Müfit Demirkol
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. DÜNYA TARİHİ

DÜNYA TARİHİ

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

(Bölüm 3)

7. yüzyılın başında, Orta Doğu’da, Muhammed önderliğinde İslam, bölgenin ana dini hâline geldi ve Kuzey Afrika’ya, Asya’nın içlerine ve hatta İber Yarımadası’na doğru yayıldı. Ortaya çıkışından sonra hızla yayılan ve 100–150 yıl içinde büyük bir kültürel ve dinî birlik oluşturan bu inanç, mimaride sonraki nesillere ilham veren başarıların gerçekleştirildiği, bilim ve teknolojideki eski ilerlemelerin tekrar meydana getirildiği ve o bölge insanları için yeni bir yaşam şeklinin oluştuğu, İslam’ın Altın Çağı olarak bilinen dönemin başlamasını sağladı. Bu dönemin merkezi, Abbâsî Halifeliği’nin kontrolü altındaki Bağdat’ta 8. yüzyıl ortalarında kurulan Beytü’l–Hikme (Bilgelik Evi) kütüphanesi idi. Bu dönemde, Hindistan’dan Endülüs’e kadar geniş coğrafyada tıp, felsefe, teoloji, sanat, fizik, geometri, matematik, astronomi, mekanik, kimya ve İslam hukuku gibi geniş yelpazede çalışmalar yapıldı.

Başta Antik Yunan olmak üzere geçmiş uygarlıkların ve ünlü filozofların ürettiği bilgi ve düşünceler, tercümelerle İslam dünyasına ve Endülüs kanalıyla Avrupa’ya aktarıldı. İslam dünyası, 8. yüzyılın ortalarından 15. yüzyılın sonlarına kadar bilimsel, teknolojik, sanat, kültür, askerî gibi pek çok alanda dünyanın en gelişmiş medeniyeti oldu. Ayrıca Müslüman bilim insanlarının bu çağda yaptığı çalışmalar, Batı dünyası da dahil olmak üzere sonraki nesillere ilham kaynağı oldu.

İnkalar tarafından 1450’li yıllarda inşa edilen ve Peru’da bulunan Machu Picchu, Dünyanın Yeni Yedi Harikası listesindedir.

Amerika’da ise, M.S 800 civarından itibaren Mississippi Nehri çevresinde karmaşık kültürler ortaya çıkmaya başladı. Kıtanın daha güneyinde ise Aztekler ve İnkalar baskın medeniyetler hâline geldi, Machu Picchu gibi antik şehirler inşa edildi.

1054 yılına gelindiğinde, Roma Katolik Kilisesi ve Doğu Ortodoks Kilisesi arasında gerçekleşen mezhepsel ayrılık, Batı ve Doğu Avrupa arasında günümüze kadar devam edecek olan önemli kültürel ayrılıklara yol açtı. Bu sıralarda Hristiyanlık, görece yeni doğmuş İslam inancının yayılması ve gelişmesi ile rekabet hâlindeydi.

Hristiyan ve İslam dünyaları en nihayetinde çatıştılar.

İngiltere Krallığı, Fransa Krallığı ve Kutsal Roma İmparatorluğu, Orta Doğu’daki Kutsal Topraklar’ın kontrolünü Müslümanlardan geri almak için bir dizi kutsal savaş başlattılar.

“Haçlı Seferleri” olarak bilinen bu çatışmaların başlangıç noktası, 1095’te toplanan Clermont Konsili’nde Papa II. Urbanus’un verdiği etkileyici bir vaaz oldu. 1096’da başlayan ilk sefer, Katolik Hristiyanların 1099’da Kudüs’ü Müslümanlardan alması ile sonuçlandı.

Yaklaşık 88 yıl boyunca Haçlıların hâkimiyetinde olan Kutsal Topraklar ve Kudüs şehri, 1187 yılından sonra tekrar Müslümanların kontrolüne geçti.

1206 yılında Cengiz Han tarafından kurulan Moğol İmparatorluğu, 13. ve 14. yüzyıllarda Avrasya’nın çoğunu fethetti.  Bu sırada Bağdat’ı da yağmalayarak İslam’ın Altın Çağı’nın sona ermesine neden oldu. Aynı zaman diliminde, Batı Afrika’da yer alan Mali İmparatorluğu, Senegambiya’dan Fildişi Sahili’ne kadar uzanarak kıtadaki en büyük imparatorluk oldu. Okyanusya’da ise, Pasifik Okyanusu üzerindeki birçok adaya yayılan Tu’i Tonga İmparatorluğu’nun yükselişi gerçekleşti.

15. yüzyılın ortalarından itibaren güçlenmeye başlayan Osmanlılar, 1453’te Konstantinopolis’i ele geçirdiler ve 11 asırlık Hristiyan Bizans (Doğu Roma) İmparatorluğu’na son verdiler. 1492’de Kastilya Krallığı’nın İspanya şehri Gırnata’yı alması, İber Yarımadası’nda yaşayan Müslümanların Endülüs topraklarındaki yaklaşık sekiz asırlık hâkimiyetlerini sona erdirdi.

Yeni Çağ’ın başlarında gittikçe güçlenen Osmanlı İmparatorluğu, Akdeniz Havzası çevresindeki toprakların çoğunu kontrolü altına aldı ve 1517 yılına gelindiğinde Suriye, Lübnan, Filistin, Mısır ve Hicaz gibi Orta Doğu bölgelerini ele geçirdi. Bu sırada Japonya Edo Dönemi’ne girdi, Çin’de Çing Hanedanlığı yükseldi ve Müslüman Babürlüler, Hindistan’ın çoğuna hükmetti. Avrupa, 15. yüzyıldan başlayarak Rönesans dönemine girdi. Bu dönem içerisinde Kilise, siyasi bir varlık olarak gücünü yitirdi.

1492’de İtalyan kâşif Kristof Kolomb’un Amerika kıtasına ulaşmasının ardından, yeni bölgelerin keşfedilip sömürgeleştirilmesiyle Keşifler Çağı başladı. Avrupa kıtası, zamanla dünyadaki diğer insan toplulukları üzerinde siyasi ve kültürel bir hâkimiyet kurmaya başladı.  Britanya İmparatorluğu, dünyanın en büyük imparatorluğu olmak üzere genişledi ve Amerika, Avrupalılar tarafından sömürgeleştirildi. Diğer tarafta ise, bu gelişmeler Atlas Okyanusu’nda köle ticareti ve Amerikan yerlilerinin soykırımına sebep oldu. Bu zaman zarfı ayrıca matematik, mekanik, astronomi ve fizyolojide gerçekleşen büyük ilerlemeler ile Bilimsel Devrim’e de damgasını vurdu: İngiliz fizikçi ve matematikçi Isaac Newton’ın 1687’de yayımladığı “Philosophiæ Naturalis Principia Mathematica” (Doğa Felsefesinin Matematiksel İlkeleri) adlı kitabı, klasik fizik mekaniğinin temelini oluşturmakla kalmadı; bilim tarihinin kilometre taşlarından biri oldu ve eser, dünya tarihinin en önemli bilimsel kitapları arasına girdi.  Newton’ın evrensel kütle çekimi ve hareketin üç kanunu, sonraki üç yüzyıl boyunca bilim dünyasına egemen oldu. Yine İngiliz doğa tarihçisi Charles Darwin’in 1859’da yayımladığı “Türlerin Kökeni” adlı kitabı, biyolojik evrim kuramının temelini oluşturdu.

DÜNYA TARİHİ
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter


Notice: ob_end_flush(): Failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home/milasciz/public_html/wp-includes/functions.php on line 5481