Türkiye Cumhuriyeti hangi özellikleri ve anlayışları öne çıkararak kuruldu Hiç kimse Türk’ün Altay’dan çıktığını, Avrasya’nın Türk yurdu olduğunu, Türklerin Ural-Altay dili konuştuğunu unutmasın. Türklerin durumunu net görebilmek için bugünkü Orta Doğu ve Avrupa’da olanları Doğru tanımlamamız gerekir.
Dil üzerinden bir açıklama yapacak olursak, Hint-Avrupa dilini konuşanlar MÖ 2600’ Tarihinden bu yana şu anki topraklarda oturdukları. Bazı dönemlerinde isimleri değişmiş olabilir.
Başka milletleri örneklersek Proto-İtalik, proto-Cermen, proto-Kelt konuşanlardan sonra dil gelişerek İngilizce ve Fransızca oluştu. Bunlar Avrupa coğrafyasındaki toplumlarının tarihinde ve kültüründe olan bir durum.
Örneğin MÖ 400’ yılara gelindiğinde proto-İtalik konuşanlar Roma, İtalya, gibi ülke isimleriyle anıldılar. Benzer şekilde, proto-Cermen dilini konuşanlar Roma-Cermen, Prusya, Almanya gibi ülke isimlerini aldılar.
Proto-Kelt dili ise halen Galler’dedir. Türeyen İngilizcenin konuşulduğu yer İngiltere’dir. Türeyen Fransızcanın konuşulduğu ülke ise Fransa’dır. Diğer Avrupa ülkelerini de benzer bağlamla açıklamak mümkündür.
Yukarıda ifade ettiğim gibi, bir Fransız, sosyokültürel temeldeki konusunu örnek verdiğim gibi MÖ 400’lerde çözmüş ve hemen hemen aynı topraklarda yaşamaktadır. Din veya inanç konusu kültürel dinamikler içinde bir gömlek geriden incelenebilir ve olmalıdır.
Türkler ise Ural-Altay dil grubuna bağlıyız. Bağlı olduğumuz kadar’ da sahibiyiz, Türkçe dili bize özgü bundan daha temel bir konu olabilir mi.
Yukarıda belirtiğimiz gibi MÖ 2600 dedim ama aslında Türkler Altay’da (Altaylılar demek de doğrudur) MÖ 20 binyıldan den beri kendi dilini konuşuyorlardı. . Gerçek şu, proto Altay dili Asya dilidir, bu çeşitli Türk toplulukları (boylar) için temel dildir. Proto-Altay dilini konuşan bugünkü Çin, Kore, Rusya, gibi büyük ve geniş bir coğrafya var. Örneğin bir kısım konuya vakıf Koreliler kökenlerinin Türk olduğunu dahi iddia ederler.
Dil bilimcilerin ifadelerine bakılırsa. Asya dahil birçok coğrafyada Türkler devlet kurmuşlar ve kendi dillerini konuştukları, bir ulus bilincine sahip oldukları, kendi benliklerini hiç unutmadılar. Bu durum MS 400 yılarda böyleydi. Yani Fransızlar için referans ne ise Türkler için çok daha önceki dönemlerde aynı durum vardı.
Türk dili içinde aynıydı yani Hint-Avrupa dili idi. Selçuklu Devleti’nde Halk Türkçe konuşuyordu fakat Sarayın dili Farsça etkisindeydi. Yani Hint -Avrupa. İslam dini benimsenmişti. Bu dinin dili neydi Sami dili (Semitik – Yahudiler de Semitik, Arapların dili konuşuyordu)
Türk toplulukları ne konuşuyordu Ural-Altay dili Türkçe olmasına rağmen Osmanlı Devleti kurulduğunda durum neydi, Benzer şekilde açıklanabilir. Saray Osmanlıca, millet Türkçe, dil Sami’ce. Konuşurdu Osmanlıca içindeki sözcük dağarcığında Farsça daha fazlaydı, yani Hint-Avrupa dilinden sözcükler ise Osmanlıda, zamanla Avrupa ile daha içli dışlı oldu ve Fransızca konuşulmaya başlandı ki bu da Hint-Avrupa dil gurubunda olduğunu söyleyenlerde vardır.
Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Kurulan yeni devlet; bir ulus-devleti olma yolunda çok mesafe kat etmiş diğer ifadeyle milli-devletin, Dili Türkçe, yani Ural-Altay. Sözcükler muhtelif; Türk, Arap, Fars, Avrupa Milletin (ulusun) adı çoktan Türk Devleti olmuştu yani Ülkenin (yurdun) adı Türkiye Cumhuriyeti koymuşlardı.
Dili Ural-Altay dili idi. Ancak bu arada Fransız ile Türk arasındaki farkı yakalayabildik mi hayır.
Fransız MÖ 400’lerde aynı topraklarda, aynı dilini konuşuyor, bugün MS 2025 yılındayız, Fransızların aklı karışık değil ve biz Fransız milletiyiz diyorlar. Ya Türkiye’de bazı kesimler için bu karışıklık niye?
Coğrafya değişimi, dil etkisi, din etkisinde alabildiğince kalmış Bundan kurtulmak için çaba sarf etmek gerekiyor. Türkiye cumhuriyeti kurulurken bunu yaptı
Dinde siyasallaşma ne zaman başladı Kabaca, Osmanlı’nın sonlarından bu yana var.
Atatürk neyi görmüştü Din sömürüsünü, taassubu, toplumu bölen düşünceleri; olması nedeniyle laik düşünceyi, milliyetçiliği, milletin egemenliğini, devletçiliği, Türkçe dilini, Türk tarihini. Özümsedi Türk toplumuna yeniden hatırlattı.
Atatürk bu coğrafyayı yurt edinen Türk toplumuna en büyük gücü, bu kültürel yapıdaki Türk halkın gerçek özü yeniden yeşerti, hatta kültürel dokuya işlenmiş yanlışlıklar yerine bilimi getirdi. Bilimsel bakış her daim önemliydi ve Türk halkın hakkıydı artık çağdaşlaşma yolunda ilerlemeliydi, Yurt tutmak tamam, ancak bu noktada esas olan, toplumun köklerinden ayrılmaması şart olduğu bilincindeydi. Osman Bey, töre gereği devletini bir Türk devleti olarak kurdu, töresi de kültürü de böyleydi. Osmanlı İmparatorluğu 600 yıl hüküm sürdü.
Yeni bir Türkiye Cumhuriyeti yirminci asrın başında kuruldu ve Atatürk’ün öne çıkardığı hususlar, çağın şartlarına uygun ve bağlı olmaktan çok, öze dönmek ile ilgiliydi. Dilimiz Ural-Altay Diliydi konuşmalıydık yazmalıydık. Klasik devlet bağlamında Türklerde devlet binlerce yıl gerilere gidilerek, Orta Asya steplerinde kurulan şekliyle açıklanır ve temel özellikleriyle örnek teşkil eder cinsten olabilir. Ancak burası iyi anlaşılması gereken basit ama temel bir noktadır: Türklerde devlet esastır.
Nasıl Steplerde otlaklar ekonomik belirleyicidir, doğaldır ve yaşam coğrafyasıdır. Binlerce kilometre içinde otlakların durumuna göre Türkler göç ederler. En önemli hususlar; göçü yönetmek, güvenliği sağlamak, bunlarla ilgili stratejik kararları almak, ataların geleneğini sürdürmek, (mevcut ve mutasavver) otlaklara sahip çıkmak ve olabildiğince yeni otlaklar bulmak, yani ülke sınırlarını genişletmek, tehditleri bertaraf etmek, ittifaklar yapmak, töreyi (kanunu) yakınlardakilere de kabul ettirmek ve nüfusu arttırmak ve gücü ve Toprak genişletmekti. Diyelim bir Kaan (han) bu saydığım hususlar çerçevesinde liderliğini fiilen kanıtladı, onun kanatları altına başka beylikler, aileler gelirler ve genişleme bu şekilde yapılırdı çağ onu gerektiriyordu.
Elbette bütün bunlar kolay olmaz bu talepler için çoğu zaman büyük kavgalar çıkar. Ama mutlaka teşkilatın belli bir devlet nizamı vardı. Onun üzerine sürdürülür ve bina edilir. Dolayısıyla devlet olmak ilk adımdır, ülke ve millet ise onunla vardır. Başka ifadeyle Türklerde ülke, devlet, millet aynı anda vardır. Bu çok özel bir durumdur. Türk Devletin baki kalması için problemi çözdü. Beka için gerekeni yapmak üzere devletin yüce makamın kurgusunu millete dayandırdı. İşte Türkiye Cumhuriyetin esası budur.
Atatürk ise devleti meclis ile kurdu ve meclis ile geliştirdi (TBMM).
Köklü Türk medeniyeti vardı ve modern döneme göre vaziyet aldı. Böylelikle, Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı’nın sonlarındaki tartışmalar üzerine gelişen ve bize kadar yanlış aktarılan cinsten “Batıcı” değildir, Türk milletine has bir modeldir. Atatürk bir modern ulus devlet sistemi kurdu.
Milletin değer ve has anlayışları emperyalist Batı’nın eline geçmedi. Emperyalistler günümüze kadar halen emperyalist olarak kaldılar. Hatta bizim kutsal vatanımızı işgal etmişlerdi, dünyayı sömürgeye çevirmişlerdi, bu gerçekler değişmezdi. Ama dünyada sistem buydu. Japonya için de buydu, Türkiye için de. Kutsal olan vatandı ve bu uğurda Kurtuluş Savaşı’nda gerekenler yapılmıştır. Aynı zamanda barışta yapılması gerekenler de belirlemiştir. Asli unsur ve liderlik Türk’tedir, zaman zaman çok milletli ülkeler halinde bir idari sistem kurulmuştur.
Örneğin Hun İmparatorluğu nasılsa, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorlukları da böyledir. Dönemsel bakmak gerekiyor. Sistemlerin yarattığı çekim güç alanları doğrultusunda değişimler olabilir.
Toprakları işgal olan Osmanlı’dan sonra bir Kurtuluş Savaşı verilmiş, yani yok olma noktasından hareketle bir filizlenmeden söz ediyorum. Bu filizlenme ile yeni Türkiye Cumhuriyeti bir ulus devlet olarak kuruluyor ve bugün diğer uluslar gibi uluslararası sistemin bir üyesidir. Türkler, her ne olursa olsun, kendi kontrolünde olmayan bir sistemin parçası olmayı hiç hazmedemediler, hazmetmezler de. Zira bağımsızlık, özgür ruh, Türklüğün özünde var.
Zaman değişiyor, yenilikler geliyor, zamanın ruhunu yakalamak ve hatta hepsinin önünde olmak için bir mücadele vermek gerekiyor. Kültür demek ulus demek değildir. Kültür yaşamla ilgilidir. Ulus ise bir sistemdir. Ulusun içinde bir veya birden fazla kültür olabilir. Ancak köklü ulusların zaman içinde geliştirdikleri kendine has kültürleri var ederler ve birlikte tek isim altında yaşarlar
Türk devleti dediğinizde, içinde neredeyse çoğunluklu Türk boylarından müteşekkil bir yönetim sisteminden söz edildiği için, buna Türk milleti de denmiştir. Fakat modern zamanların “modern devlet anlayışları için bu açıklama yeterli gelmemektedir. Halen devlet ve ulus ayrı tarif edilir.
Eğer kavramlar karıştırılırsa, örneğin milliyetçilik, klasik kavmiyetçiliği (ırkçılığı) ve klasik devlet özlemini açıklarsa, kullanım dil olarak geçerlidir, ancak politika açısından bu tartışmalı hale gelir.
Esasen ulus, 18’inci yüzyıldan itibaren toplumun modernleştirilmesi ve rasyonelleştirilmesi adına sürdürülen politik faaliyetlerin bir sloganı haline gelmişti. Genel bakışla ulusçuluk derken şu kastedilmektedir: Politika olarak modernleşmeyi ve rasyonel yönetim şeklini kabul ettim ve savunacağım demektir. İşte burada liberal, laik, modern bir ulus devletten, yani Fransız Devrimi ilkelerini sistemleştiren cumhuriyetten söz edilmektedir. Özelde ise sistem, özgün şekilde tasarlanmış haldedir. Burada olmayan yok: Keşifler, buluşlar, Aydınlanma, felsefe, sanat, edebiyat, bilim, teknoloji, sermaye, ekonomi, sosyoloji, psikoloji, cumhuriyet, demokrasi, savaş, kazançlar ve kayıplar hepsi vardır.

