Şu “Ara zam” meselesine bir açıklık getiririlsin. Benim bildiğim; oldum olası, maaşlara yılbaşında ve temmuz ayında olmak üzere iki kez zam yapılırdı. “Ara zam” denilerek, temmuz zammının bir lütuf olduğu mu anlayışlara yerleştirilmek isteniyor?
Hani ara sıra deniliyor ya; “Madem halkın yarısını uydurma gerekçe ve suçlarla tutuklayıp hapse atsınlar”. Belki de halkın çoğunu, açlık, parasızlık, işsizlik, çaresizlik, isyan duygularıyla delirtip, hasta edip, “Telef” etmek istiyorlar. Hem böylesi daha masrafsız…
Öncelikle, çoğu pek bir işe yaramayan milletvekili sayısını düşürsünler. Türkiye koşullarına göre epey yüksek olan maaşlarına zam yapmayıversinler bir süre. Milletvekili emekliliği denilen saçma ve son derece haksız uygulamayı da kaldırsınlar! Bir de torpille, liyakatsızca birtakım görevlere atanan, unvan verilen kişilerin, bir ya da birkaç yerden yüksek gelir elde etmesi durumu var.
Özetle, konunun muhatabı olan yöneticilere; “İnin şu milletin, halkın sırtından! Ülkemizin kaynaklarını, bizleri daha fazla sömürmeyin, sömürtmeyin. İşinizi doğru düzgün ve dürüstçe yapın; maaşınızı ve ünvanınızı hak edin biraz. Asıl göreviniz; devlete, millete, ülkeye hizmettir. ‘Halka hizmet, Hakk’a hizmettir’. Halktan anladığınız; kendi yakınlarınız, yandaşlarınız, ülkedeki birtakım topluluklar, azınlıklar, cemaatler mi?” diyesim var.
(“Türk Milleti”ni bir kenara koyduk; Türk halkı, hatta Türkiye halkı bile diyemiyor birileri; “Türkiye halkları” diye bir saçmalık uydurdular! Halk Toplumbilimsel bir terimdir ve bir ülkenin tek bir halkı olur. “Haklar” diye kullanılıyorsa, farklı devletler, yurtlar, ülkeler söz konusu demektir.)
Bizim sözümüzü umursamıyorlarsa; İMAM-I AZAM’IN VASİYETNAMESİ’ni okusunlar.
(Ebu Hanife, Abbasi halifesi Ebu Cafer Mansur’un Başkadı olma teklifini reddetti. Zindana atıldı, kırbaçlandı. Sonunda, çorbasına zehir katılıp, zehirlenerek şehit edildi. Zehirlendiğini anlayınca, zindandaki öğrencilerine yazdırdığı meşhur vasiyetnamesi şöyle:)
“BENİ GASP EDİLMEMİŞ BİR TOPRAĞA GÖMÜN”
1-Arap olmayan Müslümanların, anadilleri ile ibadet etmeleri meşrudur.
2-Bir insanının mü’min olduğunu ibadeti belirlemez.
3-Kimin cennete veya cehenneme gideceğini Allah’tan başka hiç kimse bilemez.
4-Beşeri ilişkilerde dindarlık ölçü değildir.
5-Namaz kıldırıp para almak helal değildir.
6- İmana dair son sözü Allah söyler.
7-Din için toprak gasbetmek meşru değildir.
8- Evlenme ve eş seçme hakkı kadının kendisine aittir.
9-Arapça kutsal dil değildir, kutsal olan anlamdır.
10-Allahın elçileri, Allah’ın kitabına aykırı konuşmazlar.
11- Kur’ana ve akla aykırı rivayetler, kaynağı ne olursa olsun reddedilir.
12- İSLAMDA evliya diye bir sınıf yoktur, mü’minler Allah’ın evliyasıdır (dostudur).
13- Cinayetin cezası, mü’min ve kafir için aynıdır.
14-Haram para ile hasenat (hayır) olmaz.
15-Zülüm yapan idareciye hediye verilmez, hediyesi alınmaz.
16- İyiliği emretmek, kötülükten alıkoymak farzdır.
17- İSLAM akıl ve vahiy dinidir. Aklı olmayanın dini de yoktur.
(Prof. Muhammed Ebu Zehra / Ebu Hanife).
Şimdi konuyu niye dine, Müslümanlığa bağladın diyenlere yanıtım:
Türkiye Cumhuriyeti’ni 20 küsur yıldır dini siyasete alet eden bir iktidar yönetiyor. Yıllardır din adına dine aykırı her şey yapılıyor; başkalarına günah olan, bir kesime mübah gibi sayılıyor. Son derece dürüst, düzgün, ilkeli, namuslu, etik çalışan ve yaşayan bazı kimseler, yandaş değiller ya da siyasi iktidara eleştiriyorlar diye, türlü haksızlığa uğruyor. Diğer yandan; Mustafa Kemal Atatürk’ün dinde yozlaşmayı, saf halkın, kendisine din adamı süsü veren yobazlarca sömürülmesini önlemek için kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesi ve çalışanlarının maaşları, hakkaniyetle bağdaşmayacak ölçüde yüksek. Böyle bir kurumun; tüm halkı kucaklayıcı ve benimsenen inançlara nesnel bir bakış açısıyla yaklaşan, araştırmacı, eğitici, geliştirici, uzlaştırıcı bir kurum olması gerekir. Ülkemizin, öncelikle halka ücretsiz olması gereken sağlık ve eğitim alanında, yetişmiş, kadrolu binlerce çalışana gereksinimi varken; aşırı sayıdaki dinsel personele kadro yaratılmaya çalışılması da ayrı bir sorun.
“Derdimiz çoktur hangisine yanalım?” “Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?”

