(bölüm 5)
Erdoğan’ın meydanlara çağrısı sonrası Ankara ve İstanbul başta olmak üzere tüm şehirlerde vatandaşlar sokağa çıkarak tepki gösterdi. Başta Genelkurmay Başkanlığı’nın çevresindeki İnönü Bulvarı, Milli Müdafaa Caddesi ile Kızılay Meydanı, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, AKP Genel Merkezi ve Jandarma Genel Komutanlığı civarı başta olmak üzere meydan ve caddelerde vatandaşlar, askerin karşısında etten duvar ördü. TBMM’de temsil edilen tüm siyasi partilerin milletvekilleri saat 01:19’da Genel Kurul Salonu’nda bir araya geldi. Ardından saat 02:50’de uçaklar Meclis’in giriş kapılarının yakınlarına dört bomba attı. 03:20’de İstanbul üzerinde savaş uçakları uçtu. Gece boyunca süren çatışmaların ardından darbe girişimi bastırıldı. Yaşananlar sonucu 300’den fazla kişi hayatını kaybetti, bin 491 kişi yaralandı. Darbe girişiminin ardından 20 Temmuz 2016’da yaklaşık iki yıl süren OHAL ilan edildi.
Öte yandan darbe girişimine katılanlar tutuklanırken, bazıları firar etti. Bu süreçte Türkiye genelinde on binlerce kişi gözaltına alındı, tutuklandı ve açığa alındı. OHAL kapsamında cumhurbaşkanlığı tarafından 32 kez Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarıldı. Bu KHK’lar ile en az 125 bin 678 kamu görevlisi ihraç edildi. Bunun yanı sıra askerî, idari ve adli kurumlarda birçok kişi görevden alındı.
Daha önceki tarihlerde Ergenekon ve Balyoz adıyla askerî yetkililere karşı yapılan kimi operasyonlar sonucu bu davalara konu olan kimi isimler görevlerinden uzaklaştırılmış, yerine hükûmete yakın olduğu ileri sürülen kadroların getirildiği haberleri basına yansımıştı. Darbede adı geçen isimlerin birçoğu özellikle Ergenekon süreci ile birlikte önü açılarak YAŞ’da terfi etmişti. Darbeyi yapan ekibin başında olduğu iddia edilen Albay Muharrem Köse, Ergenekon kapsamındaki “internet andıcı” soruşturmasında tutuklanan emekli eski Genelkurmay Adli Müşaviri Tümgeneral Hıfzı Çubuklu’nun yerine 2011 yılında adli müşavir olarak atanmıştı.
Öte yandan darbe girişimine katılanlar tutuklanırken, bazıları firar etti. Bu süreçte Türkiye genelinde on binlerce kişi gözaltına alındı, tutuklandı ve açığa alındı. OHAL kapsamında cumhurbaşkanlığı tarafından 32 kez Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarıldı. Bu KHK’lar ile en az 125 bin 678 kamu görevlisi ihraç edildi. Bunun yanı sıra askerî, idari ve adli kurumlarda birçok kişi görevden alındı.
Daha önceki tarihlerde Ergenekon ve Balyoz adıyla askerî yetkililere karşı yapılan kimi operasyonlar sonucu bu davalara konu olan kimi isimler görevlerinden uzaklaştırılmış, yerine hükûmete yakın olduğu ileri sürülen kadroların getirildiği haberleri basına yansımıştı. Darbede adı geçen isimlerin birçoğu özellikle Ergenekon süreci ile birlikte önü açılarak YAŞ’da terfi etmişti. Darbeyi yapan ekibin başında olduğu iddia edilen Albay Muharrem Köse, Ergenekon kapsamındaki “internet andıcı” soruşturmasında tutuklanan emekli eski Genelkurmay Adli Müşaviri Tümgeneral Hıfzı Çubuklu’nun yerine 2011 yılında adli müşavir olarak atanmıştı.
Bununla birlikte darbe teşebbüsünde rolü olduğu iddia edilen Orgeneral Akın Öztürk, Balyoz operasyonu sonrasında birçok komutanın tutuklanmasının ardından 2013 yılında Türk Hava Kuvvetleri komutanlığı görevine getirilmişti. 2015 yılında Fethullahçı yapılanma ile bağlantıları olduğu iddia edilen Akın Öztürk’ün “darbe yapabilecek potansiyele sahip olduğu” gerekçesiyle bir grup subay tarafından Genelkurmay Başkanlığına bildirildiği ifade edilmiştir.
Bu süreçte dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ile birlikte karar vererek görev süresi bitmemesine rağmen Öztürk’ü Hava Kuvvetleri Komutanlığı görevinden almıştır. Bunun yanı sıra Mayıs 2020 tarihinde katıldığı bir televizyon programında Davutoğlu, 2015 YAŞ’da darbede kilit rol aldığı iddia edilen Tümgeneral Mehmet Dişli’nin MİT Müsteşarı ve tarafınca emekli edilmek istendiğini fakat son anda bunun engellendiğini belirtmiştir.
İddialara göre TSK’nin Fethullahçılar ile ilişkili general ve amiralleri YAŞ sonrası emekli edeceğinin belli olması üzerine Öztürk darbe girişimini başlatmıştır.
Gazeteci Ahmet Şık’ın istihbarat kaynaklarına dayandırdığı bilgilere göre TSK’daki Fethullahçı kadrolarına yönelen soruşturmalarla ilgili 16 Temmuz 2016 sabahının erken saatlerinde operasyonların ilk dalgasının yapılmasına karar verilmişti. Bu kapsamda İzmir askerî casusluk davası kumpas soruşturmasının Savcısı Okan Bato’nun şüpheli listesinde komuta kademesindeki birçok rütbeli askerî yetkiliyi kapsayan gözaltı kararı verilmiştir. Savcı Bato’nun, ağustos ayında toplanacak olan YAŞ’dan önce operasyonların başlatılması önerisi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından da onaylanmıştı. Bununla birlikte gözaltı kararları ve yapılacak operasyonlarla ilgili Genelkurmay Başkanlığı’na bilgi verilmek suretiyle onay alınmıştır. Bu karara göre 16 Temmuz 2016 tarihinde sabah 04.00’te operasyonlar başlayacaktı. Aralarında darbe girişimine kalkışanların da bulunduğu, haklarında gözaltı kararı verilen tüm askerler teknik takip altındaydı.
15 Temmuz günü gündüz saatlerinde teknik izleme yapan MİT, olağan dışı bir hareketlilik gözlemlendiğini rapor etmiş fakat bu hareketliliğin ne olduğunun anlaşılamadığı ifade edilmiştir. 15 Temmuz gecesi ise darbe girişimi yaşandı.
Darbeye zemin hazırlayan durumlara ilişkin olarak Evrensel gazetesinden Yusuf Karataş, daha önce askerî darbelere yasal dayanak oluşturduğu söylenen Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesinin 2013 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından değiştirildiğini ve bu düzenleme ile TSK’nın görev tanımından “iç tehdit” çıkartılarak görev alanının “dış tehdit” ile sınırlandırıldığını ancak buna uyulmadığını ifade etti.
Karataş’a göre Hükûmet, bu görev tanımının dışına çıkmış ve ülke topraklarının bir bölümünde operasyonlar yapılmasına izin vererek 2013 yılında değiştirilen İç Hizmet Kanunu’na uymamıştır. Karataş, hukuksal duruma rağmen TSK’yı iç olaylarda güçlendiren bu politikaların ülkeyi yeniden askerî darbe girişimlerine açık hâle getirdiğini iddia etmiştir.
Murat Yetkin, dönemin Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner ve kuvvet komutanlarının “Fethullahçılar’ı durdurmamızı engelliyorsunuz.” gerekçesiyle istifa ettiğini ve istifalarıyla “Artık Fethullahçılar’ı durduramıyoruz, durdurmamızı engelliyorsunuz, ortak olmak istemiyoruz.” anlamına gelen bir çıkış yaptığını belirtti. Yetkin, yazısında dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Şubat 2012’de Fethullahçı örgütlenmenin polis ve yargı kanatları tarafından hedef alındığı ve asıl hedefinin MİT üzerinden Erdoğan olduğunun açığa çıktığını ifade etti.
Darbeye neden olan gelişmeler arasında Türkiye dışı aktörlerin bulunduğu iddiaları da ortaya atıldı. İran İslami Şûra Meclisi Başkanı Ali Laricani’nin danışmanı Hüseyin Şeyhülislam, darbe girişiminin nedenlerinden birisinin Türkiye’nin Suriye İç Savaşı’na dair politikasını değiştirmesi ve Suriye yönetiminin Hükûmet ile iş birliğine başlaması olduğunu iddia etti.
Bununla birlikte İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, Suudi Arabistan ve Katar’ın darbe girişimine dâhil olmasının güçlü bir ihtimal olduğu iddiasında bulundu. Öte yandan İran Dinî Lideri Ali Hamaney de darbe girişiminin Amerika Birleşik Devletleri tarafından tasarlanıp hazırlandığına dair güçlü şüphelerin bulunduğunu ifade etti.
Bir diğer iddia ise Rusya’nın darbeyi önceden öğrenip Türkiye’ye haber verdiği yönündedir. Independent’in Orta Doğu muhabiri Robert Fisk, Suriye’deki Rus birliklerinin darbeyi Türk askerlerini dinlediklerinde farkına vardığını, bunun üzerine Putin’in kişisel bir mesaj yollamak suretiyle Erdoğan’ı uyardığını savundu.
Konuya ilişkin ortaya atılan iddialardan bir diğeri de Fethullahçı yapılanmanın toplum nezdinde egemenlik kurmak isteği ve buna yönelik olarak askerî darbe ile iktidarı ele geçirme çabasıdır. Bu iddiaya göre cemaat mensupları devletin anayasal kurumlarında önemli yerlere getirilecek ve sonraki süreçte devleti bu kişilerin bağlı olduğu cemaat yöneticisi Fethullah Gülen ve onun talimatı doğrultusunda hareket eden “başyüceler” idare edecektir.
Savcı Serdar Coşkun’un darbe öncesinde hazırladığı ve basında “FETÖ iddianamesi” olarak adlandırılan iddianamede “Cemaat imamları, gizli emellerini gerçekleştirmek yani devleti tamamen ele geçirerek istedikleri siyasal sistemi kurabilmek için faaliyete geçerek darbe senaryosunu ortaya koymuşlardır.” değerlendirmesi yapılmış, Fethullahçı yapılanmanın her kurum ve kuruluşa kendi mensuplarını yerleştirmeyi amaçladığı savunulmuştur. Yine aynı iddianamede bu yöntemin daha önce de kullanıldığı; bir siyasi parti olmadan, seçime girmeden, yetiştirdiği kamu görevlilerini kendine bağlayıp itaat ettirerek ve buna paralel olarak oluşan fedakârlık kültürü altında seçilmişlik duygusuna dayanarak devleti teslim almayı amaçladığı ifade edilmiştir.
Tüm bunlarla birlikte söz konusu darbe girişimini Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bizzat kendisinin kurguladığına dair iddialar da ortaya atıldı.
Cengiz Çandar, böyle bir ihtimalin de olabileceğini ifade ederek daha önceki darbelere veya darbe girişimlerine kıyasla bu kadar kısa sürede başarısız olmasının bu ihtimali doğurduğu görüşünü öne sürdü. Çandar; darbecilerin köprü trafiğini tek tarafını kapatmasının, Marmaris’te olduğu bilinen Erdoğan’ı yakalanamamasının, Muğla’daki Dalaman Havalimanı’na gitmesine ve oradan İstanbul’a geçmesine müsaade edilmesinin altını çizerek bu durumların şüpheye yol açtığını belirtti.
Tüm bunlarla paralel olarak darbe girişiminin hemen ardından süratle binlerce yargı mensubu hakkında gözaltı kararı çıkarılmasının da bir darbe girişimine hazırlık yaptığını ve devlet yapısı içerisinde darbeyle ilişkili olabilecek isimler hakkında istihbarat sahibi olduğunu vurgulandı.
İddiaların odağındaki Fethullah Gülen, yurt dışından, yaşananların senaryodan ibaret olduğunu söyleyerek hakkındaki iddiaların “onda birinin dahi” kanıtlanması hâlinde ülkeye geri dönüp en ağır cezayı çekmeye hazır olduğunu vurguladı.
İşte 15 Temmuz olayları ile kaybettiğimiz şehitlerimize yüce Rabbimizden rahmet dilemekten başka elimizden bir şeyin gelmemesi ve onların acıları ile yaşanacak olan 15 temmuzların acı ve güvensizlikle geçeceğinin bilinmesi gerekir.

