Siyasette bazen en yüksek ses, söylenmeyen sözlerden çıkar. AK Parti Milas İlçe Başkanlığı sürecinde yaşananlar da tam olarak böyle bir tabloyu ortaya koyuyor. Uzun süredir sessizliğini koruyan, kamuoyunun ise merakla sonucunu beklediği ilçe başkanlığı atamasında çağrılan isimlerden Mutlu Hazer, Hasan Çemrek ve Yusuf Esen üzerinden bir sonuç çıkmayınca, belirsizlik daha da derinleşti. Bu belirsizlikle birlikte kulisler hareketlendi, söylentiler arttı, kamuoyunda farklı isimler dillendirilmeye başlandı.
Ancak mesele yalnızca “isim bulunamaması” değil. Asıl sorun, geçen zamanla birlikte oluşan kırgınlıklar, küskünlükler ve dağınık yapı. İlçede parti tabanının ve teşkilatın yeniden toparlanmasını sağlayacak bir isim arayışı sürerken, adı geçen bazı eski başkan ve yöneticilerin bu sürece mesafeli durması dikkat çekiyor. Kimi “verirlerse yaparız” diyor, kimi “temayüle girmeyiz” şartını öne sürüyor, kimi ise açıkça burun kıvırıyor.
Bu tavır, aslında sürecin ne kadar sorunlu bir noktaya geldiğinin de göstergesi. Çünkü siyaset, özellikle de teşkilat siyaseti, sadece bir görev dağılımı değil; sorumluluk alma, taşın altına elini koyma ve zor zamanlarda inisiyatif gösterebilme meselesidir. “Verseler yaparım” cümlesi, ilk bakışta mütevazı gibi dursa da, arka planında ciddi bir isteksizlik ve yorgunluk barındırıyor.
Diğer yandan, Milas gibi siyasi gündemi her zaman canlı olan bir ilçede bu bekleyişin uzaması, sadece parti içi dengeleri değil, yerel siyasetin tamamını etkiliyor. İlçenin sorunları, beklentileri, yerel yönetimle ilişkiler, saha çalışmaları ve teşkilatın motivasyonu bu belirsizlikten doğrudan payını alıyor. Zaman kaybedildikçe, sorunlar birikiyor; çözümler ise öteleniyor.
Burada asıl soru şu: AK Parti Milas’ta bir ilçe başkanı mı arıyor, yoksa tüm kırgınlıkları onaracak, dağınık yapıyı toparlayacak ve yeniden güven tesis edecek bir “siyasi irade” mi? Eğer ikincisi aranıyorsa, bu sadece bir atama meselesi değil; ciddi bir yüzleşme ve yenilenme süreci gerektiriyor.
Bugün gelinen noktada, “ama verseler ben de yaparım” söylemi, hem sürecin uzadığını hem de gönüllü bir sahiplenmenin henüz oluşmadığını gösteriyor. Oysa siyaset, özellikle yerel düzeyde, bekleyerek değil, sorumluluk alarak yapılır. Milas’ta siyasi gündemin ve birçok temel konunun bir an önce ele alınabilmesi için bu belirsizliğin daha fazla uzamaması gerektiği artık açık bir gerçek.
Kamuoyu netlik bekliyor. Teşkilat netlik bekliyor. Ve belki de en önemlisi, siyaset kurumu bu sürecin bir “yorgunluk hikâyesi”ne dönüşmeden sonuçlanmasını bekliyor.

