başvuruda bulunarak emekli kartı alması durumunda yararlanabileceği haklar, olanaklar sosyal medyada epey paylaşıldı. Emekli olsun ya da olmasın, ülkemizde yaşlıların durumu, sağlık hizmetleri ve sosyal haklar bakımından da pek iyi sayılmaz.

Yaşlılar için doğru düzgün yeterli sayıda huzurevi, bakımevi yok. Özel huzurevlerinin ücretleri çok yüksek ve güvenliği tartışılır. Anımsadığım kadarıyla, Darüşşafaka’nın Urla’daki lüks huzurevinin 3 yıl önceki aylık ücreti 60 bin liraydı, ayrıca başlangıçta da yüklü bağış alıyorlar. (Ege TV’de çalışırken, Çevik Bir’in katıldığı temel atma törenini haber yapmıştım. Darüşşafakada eğitim gören muhtaç çocuklar için değerlendiriliyormuş bu para.) Emekli Sandığı’nın Narlıdere’deki huzurevi için sıra bekleyen iki bin kişi olduğunu anımsıyorum. Sıra beklerken ölen vardır. Orada bile torpil söz konusuymuş. Özel huzurevlerine ise bazı emeklilerin aylığının tamamı yetmez.

Bu bağlamda, Muğla’da yeni huzurevinin temelini geçen yıl atan Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ı takdir ediyoruz.

Ciddi sağlık sorunu yaşayan ve yoğun bakım gerektiren yaşlılar, devlet hastanelerinden, yer bulunamadığı için uzaktaki başka bir hastaneye ya da anlaşmalı özel hastanelere sevk edilerek adeta ölüme terkediliyor.

Aile bağları zayıflayıp, bireysellik arttıkça; yaşlıların, çağdaş yaşamın getirdiği yükler altında yıpranmış ya da kendi sorunlarına, keyiflerine dalmış orta yaşlı evlatları da ana babalarına bakacak isteği ve gücü kendilerinde bulamayınca… İster istemez, Japon yönetmen İmamura Şohei’nin Narayama Türküsü, Alman yönetmen Michael Haneke’nin Aşk adlı filmi aklımıza geliyor. Zamana, kültüre, toplumsal ve ekonomik koşullara göre değişiklikler görülse de dünya genelinde ve Türkiye’de emeklilik ve yaşlılık zor.

Hepimiz, Tanrı ömür verirse yaşlanacağız. Elden ayaktan düşmeden, eziyet çekmeden ve çektirmeden can vermek için dua ediyoruz. Ötenazi Türkiye’de de yasallaşsın diyesi geliyor insanın. Ölümün de hayırlısı…

YÜZÜNE TÜKÜRÜLÜNCE “YA RABBİ ŞÜKÜR” DİYENLER GİBİ MİYİZ?
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter


Notice: ob_end_flush(): Failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home/milasciz/public_html/wp-includes/functions.php on line 5481