
Orman köyünden çıkıp Türkiye’nin önemli karikatür ve görsel sanat emekçilerinden biri haline gelen Ekrem Borazan, sinema, televizyon, karikatür ve belgesel üretimlerini iç içe geçiren yolculuğunu anlatıyor. Mizahın toplumsal bellekteki yerinden, sanatın sorumluluğuna; Milas’tan Eskişehir’e uzanan üretim serüveni bu söyleşide…
1958 yılında Bilecik’in Bozüyük ilçesine bağlı, ormanlarla çevrili bir köyde başlayan bir hayat… Orman mühendisi olma hayaliyle girilen üniversite sınavları, ardından tesadüf gibi görünen ama aslında yönünü sanata çeviren bir kırılma anı… Ekrem Borazan’ın sinema, karikatür, belgesel ve televizyonun iç içe geçtiği uzun bir üretim yolculuğu…
TRT ekranlarından karikatür sergilerine, Ferhan Şensoy’lu tiyatro çalışmalarından uluslararası belgesel projelere uzanan bu çok katmanlı serüvende; sanat, yalnızca estetik bir uğraş değil, aynı zamanda toplumu anlama ve anlatma biçimi olarak karşımıza çıkıyor. Mizahın dönüştürücü gücüne inanan, çizgiyi bir düşünme ve anlatma dili olarak kullanan sanatçıyla; çocukluk yıllarından bugüne uzanan yolculuğunu, sanatla kurduğu bağı, üretim motivasyonunu ve günümüzde sanatçı olmanın anlamını konuştuk.

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
1958 yazında Bilecik/Bozüyük’ün etrafı çepeçevre ormanlarla kaplı bir köyünde doğmuşum. Orman köylüsünün en önemli geçim kaynağı orman ürünleridir. En önemli otorite de orman memuru. Herkes ondan hem çekiniyor, hem itibar görüyor. Üniversite sınavında orman fakültesi ilk tercihim. Kazanamadım. İkinci yıl yine orman fakültesi, kazanamadım. Üçüncü kez orman, puanım yetmiyor. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Sinema ve Tv Bölümü ön kayıt ve yetenek sınavı ile öğrenci alıyor. Sene 1979 ve bizim evimizde henüz tv yok. Sınav komisyonunun karşısına oturdum.
– Üç kez sınava girmişsin, ilk tercihin neydi?
– Orman fakültesi…
– İkinci yıl?
– Orman fakültesi…
– Üçüncü?
– Orman…
– Ne işin var burada senin oğlum? Ağaç dikseydin şimdiye koskoca ormanın olurdu.
Tahtaya çizdiğim karikatürle sinema-tv. öğrencisi oldum. Okul bitti TRT İstanbul Tv. De kameraman olarak çalışıyorum, köye anneanneme ziyarete gittim.
-Be çocuğum okuya okuya bak kafanda saç kalmadı, sen şimdi ne iş yapıyorsun?
-Tv de seyrettiklerini çekiyorum.
-Aman bi ormancı olamadın mı?

Sanatla ilk bağınız ne zaman ve nasıl kuruldu?
Sanata bağlanmanın bir önkoşulu olduğunu düşünmüyorum. Bu bağ 7 yaşında da 70 yaşında da kurulabilir. Pek çok örneği de var. Daniel Defoe ilk romanı Robinson Cruseo’u 59 yaşında yayınlamış. İlkokul, ortaokul yıllarında resim derslerim iyiydi. Herkes kardan adam yaparken ben bahçemize Atatürk büstü yapardım. Kışlar sert geçtiği için bir-iki ay kadar erimezdi. Lise yıllarımda Gırgır dergisi ile tanıştım. Önceleri Gırgır dergisindeki tipleri kopya ederken zamanla kendi tiplerimi çizmeye başladım. Üniversite de şansım yaver gitti, Atila Özer ile tanıştım. 1983’te üniversitenin karikatür kulübünü kurdu. Aynı yıl katıldığım ilk karikatür yarışmasında birinci seçildim. İlk karikatür sergimi açtım. Bosc, Chaval, Mordillo, Sergio Aragone, Hoviv gibi yazısız karikatürün ustaları ile tanıştım. Çizgi film tekniğini öğrendim. Gerisi çorap söküğü gibi devam etti.

Bu alanda üretmeye sizi iten şey neydi? Bir kırılma anı veya ilham kaynağı var mıydı?
Benim şansım sinema eğitimimim ile karikatüre başlama yıllarımın paralel gitmesi oldu. 1984’te dört sınıf arkadaşım ile İstanbul’da video film yapım şirketi kurduk. O yıllarda video teknolojisi yeni yeni tanınıyor. Video kulüpler açılmaya başladı. Arkadaşlarıma Bülent Arabacıoğlu’nun “En Kahraman Rıdvan” çizgi – öyküsünü dizi film olarak önerdim. Bülent Arabacıoğlu hiç yayınlanmamış, çizilmemiş iki öykü getirdi. Oyuncu Şener Şen. Fakat o dönem pek çok oyuncu Ertem Eğilmez ne derse uymak durumunda. Öyle ki Ertem Eğilmez 1950’lerin ünlü “Tef” mizah dergisinin de yayıncısı. Şener Şen, Ertem abi ile konuşun dedi. Ertem Eğilmez 10 bölüm olacak filmde Şener Şen’in alacağı ücreti peşin isteyince proje gerçekleşemedi. Kısa süre sonra Ferhan Şensoy ile çalışmaya başladık. Eşek Arıları, İçinden Tramvay Geçen Şarkı, Köşe Dönücü, Parasız Yaşamak Pahalı, Varsayalım İsmail oyun ve filmleri. Karikatür çizmeye fırsat bulamasam da mizahın tam ortasındaydım. Münir Özkul, Erol Günaydın, Suna Pekuysal, Bülent Kayabaş, Hümeyra, Rasim Öztekin, Tarık Pabuçcuoğlu,….
1986-87 de sekiz ay askerlik arası.
Afrodit filminin jenerik yazıları ile mesleğe dönüş ve bir yıl çizgi film yönetmen yardımcılığı sonrası TRT İstanbul Tv’de kameraman olarak çalışmaya başladım. Nerdeyse her gün resim, heykel, seramik vb. sergiler çekiyorum. Karikatürcüler Derneği’nin sergileri olmazsa olmaz. Bu geliş gidişler sonucunda Erdoğan Bozok başkanlığı dönemimde dernek üyesi oldum.
Bugüne kadar ortaya koyduğunuz eserler içinde sizi en çok yansıtan neler oldu?
Sanat, bir birikimin sonucudur. Toplumsal, kültürel, psikolojik, tarih, ekonomi, vb. hepsi birbiriyle karışır ve sizin çizgimiz, ışığınız, renginiz ve sözünüz olur. Ele aldığınız konu somutlaşır, görünür hale gelir. Dolayısı ile tek bir esere değil tüm eserlere bakmak gerekir. Sanatçıyı toplumdan bağımsız düşünemeyiz. İçinde yaşadığımız ekonomik zorluklardan, adaletsizliklerden, savaşlardan, acılardan ben de etkileniyorum ve bunlar benim çizdiklerime yansıyor. Hele bizim gibi gündemin çok hızlı değiştiği bir ülkede bu olayların pek çoğunu çizmek istiyorsunuz ama yetişmek çok zor. Örneğin pandemi ve Kahramanmaraş, Hatay depremleri konusunda yüzlerce karikatür çizildi.
Eserlerinizde Milas’tan, Ege’den, yöresel unsurlardan izler bulunuyor mu? ve Turhan Selçuk karikatür yarışması hakkında düşünceleriniz nelerdir?
Turhan Selçuk kuşkusuz Türk Karikatürünün dünya çapındaki ismidir. 1950’lerde Saul Steinberg ‘le başlayan çağdaş karikatür anlayışını kendi çizgilerine adapte etmiş ve Türk Karikatürünü çağdaş karikatürle tanıştıran, öncülük eden çizeri olmuştur. Bugün dünyada Türk Karikatürü saygın bir yere sahipse büyük pay Turhan Selçuk’undur. Milas’ta ki karikatür yarışmasına sanırım bir kez katıldım. Yarışmalara çok fazla katılmıyorum. 2010 yılında Eskişehir’e taşındım. 10 yıldır Eskişehir TED Koleji’ne karikatür dersleri veriyorum. Derslere başladığım yıldan beri elliye yakın TED okulları öğrencileri arasında karikatür yarışmaları düzenliyorum ve albümü yayınlanıyor. Bugünlerde 11. Yarışma sonuçlanmak üzere. Fırsat ve finans buldukça
Belgesel filmler çekmeye çalışıyorum. Örneğin 2014 yılında yönetmenliğini ve metin yazarlığını üstlendiğim, ön hazırlık süreci ile birlikte neredeyse bir yıl süren 13 x 25 dakikalık “Atayurttan Anayurda İpek Yolu” belgeseli benim için önemli işlerimden birisi. Yine geçmiş dönemlerde çocuklar için ürettiğim stop- motion animasyon filmler zevkle yaptığım işler. Çünkü bu animasyonlar karikatürün üç boyutlu ve hareketli hali. 2019 yılında “yüz/yüz Eskişehir” portre karikatürler albümüm yayınlandı.

Bugün sanatla uğraşmak sizce nasıl bir deneyim? İmkânlar, ilgi ve çevre açısından değerlendirir misiniz?
Karikatür sanatı sadece bizim ülkemizde de değil bütün dünyada dijitalleşmenin etkisi ile kan kaybetmeye başladı. Özellikle yazılı basın çok etkilendi. Gazeteler istihdam ettikleri karikatürcüleri işten çıkartmaya başladılar, ayrılanların yerine yenileri de gelmedi. Dergi satışlarında traj düşüklükleri oldu ve böyle de devam ediyor. Yarışmalar, sergiler ve sosyal medya platformlarına sıkıştı. Yapay zeka uygulamalarının devreye girmesi ile sorun daha karmaşık bir hale geliyor. Mizah tabi ki hayatımızda hep var oldu ve olacak. Bu olumsuzluklara karşı karikatür sanatı hala çok popüler. İnsanlar mizahı zorluklar, sıkıntılar karşısında sığınacak bir liman olarak görüyorlar. Yeri gelmişken anımı anlatayım. Üç arkadaş Eskişehir’de ortak bir karikatür sergisi açtık. Henüz karikatürlerin yarısı asılmışken dinlenmek için mola verdik. Salona bir izleyici girdi ve beş dakika sonra çıktı. Salon görevlisine demiş ki;
Bunlar ne biçim karikatür? Gülelim diye geldik, moralim bozuldu…
Sizce bir sanatçının toplumla ilişkisi nasıl olmalı?
Sanat kavramının içinde soyut sanat diye bir olgu var ama bu sanatçının da soyutlanması anlamına gelmemeli. Ne sanat ne de sanatçı toplumdan ayrı tutulamaz.
Çünkü sanat, sanatçı ve toplum sürekli etkileşim halindedir. Toplumsal, politik, kültürel dalgalanmalardan, kırılmalardan ister istemez etkileniyoruz. Zamanın ruhu diyelim. Bunun yanında toplumda bir karikatürcünün çizdiklerinden etkileniyor. Karşılıklı bir sorgulama süreci başlıyor. Karikatür çizerken, film çekerken bir haz duyuyorum, sorgulama yapıyorum ama bunu insanlarla paylaşmak daha büyük bir haz.
Son olarak, şu anda üzerinde çalıştığınız yeni bir proje veya paylaşmak istediğiniz bir gelişme var mı?
Pandemi nedeniyle sergileyemediğim tavuk, kaz, kuş, vb. yumurtası kullanarak oluşturduğum üç boyutlu karikatürlerim beklemede. 43. UNESCO genel kurulunda 15 Aralık’ı “Uluslararası Türk Dili Günü” ilan etti. Bu kapsamda Kazak, Kırgız, Gagauz, Tatar gibi Türkçe yazan edebiyatçıların portre sergisini açmayı istiyorum.


