Müfit Demirkol
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. NEREDEN… NEREYE…

NEREDEN… NEREYE…

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Seksen altı milyon insanımızın yaşadığı bu topraklarda, iyi günleri ve kötü günleri ile yaşamımız devam etmektedir. İçerisinde bulunduğumuz bu sıkıntılı günlerin neden ve niçin oluştuğunun sorgulanması zamanı gelmiştir.

Tam 22 yıldır iktidarda olan siyasi partinin hem başkanı hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin de başkanı olan cumhurbaşkanımız kimdir? Nasıl seçilmiştir? Nereden gelmiştir? Yurdumuza kazandırmış olduğu neler bulunmaktadır.?

Recep Tayyip Erdoğan (d. 26 Şubat 1954, İstanbul), doğumludur. Daha önce 1994-1998 yılları arasında İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı ve 2003-2014 yılları arasında Türkiye başbakanı olarak görev yapmıştır. Cumhurbaşkanını halkın seçmesi referandumu sonrası 2014’te ilk defa doğrudan halk oyuyla cumhurbaşkanı olmuştur. 2018’de ikinci defa ve son kez 2023’te üçüncü defa cumhurbaşkanı seçilmiştir.

1976 yılında Millî Selamet Partisi Beyoğlu gençlik kolu başkanlığına ve aynı yıl İstanbul il gençlik kolları başkanlığına seçilen Erdoğan, Aksaray İktisadi ve Ticari İlimler Yüksek Okulu’ndan 1981 yılında mezun oldu. Millî Selamet Partisi’nin 1981’de kapatılması sonrasında, 1983’te kurulan Refah Partisi ile siyasi hayatına devam etti.

Recep Tayyip Erdoğan’ın babası Ahmet Erdoğan, Bakatalı Tayyip olarak da bilinen Tayyip Efendi’nin oğluydu. Recep Tayyip Erdoğan’ın 11 Ağustos 2004’teki Gürcistan ziyaretinden birkaç ay sonra çıkan haberlerde kendisinin bu ziyaret sırasında “Ben de Gürcü’yüm, ailemiz Batum’dan Rize’ye göç etmiş bir Gürcü ailesidir.” dese de, 2007’de NTV’de katıldığı bir programda Türk olduğunu söyledi. OdaTV, 2009’da yayınladığı habere göre dedesinin taşıdığı Bakatalı lakabının, Gürcistan’ın Şida Kartli bölgesine bağlı Bagata köyü olduğu öne sürülmektedir.

Murat Ümit Hiçyılmaz, Güneysu Seyahatnamesi adlı kitabında, arşiv kayıtlarına göre Erdoğan’ın ailesinin 450-500 yıldır Yüksekköy köyünde yaşamakta olduğu ve kökenleri Orta Asya’ya dayanan ailenin Kafkasya üzerinden bölgeye geldiği ifade edilmektedir.

Başkanlık dönemine ilişkin olarak 18 dosyadan İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde dava açıldı. Bunlardan bazıları AKBİL Skandalı, İSFALT, İSTAÇ ve İDO ile ilgili yolsuzluk davalarıdır. Bu davalar, milletvekili olduğunda dokunulmazlığı nedeniyle dokunulmazlığı süresince donduruldu.

Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı, Erdoğan hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 312/2 maddesine göre “halkı din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek” suçlamasıyla hazırladığı iddianamesini 12 Şubat 1998’de tamamladı. Bir yıldan üç yıla kadar hapis istemiyle dava açılan Erdoğan’ın yargılanmasına 31 Mart 1998 günü başlandı. 21 Nisan 1998’de sonuçlanan dava, Erdoğan’ın iddianamede bahsedilen suçu işlemesiyle sonuçlandı ve Erdoğan’a bir yıl hapis ile 860 bin TL ağır para cezası verildi. Daha sonra kendisini duruşmadaki hâli ve tavrı göz önüne alınarak cezası 10 ay hapis ve 176 milyon 666 bin 666 TL para cezasına çevrildi. 3 Haziran’da açıklanan gerekçeli karara göre Erdoğan, “Siirt’te yaptığı konuşmayla dindar ve dindar olmayan diye bölünen kesimler arasındaki gerginliği canlı tutmayı amaçlamaktaydı. “Bunları inanç birliği maksadıyla söyledim” şeklindeki ifadesinin inandırıcı bulunmadığı belirtilirken, “Benim referansım İslam’dır” diyerek topluluğu inanan ve inanmayan olarak ayırdığı belirtildi. “Cezanın ertelenmesine yer olmadığı” ibaresinin de yer aldığı kararın bir aykırı oya karşılık oy çokluğuyla alındığı ve Yargıtay’a başvurulabileceği kaydedildi. Mahkemenin aldığı karar 23 Eylül’de Yargıtay 8. Ceza Dairesi tarafından, bire karşı dört oyla onaylandı.

Bütün bunların yanı sıra yurdumuz, bir takım dini vakıfların, tarikatların ve dini eğitim gördürülen küçük yaşta evlatlarımızın evleri ile dini eğitime önem verilmiştir. Meslek okulları kapatılarak, imam hatip okullarına yönelinmiştir. Böylece, eğitim düzeyi düşürülmüş, işsizlik ve istenilen eğitimin alınması nerede ise imkansızlaştırılmıştır. Muhasır medeniyetlerin seviyesine çıkabilmemiz imkasızlaştırılmıştır.

“Cami ve mescit dışındaki”, tekke, zaviye ve türbeler 30 Kasım 1925’te kabul edilen 677 sayılı kanunla kapatıldı.

Şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, halifelik, üfürükçülük gibi unvanlar kalktı. Bakanlar Kurulu’nun 2 Eylül 1925’teki talimatıyla 773 tekke ve 905 türbe kapandı. Daha sonra eğitim kurumu olarak Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) devredildi. Ancak yasağa rağmen, çok köklü geleneklere sahip olan tarikatlar ve dini cemaatler, yeraltına çekildi ve varlıklarını sürdürdü.

Uzmanlara göre Türkiye’de tarikat ve cemaatler günümüzde sadece dini açıdan değil, siyasi, ekonomik ve sosyal açılardan da önemli rol oynuyor.

Özellikle AKP’nin iktidara geldiği 2002’den beri devlette bu yapılar ve bu yapılara mensup kişilere alan açıldı. Tarikat ve cemaatlerle bağlantısı olan dernek ve vakıfların “kamu yararına çalıştığı” gerekçesiyle resmi kurumlarla projeler yürütmesi eleştiriliyor. Bu oluşumlarla protokol yapan ve projeler yürüten devlet kurumlarından biri MEB.

Bakanlık 2015’te de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın yöneticisi olduğu Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı (TÜRGEV) ile üç yıllık protokol imzaladı. Bu işbirliği ile TÜRGEV yurtlarında kurslar açıldı. İktidara yakın Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) ile 2016’da ve 2020 yılında sosyal, kültürel, sportif faaliyetlerin yapılmasına yönelik protokol yapıldı.

2017’de İlim Yayma Cemiyeti ile benzer biçimde Nur Cemaati’ne yakınlığıyla bilinen Siverek Öğrenci Derneği ile iş birlikleri için imzalar atıldı. Nakşibendi tarikatı İskenderpaşa Cemaati’ne yakın Server Yaşam Vakfı 2022’de Türkiye’deki tüm okullara düzenlenen ödüllü “Ufka Yolculuk Bilgi ve Kültür Yarışması”nın organizasyonu üstlendi.

Tarikat ve cemaatlere yakın, iktidarla ilişkisi olan vakıf ve derneklerin eğitim alanındaki faaliyetleri sürerken üç kurum bir araya geldi. Diyanet İşleri Başkanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında “Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi 2021 yılında pilot uygulamayla 48 il ve 181 okulda hayata geçti.

Türkiye’de 58 proje ve 118 program okulu ile toplam 177 imam hatip okulundaki eğitimlerinin sonucunda 18 binden fazla öğrencinin eğitim gördüğü imam hatip okullarında, hafız sayısı 10 bini aşmış durumda.

Kapalı dini yapılara sağlanan eğitim imtiyazları, yakın gelecekte milli güvenliğimizi tehdit edecek faaliyetler olarak karşımıza çıkacak. Artık Tevhid-i Tedrisat, yani eğitimde birlik yerine dini eğitim yolu açıldı.

Türkiye bu eğitimle uçurumun eşiğinde.

NEREDEN… NEREYE…
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter


Notice: ob_end_flush(): Failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home/milasciz/public_html/wp-includes/functions.php on line 5481