İslam Cumhuriyeti, İslam dinine dayalı cumhuriyet şeklidir. Bu yönetim şekli İran, Moritanya, Pakistan gibi ülkelerde mevcuttur. İslami yasaların anayasaya yön verdiği, halkı temsilen görev yapan idarecinin yine halkın seçimi doğrultusunda işbaşına geldiği bir hükûmet amaçlanır.
Merhum Erbakan ve şimdiki iktidarın başı olan cumhurbaşkanımız ile birlikte, o zamanın kabine üyeleri ile birlikte yurdumuzun bir İslam Cumhuriyeti olması için çaba göstermişler idi. Bu katılımcılar, bugün ayrı partiler kurarak, seçim telaşına kapılmışlardır.
Türkiye İslam Cumhuriyeti ne zaman kuruldu?
1921 ve 1924 Anayasası’nda yer alan “Türkiye Cumhuriyeti’nin Dini İslam’dır” ibaresi, Mustafa Kemal’in emri, İsmet İnönü’nün de teklifiyle 1928 yılında kaldırıldı. 20 Ocak 1921 tarihinde kabul edilen ilk anayasanın (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu) 2’nci maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin dininin İslam olduğu belirtiliyordu.
23 Nisan 1920’de açılan TBMM’nin 20 Ocak 1921 tarihinde kabul ettiği ilk anayasada (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu) “hâkimiyetin kayıtsız şartsız millete ait olduğu” vurgulandı. Böylece, saltanat ve hilafetin kaldırılmasının önü açıldı.1 Kasım 1922’de önce saltanat kaldırıldı. TBMM, son Osmanlı Padişahı Sultan Vahdettin’in yerine 18 Kasım’da Halife olarak Abdülmecit Efendi’yi seçti. Burada amaç saltanatı kaldırmak değildi. Hilafeti kaldırmak isteyenler bu yolun taşlarını döşemeye başlamıştı.
15 Nisan 1923’te Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nda yapılan bir değişiklikle de saltanatın lağvedilmesine sözle ve basın yoluyla muhalefet etmek “vatan hainliği” kapsamına alındı. Cezası da idam olarak belirlendi.
16 Nisan 1923’te 1’inci TBMM feshedildi. Temmuz ayında yapılan seçimlerin ardından kurulan yeni Meclis öncelikle 23 Ağustos 1923’te Lozan Anlaşması’nı onayladı.
Halka 1920’deki Sevr Anlaşması’nı gösterenler, 1923 Lozan Anlaşması’na razı ettiler. Lozan’ı halka zafer diye gösterdiler. Şu anda Ege Denizi’nde bağırsan sesin duyulacağı adalar, Lozan’da düşmana verildi. Yunanistan’a verilen adalarda camiler, mabetler vardı. Lozan’da masaya oturanlar, anlaşmanın hakkını verememiş olsa da yeni Meclis Lozan Anlaşması’nı onayladı.
Daha sonra devletin başkentinin İstanbul yerine Ankara olmasına karar verildi. Böylelikle beş yüzyıla yakın bir süre Osmanlı İmparatorluğu’nun başkentliğini yapmış İstanbul, unutturulmaya çalışıldı.
29 Ekim 1923’te ise “Türkiye devletinin hükümet şeklinin Cumhuriyet olduğu” 286 üyeli TBMM’de sadece 158 oyla kabul edildi.
Mustafa Kemal, önünde engel olarak gördüğü Hilafet makamını ise 1 Mart’ta Meclise sunulan önergeler doğrultusunda 3 Mart 1924 tarihinde kaldırdı. Osmanlı hanedanının sürgün edilmesine karar verildi. Müslümanları bir arada tuttuğu gözden kaçırılmaması gereken Hilafet makamını lağveden güç odakları, bununla kocaman bir İslam coğrafyasını başsız bırakarak parçalamayı hedefledi.
Hilafetin kaldırılmasıyla başsız kalan İslam ülkeleri, bundan sonraki süreçte birer birer batılı emperyalist ülkelerin sömürgesi haline gelmekten kurtulamadı.
Necmettin Erbakan tarafından ön görülen “Ilımlı İslam Cumhuriyeti” kavramı, başta cumhurbaşkanımız olmak üzere büyük destek gördü. Öyle ki, cumhurbaşkanımız İslam ülkelerine yaptığı gezilerde kendisinin İslam camiasının hilafetini geri getirerek, halife olmak istemesine kadar.
Türkiye’nin emperyalist devletlerle olan ilişkilerinin başında gelen Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere tüm emperyalist ülkeler, yurdumuzun İslamiyet inancında daha kuvvetli rol almasını ve cumhurbaşkanımızın da bu organizasyonda lider olmasını istemektedirler. Çünkü, yurdumuzda bulunan başta maden değerlerimiz olmak üzere bütün değerlerimizin ele geçirilmesinde böylelikle daha büyük kolaylıklar yaşanacaktır.
Bütün bunların ışığında dergahların, cemaatlerin ve din kökenli vakıfların kurulmasına, eğitim sistemimizin ve dengemizin İslam şartlarına uygun hale getirilmesi çalışılmalarına başlanılarak, büyük kurtarıcımız Gazi Mustafa Kemal’in “laiklik” kavramının silinmeye çalışıldığı görülmektedir.
İslamiyet’in belirli başlı kaidelerinin de bu şekilde bozulmaya çalışıldığı da görülmektedir. Öncelikle İslamiyet’te sınıf ayrılığı asla yoktur. Asla “kul hakkı” yenmez.
Başımızda olup da İslamiyet adını kendilerinin çıkarları doğrultusunda kullananlar bunun hesabını ahirette de verecekleri gibi halkımıza da vermek zorunda kalacaklardır.

