(Bölüm 5)
DENİZ GEZMİŞ
12 Mart Muhtırası olduktan üç gün sonra yani 15 Mart 1971’de bir motosiklette Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan, diğer motosiklette ise Sinan Cemgil yola çıktılar. Sinan Cemgil daha sonra yol ayrımından Nurhak’a doğru yol aldı. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ile birlikte Malatya’ya gitmek amacıyla yolda ilerlerken, Sivas girişinde çevirme olduğunu haber almaları üzerine yönlerini Şarkışla’ya çevirdiler.[ Şarkışla’ya yaklaşık 20 km kala bozulan motosikleti iterek ilçeye götürdüler. Şarkışla’da motosikleti kiraladıkları bir jipe yükledikten kısa bir süre sonra bekçinin aldığı bir ihbar sonucu askerlerin gelmesi üzerine çıkan çatışmada Aslan yaralanarak yere düşünce Deniz Gezmiş tek başına kaçmaya devam etti.
Kaçabilmek için bir astsubayın evine zorla girerek kapısının önünde duran arabasına kendisi ile birlikte binmesini sağladı. Astsubay’ın karısı kapıyı kapatmaya çalıştığı esnada kapıya ateş ederek kadının elinin yaralanmasına neden oldu. Astsubay Başçavuş İbrahim Fırıncı’yı rehin aldı. Gezmiş, 16 Mart 1971 Salı günü Sivas’ın Gemerek ilçesinde etrafı sarılarak yakalandı ve Kayseri’ye getirildi ve Kayseri Valisi Abdullah Asım İğneciler’in karşısına çıkarıldı. Buradan Ankara’ya, dönemin İçişleri Bakanı Haldun Menteşeoğlu’nun makamına götürüldü.
Mahkemesi, 16 Temmuz 1971 günü Altındağ Veteriner Okulu binasında Tuğgeneral Ali Elverdi başkanlığında, Baki Tuğ savcılığında Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 No.’lu Mahkemesinde başlayıp 9 Ekim 1971 günü bitti. Deniz Gezmiş ve arkadaşları, 16 Temmuz 1971’de başlayan “THKO-1 Davası”nda TCK’nin 146. maddesini ihlal ettikleri gerekçesiyle 9 Ekim 1971’de 146/1 maddesi uyarınca idam cezasına çarptırıldı. Mahkeme kararı:
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan:
“Mahkememiz, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın tamamını/bir kısmını tağyir, tebdil veya ilgaya cebren teşebbüs suçunu işlediğinizi sabit gördü. Türk Ceza Kanunu’nun 146/1 maddesi uyarınca ölüm cezası ile tecziyenize karar verdi. Hüküm bir hafta içinde kabil-i temyizdir, tutukluluğunuz devam edecektir.”
Verilen karar daha sonra Türkiye Büyük Millet Meclisine getirildi. 24 Nisan 1972 Pazartesi günü yapılan Meclis oturumunda CHP lideri İsmet İnönü, “27 Mayıs’tan sonra idama mahkûm edilenlerin idam edilmemeleri için parti olarak var güçleriyle çalıştıklarını, siyasi suçlardan dolayı idam olmamasını, yeni bir kanun çıkarılmasını” önerdi ve şöyle devam etti:
“Suçluların cezaları müebbet hapse çevrilmelidir. Nihayet bunlar genç, tecrübesiz, taşkın insanlardır. Taşkınlıklarının hiçbir netice veremeyeceği kendilerine ve emsallerine öğretilmiştir.”
Konuşmalardan sonra yapılan oylamada Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam kararı, 48 “ret” oyuna karşılık 273 “kabul” oyu ile Meclis tarafından onaylandı. İsmet İnönü ve Bülent Ecevit “ret”, Süleyman Demirel ve Alparslan Türkeş ise “kabul” oyu kullandılar. Necmettin Erbakan ise oylamaya katılmadı.
Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay da idamları onayladı. İsmet İnönü, CHP adına Anayasa Mahkemesi’ne itiraz etti. Muhalefet şerhleriyle birlikte karar usul yönünden iptal edildi. İptal kararı üzerine yeniden toplanan meclis oy çokluğuyla idam kararlarını yeniden onayladı.
Mahkûmların özür dilemesi istendi. Hiçbiri yaptıklarından dolayı özür dilemedi. Alman Der Spiegel dergisinde konuyla ilgili çıkan yazıda, Deniz Gezmiş’in idam edilmeden önce şunları söylediği yazmaktadır:
Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği! Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun emperyalizm.
Deniz Gezmiş, idamından sonra bayraklaşarak “solun devrim mücadelesi”nin çok önemli bir sembolü oldu. Birçok sol örgütün, başka konularda farklı fikirlerde olmalarına rağmen mutabık kaldıkları nadir konulardan birisi de Gezmiş’in “devrim önderliği”dir.
Olaydan 15 yıl sonra Süleyman Demirel, bir gazeteciye verdiği demeçte idamlar için, “Soğuk savaşın talihsiz olaylarından biri.” yorumunu yaptı.
Deniz Gezmiş’in babasına yazdığı son Mektubu:
Baba;
Mektup elinize geçmiş olduğu zaman aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben ne kadar üzülmeyin dersem yine de üzüleceğinizi biliyorum. Fakat bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum. İnsanlar doğar, büyür, yaşar, ölürler. Önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir. Bu nedenle ben erken gitmeyi normal karşılıyorum ve kaldı ki benden evvel giden arkadaşlarım hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de tereddüte düşmeyeceğimden şüphen olmasın. Oğlun ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir. O bu yola bilerek girdi ve sonunun da bu olduğunu biliyordu. Seninle düşüncelerimiz ayrı ama beni anlayacağını tahmin ediyorum. Sadece senin değil, Türkiye’de yaşayan Kürt ve Türk halklarının da anlayacağına inanıyorum. Cenazem için avukatlarıma gerekli talimatı verdim. Ayrıca savcıya da bildireceğim. Ankara’da 1969’da ölen arkadaşım Taylan Özgür’ün yanına gömülmek istiyorum. Onun için cenazemi İstanbul’a götürmeye kalkma. Annemi teselli etmek sana düşüyor. Kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et, onun bilim adamı olmasını istiyorum. Bilimle uğraşsın ve unutmasın ki, bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir. Son anda yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir; seni, annemi, ağabeyimi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşiyle kucaklarım.
Oğlun Deniz Gezmiş – Merkez Cezaevi

