YASİN ARSLAN
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. KÖYLÜ ÜRETMEZSE, ŞEHİR YAŞAYAMAZ

KÖYLÜ ÜRETMEZSE, ŞEHİR YAŞAYAMAZ

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Her geçen gün yaşam koşulları biraz daha ağırlaşıyor. Bugün Milas’ta sıfır ve oturulabilir bir konut almak neredeyse hayal oldu. Ortalama sıfır bir dairenin fiyatı 5 ila 10 milyon TL bandında. Emeklinin aldığı ikramiye, maaş, fark ödemesi… Bunlarla bir ev sahibi olabilmek mümkün mü? Ne yazık ki hayır.

Eskiden insanlar emekli olduklarında, “İkramiye ile bir daire alır, başımı sokacak bir evim olur.” diye düşünürdü. Bugün bırakın daire almayı, bankadan kredi çekmeye kalksan, 5 milyon TL için geri ödeme 34 milyon TL’yi buluyor. Aylık 188 bin TL taksiti hangi vatandaş ödeyebilir? Bu bölgede bırakın emekliyi, düzenli geliri olan biri bile böyle bir yükün altına giremez.

Günlük yaşam ise ayrı bir mücadele. Elektrik, su, telefon faturaları… Mutfağın gideri, aracın masrafı… Bir de çocuk okutuyorsan, iş tamamen çıkmaza giriyor. “Tasarruf ederek yatırım yapma” diye bir kavram vardı, artık o da tarihe karıştı. İnsanlar artık sadece günü kurtarmaya çalışıyor.

Peki Köylünün Çaresi Ne?

Köyde yaşayan, sabah erken kalkıp zeytinliğine giden, tarlasını süren vatandaş ne yapacak? Çocuğuna bir ev mi alacak? Mümkün değil. Çünkü hiçbir maddi geliri olmayan bir köylü, şehirdeki konut fiyatlarına yaklaşamaz.

Peki elinde kalan tek varlığı ne? Tarlası, zeytinliği…

İster istemez satmak zorunda bırakılıyor.

Oysa kendi mülküne, kendi toprağına küçük bir ev yapmak istese, hemen “yasak”. Çivi bile çaksa, bir anda karşısında zabıtayı, ilgili kurumları buluyor. Yapı mühürleniyor, durduruluyor, hatta yıkılıyor. Çünkü kanun diyor ki: “Tarım arazisine, zeytinliğe yapı yapılamaz.” ve geçen yazımda da bu konuya da ayrıntılı olarak değinmiştim.

Tamam, yasa varsa olsun… Ama herkes için olsun!

Kanun Kime İşliyor, Kime İşlemiyor?

İşin en acı tarafı şu: Köylünün iki dönüm zeytinliğine bir göz odası ev yapması yasak. Ama nedense sahil kenarlarında zeytinliklerin, tarlaların, hatta orman vasfındaki yerlerin üzerine devasa villalar, tatil siteleri, oteller yapılabiliyor.

Milas – Bodrum hattına bakıyoruz: Zeytinlik diye bildiğimiz yerlerde havuzlu villalar yükseliyor. Orman diye bildiğimiz alanlarda butik oteller bitiyor. Tarla vasfındaki bölgelere tatil köyleri kuruluyor.

Peki kanun bunlara işlemiyor mu?

Yoksa köylü vatandaşın kanunu başka, imtiyazlı kişilerin kanunu başka mı? Vatandaş Satmaya Zorlanıyor. Köylü, kendi toprağında yaşayamıyor. Kendi mülkünde nefes alamıyor. Kendi zeytinliğine bir dam yapamıyor. Ama bir satıyor, o arazi iki yıl sonra “turizm imarlı” oluveriyor. Bir yıl sonra villalar yükseliyor. Beş yıl sonra değeri on katına çıkıyor. Sonra da köylüye “Neden toprağını sattın?” diye soruyorlar.

Asıl soru şu olmalı: “Toprağını satmaya kim mecbur bıraktı?”

Çözüm Var mı? Var.

Devlet, gerçekten üretimi ve köylüyü desteklemek istiyorsa: Köylünün kendi tarlasına belirli kriterlerle tarımsal amaçlı küçük bir yapı yapmasına izin verebilir. Herkese uygulanan yasayı bazı bölgelere ve bazı kişilere esnetmek yerine, herkese eşit uygulayabilir. Sahil hattındaki tarım ve orman arazilerindeki yapılaşmayı gerçekten denetleyebilir.

Köylünün toprağını koruyacak teşvik paketleri oluşturabilir. Çünkü unutulmamalı:

“Köylü üretmezse, şehir yaşayamaz.”

Milas’ta, Ege’nin genelinde ve Türkiye’nin pek çok noktasında tablo aynı:

Ev almak hayal…

Yatırım yapmak hayal…

Kendi toprağına ev yapmak bile hayal…

Gerçek çözüm; köylüyü, emekliyi ve dar gelirliyi koruyan, kanunu herkese eşit uygulayan bir düzeni inşa etmektir. Bu düzenin sağlanabilmesi için yalnızca yasaların varlığı yetmez; bu yasaların ayrım yapılmadan işletilmesi gerekir. Devletin tüm kurumlarının –ilgili bakanlıklar, belediyeler, il tarım müdürlükleri, imar birimleri, çevre ve şehircilik teşkilatları– görevini şeffaf ve tarafsız şekilde yapması şarttır. Denetim mekanizması, kimin güçlü olduğuna, kimin tanıdığı olduğuna ya da hangi bölgenin “değerli” sayıldığına göre değişemez.

Köylünün iki dönümlük zeytinliğine bir odalık yapı yapmasına izin vermeyen kurumların, sahil kenarlarında tarım ve orman arazilerinin villalara dönüştürülmesini görmezden gelme lüksü yoktur. Burada temel sorumluluk, eşit denetimdir. Kanun herkes için aynı şekilde işlediğinde, vatandaş da kendini güvende hisseder; “Benim toprağıma neden yasak, onun toprağına nasıl serbest?” sorusu ortadan kalkar.

Ayrıca denetleyen kurumların da denetlenmesi gereklidir. Çünkü adalet ancak tarafsız ve bağımsız bir kontrol sistemiyle sağlanabilir. Bu bağlamda: İmar izinlerinin kimlere, hangi şartlarda verildiği şeffaf olmalıdır. Tarım ve zeytinlik koruma kanunlarının uygulanışı, yıldan yıla bağımsız bir kurul tarafından gözden geçirilmelidir. Rant amaçlı imar değişiklikleri, kamuya açık şekilde denetlenmelidir.

Kırsal alanlarda yaşayan vatandaşın yaşam hakkını ve mülkiyetini koruyan düzenlemeler, gerçek ihtiyaçlar dikkate alınarak güncellenmelidir.

Devletin asli görevi, güçlüye göre değil; adalete göre hareket etmektir. Çünkü köylünün toprağı da değerlidir, emeklinin birikimi de değerlidir, dar gelirlinin yaşam hakkı da değerlidir. Eşitlik ve adalet olmadan huzurlu bir toplum inşa edilemez.

KÖYLÜ ÜRETMEZSE, ŞEHİR YAŞAYAMAZ
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter


Notice: ob_end_flush(): Failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home/milasciz/public_html/wp-includes/functions.php on line 5481