Türk olmak, yüksek sesle konuşmak değildir.
Türk olmak, gerektiğinde susup hatırlamaktır.
Çünkü Türk milleti, en çok hatırladığı zaman ayağa kalkmıştır.
Türk Bayrağı bu yüzden vardır.
Al rengi, yalnızca bir renk değildir; kefensiz toprağa düşenlerin sessiz yeminidir.
Ay, karanlığın en koyu anında bile yolunu kaybetmeyen bir iradedir.
Yıldız, dağılsa da yönünü şaşırmayan bir milletin alnındaki işarettir.
Bizim bayrağımız; Orhun’dan Malazgirt’e,
Çanakkale’den Sakarya’ya aynı kararlılıkla taşınmıştır.
Çağlar değişmiştir, ama Türk’ün bayrağının altında durma iradesi hiç değişmemiştir.
Türk’ün barışı sevmesi yorgunluktan değildir.
Kudrettendir.
Barış, zayıfların sığınağı değil; güçlülerin bilinçli tercihidir.
Ve Türk, barışı ancak bayrağı ayakta duruyorsa ister.
Tarih bu konuda nettir.
Türk’ün sabrını sınayanlar, bu sabrı korkuyla karıştıranlar
hep aynı yanılgıya düşmüştür.
Türk Bayrağı’nı hedef alarak Türk’ün geri çekileceğini sanmışlardır.
Oysa her seferinde şunu görmüşlerdir:
Türk, bayrağına uzanan eli önce hafızasında tartar.
Sonra tarihten cevap verir.
Eleştiri haktır.
İtiraz haktır.
Bu topraklarda söz her zaman söylenmiştir.
Ama bizim bayrağımıza el uzatıldığı an, mesele söz olmaktan çıkar.
Çünkü Türk Bayrağı bir devlet işareti olmanın ötesinde,
bir milletin namus çizgisidir.
Bu bir tehdit değildir.
Bu bir hatırlatmadır.
Türk barış ister.
Ama Türk Bayrağı’nın gölgesinde.
Türk Bayrağı’nı hedef alanlar, tarihte hep aynı sonucu yaşamıştır.
Ne Mutlu Türk’üm Diyene!
Haydi selametle…

