12 Eylül 1980 Darbesi, birçok faktörün bir bileşkesinin ürünüdür. İthal ikameci sermaye birikim rejiminin gerek içsel gerekse de dışsal birtakım dinamikler nedeniyle tıkanması, iktisadi kriz, iktidar bloku içerisinde fraksiyonlar arasındaki çelişkilerin artması ile iktidar blokunun dağılması, işçi sınıfının politizasyonu ve artan eylemliliği, ülkede baş gösteren siyasal bunalımın derinleşmesi ile birlikte bir hegemonya ve temsil bunalımının da ivme kazanması ile, küresel kapitalizmin yaşadığı yapısal kriz neticesinde oluşmuş olan bu askeri darbe bu günümüzden tam 88 yıl önce gerçeleşmiş idi.
Sene, 2025..
Ülkemiz de şimdi yaşamakta olduğumuz bu günlerimizde, yaşanılan siyasal bunalımın etkisiyle ülkede ciddi bir temsil krizi de yaşanmakta, siyasal partilerle tabanları arasındaki uçurum gün geçtikçe artarak, burjuvaziyi ciddi bir hegemonya bunalımıyla karşı karşıya getirmektedir.
CHP’nin üst yönetiminin, devletimiz tarafından görevlerinden alınarak, yerlerine “kayyum” atanması, bundan 88 yıl önceki askeri ihtilalin hatırlanmasına neden olmuştur.
12 Eylül 1980 de yapılmış olan ihtilal, o günkü ordumuz tarafından oluşturulmuş idi. Ordumuz, o zaman mevcut yönetimin aksalıklarını, yanlışlıklarını görerek olaya el koymuş idi. Bu gün için bu konu tartışılır.
12 Eylül Darbesi, esas itibariyle, 1970’li yıllarda yaşanılan birikim rejimi krizinin ve sınıflar mücadelesinin bir sonucu olarak görülebilir. Aslında bu darbenin kökenleri, 1960’lı yılların sonuna kadar uzanmakta ve genel olarak kabul edildiği üzere, 1971 darbesi de, bu bağlamda, 12 Eylül’ün başarısız bir provası olarak değerlendirilmektedir. 1960’ların sonlarına kadar ithal ikameci birikim rejiminin başarılı bir şekilde gelişip/genişlemesi, gerek iktidar bloğu içerisindeki farklı fraksiyonların çelişik çıkarlarının uzlaştırılmasına gerekse de bağımlı sınıfları bir bütün olarak burjuvazinin genel çıkarlarına eklemleyecek maddi ödünlerin vermesini kolaylaştıracak kaynakların yaratılmasına katkıda bulunmuştur. Birikim rejiminin başarılı biçimde genişlediği bu süreç, yasalpolitik üst yapıda da karşılığını bulmuş, 1961 Anayasası’nın da itici gücüyle siyasal ve sosyal haklarda bir gelişme sürecine girilmiştir. Söz konusu bu süreç,maddi olanakları geliştirdiği ve genişlettiği ölçüde, burjuvazinin ekonomikkorporatif çıkarlarını aşmasına da olanak sağlayarak, iktidar blokunun istikrarlı bir hegemonya oluşturmasının önünü açmıştır.
Günümüzde de, mevcut siyasal bunalımın etkisiyle, ülkede ciddi bir temsil krizi de yaşanmakta olup, siyasal partilerle tabanları arasındaki uçurum gün geçtikçe artarak, halkımızı ciddi bir hegemonya bunalımıyla karşı karşıya getirilmektedir.
Eğitimden, geçinebilmeye, ırk dil ve din ayrımcılığı yapılarak, yurdumuz insanlarını birleştirmek yerine, birtakım fesatlıklarla ayrımcılık yapılmaktadır. Bu ise, yurt çapında huzursuzluk yaratmaktadır.
Büyük kurtarıcımız Mustafa Kemal Atatürk düşmanlığı yaratılmaya çalışılmaktadır. Dünyanın bir çok ülkesinde takdir edilen kurtarıcımızın ne yazıktır ki yurdumuzda yer yer heykelleri ve büstleri kırılmaya çalışılmaktadır.
Partiler arası çeşitli anlaşmamazlıklar hüküm sürmekte olup, devlet tarafından iktidar partisi haricinde olan partilere karşı sanki bir savaş açılmışcasına müdahalelerde bulunulmaya başlanmıştır.
Silahlı kuvvetlerimize karşı inanılmayacak kadar kötü davranışların da görüldüğü günümüz de, ordumuz bireylerinin, harp okullunu bitirdikten sonra dahi, yapmış oldukları “Atatürk askerleriyiz” sloganları dolayısı ile kovulmaları, askerliklerinden el çektirmeleri ile, üst rütbede olanların, emniyet güçlerimiz tarafından üst aramalarının yapılması, halkımız tarafından nefret ile karşılanmıştır ve karşılanmaktadır.
Bütün bunların yanı sıra millet fakru zaruret içinde harap ve bitap düşmüşken, iktidar yaşadığı lüksü, şatafatı, israfı ve bunların da etkisiyle artan bütçe açıklarını ne şekilde kapatılacağının yollarını aramaktadır.
İhtilaller, ülkemizin daha da geri gitmesine sebep olur. Her türlü darbeden ziyade, halkımızın mevcut düzene karşı itirazı ile “halk ihtilali” yapması, hayal bile edilmemesi, gerçek dileğimizdir.
Önemli olan, mevcut siyasilerimizin, hangi siyasi partiden olurlarsa olsunlar geçmişimizden ders almalarıdır.

