Bazı şehirlerin geleceğini konuşurken önce yollarını, binalarını, meydanlarını ve altyapısını konuşuruz.
Ben Milas’ın geleceğini konuşurken biraz daha ilerisine bakmak istiyorum.
Çünkü benim hayalimde Milas yalnızca sorunlarını çözmüş bir ilçe değil; kendi değerini keşfetmiş, dünyaya anlatmış ve bu değeri halkının refahına dönüştürmüş bir şehir.
Bunun adı benim için Milas 2035.
Bu bir slogan değil.
Bir hayal de değil.
Doğru planlandığında adım adım gerçekleştirilebilecek bir şehir vizyonudur.
ÖNCE KENDİMİZİ TANIYACAĞIZ
Bir şehri dünyaya tanıtmadan önce kendimize tanıtmamız gerekiyor.
Milas’ın neyi var?
Binlerce yıllık tarih…
Mylasa, Euromos, Labranda, İasos…
Bafa ve Latmos…
Çomakdağ…
Güllük, Ören, Akbük…
Zeytin ve zeytinyağı…
Milas halısı…
Yerel yemekler…
El emeği…
Tarım…
Ve bütün bunların üzerinde yaşayan, üreten Milas insanı.
Üstelik Milas Zeytinyağı’nın TÜRKPATENT’te menşe adı olarak tescilli olması ve Milas’ın farklı yöresel ürünlerinin de coğrafi işaret ve marka çalışmalarına konu olması, elimizde zaten güçlü bir marka altyapısı bulunduğunu gösteriyor.
Demek ki sıfırdan bir marka yaratmayacağız.
Var olan Milas’ı doğru anlatacağız.
Ben olsam ilk işlerden biri olarak bütün paydaşları aynı masada buluştururdum.
Belediye…
MİTSO…
Ziraat Odası…
Turizmciler…
Üreticiler…
Kooperatifler…
Esnaf…
Üniversiteler…
Sivil toplum kuruluşları…
Gençler…
Kadın üreticiler…
Ve mahalle temsilcileri.
Adı da basit;
Milas Marka Konseyi.
Bu yapı sadece toplantı yapan bir kurul olmayacak.
Milas’ın hangi değeri nasıl markalaşacak, hangi ürün hangi pazara girecek, hangi turizm rotası oluşturulacak, hangi mahalle hangi değerle öne çıkacak; bunların yol haritasını çıkaracak.
Ve her yıl Milaslıya hesap verecek;
Ne planladık, ne yaptık, ne sonuç aldık?
132 MAHALLE, 132 HİKAYE
Milas’ı yalnızca merkezden ibaret görmeyeceğiz.
132 mahallemizin her birinin değerini çıkaracağız.
Bir mahallemizde zeytin…
Bir mahallemizde hayvancılık…
Bir başka mahallemizde el emeği…
Bir başka mahallemizde tarih…
Bir başka mahallemizde doğa…
Her mahalle için “Değer Haritası” oluşturacağız.
Böylece Milas’ın markalaşması sadece şehir merkezinin değil, kırsalın da ekonomik kalkınması anlamına gelecek.
BAFA-LATMOS: SADECE GÖRÜLECEK DEĞİL, YAŞANACAK
Bafa’yı bir göl manzarasından ibaret düşünmeyeceğiz.
Kapıkırı’dan başlayıp Herakleia ve Latmos’u kapsayan yürüyüş ve doğa rotaları oluşturacağız.
Tarih, doğa, gastronomi ve yerel üretimi aynı rotada buluşturacağız.
Gelen turist yalnızca fotoğraf çekip gitmeyecek.
Köyde yemek yiyecek.
Yerel ürün satın alacak.
Konaklayacak.
Üreticiyi tanıyacak.
Milas ekonomisine doğrudan katkı sağlayacak.
İşte turizm budur.
Turist sayısını değil, Milas’ta bıraktığı değeri büyütmek.
MİLAS ZEYTİNİ: TARLADAN DÜNYAYA
Milas zeytinyağı bugün zaten güçlü bir marka altyapısına sahip.
MİTSO’nun kayıtlarında çok sayıda Milas zeytinyağı markası bulunuyor; bu bize üreticinin markalaşmaya ilgisinin de olduğunu gösteriyor.
Ama benim hayalim bunun bir adım ötesinde.
Milas Zeytin Rotası.
Hasat zamanı turist gelecek.
Zeytin toplayacak.
Zeytinyağının nasıl üretildiğini görecek.
Tadım yapacak.
Üreticiden satın alacak.
Ve aldığı ürünün üzerinde sadece “zeytinyağı” değil, Milas’ın hikayesi olacak.
Çünkü bugün dünyada insanlar yalnızca ürün satın almıyor.
Hikaye satın alıyor.
ÇOMAKDAĞ: KÜLTÜRÜN EKONOMİYE DÖNÜŞTÜĞÜ YER
Çomakdağ’ın kültürü korunmalı ama yalnızca seyredilecek bir folklor unsuru haline getirilmemeli.
Kadınların el emeği ürünlerini satabileceği merkezler…
Yöresel yemek atölyeleri…
Geleneksel mimari rotaları…
Köy yaşamı deneyimleri…
Fotoğraf ve kültür rotaları…
Bütün bunlar planlanabilir.
Ve burada kazanılan para doğrudan köy insanına dönebilir.
MİLAS MUTFAĞI
Bir şehrin markalaşmasında mutfağın gücünü küçümsememeliyiz.
Milas’ın yemekleri kayıt altına alınmalı.
Yerel restoranlar desteklenmeli.
Genç aşçılar yetiştirilmeli.
“Milas Mutfağı” adıyla gastronomi rotaları ve etkinlikleri oluşturulmalı.
Milas’a gelen insanın valizine yalnızca hediyelik eşya değil, Milas’ın tadı da girmeli.
Ve gençler;
Bir şehir gençlerini kaybediyorsa geleceğini de kaybetme riski taşır.
Bu nedenle Milas’ta gençler için Tarım, Turizm, Teknoloji ve Yapay Zeka Merkezi kurulabilir.
Gençler burada;
yapay zeka,
e-ticaret,
dijital pazarlama,
tarım teknolojileri,
turizm teknolojileri,
girişimcilik
alanlarında eğitim alabilir.
Milas’ta üretilen bir ürünün dünyanın öbür ucundaki müşteriye ulaşması için artık kilometrelerin önemi yok.
Dijital dünya, Milas’ın yeni pazar yeridir.
MİLAS’TA SADECE YAŞAMAYACAĞIZ, ÜRETECEĞİZ
Benim hayalimde Milas’ta kadınların üretime katıldığı, gençlerin girişim kurduğu, çiftçinin ürününü değerinde sattığı, esnafın kazandığı bir ekonomik model var.
Bu yüzden belediyenin görevi sadece yol yapmak, park yapmak, temizlik yapmak değildir.
Bunlar zaten belediyeciliğin temel görevleridir.
Asıl mesele, şehrin ekonomik ve sosyal kapasitesini büyütmektir.
Milas’ın ihtiyacı olan makinalardan önce vizyondur.
Çünkü makine asfalt döker.
Ama vizyon geleceği döşer.
MİLAS 2035’TE NASIL BİR ŞEHİR OLACAK?
Ben 2035 Milas’ını şöyle hayal ediyorum;
Turist Bodrum’a geldiğinde Milas’ı da programına koyuyor.
Üretici ürününü aracısız ve değerinde satabiliyor.
Kadın emeği ekonomik güce dönüşüyor.
Gençler iş için başka şehirlere gitmek zorunda kalmıyor.
Bafa-Latmos dünya çapında bir doğa ve kültür rotası olarak tanınıyor.
İasos ve antik kentler birbirinden kopuk değil, büyük bir tarih rotasının parçaları oluyor.
Milas’ın mutfağı tanınıyor.
Milas’ın zeytinyağı dünyanın farklı ülkelerinde sofralara giriyor.
Kırsal mahalleler turizmin ve ekonominin dışında kalmıyor.
Ve en önemlisi…
Milas kendi adını başkasının gölgesinde değil, kendi ışığıyla duyuruyor.
İşte benim hayalimdeki Milas budur.
Ben Milas’ın yalnızca “Muğla’nın bir ilçesi” olarak anılmasını istemiyorum.
Ben Milas’ın;
tarihiyle, doğasıyla, üretimiyle, kültürüyle ve insanıyla bir dünya markası olmasını istiyorum.
Bunun için önce hayal etmek gerekiyor.
Sonra planlamak.
Sonra çalışmak.
Sonra da sonuç almak.
Çünkü şehirler tesadüfen dünya markası olmaz.
Bir vizyonla, ortak akılla ve yıllar süren kararlılıkla marka olur.
Milas’ın buna yetecek kadar tarihi var.
Yetecek kadar doğası var.
Yetecek kadar üretimi var.
Yetecek kadar insan kaynağı var.
Ve en önemlisi…
Yetecek kadar hikayesi var.
Şimdi mesele, bu hikayeyi ne kadar güzel anlatacağımız değil.
Bu hikayeyi ne kadar güzel yaşayacağımızdır.
Benim Milas için hayalim çok net.!!
Bugünün sorunlarını çözen değil, yarının Milas’ını bugünden kuran bir şehir.
Milas 2035.
Bir hayal değil…
Bir hedef.

