
Mümin Durmaz
Karikatür sanatının usta isimlerinden Mümin Durmaz, çizgiyle başlayan serüvenini 42 yıldır tutkuyla sürdüren bir Ege insanı. 1968 İzmir doğumlu Durmaz, “karikatür beni seçti” diyerek tanımladığı bu yolculuğa 1983 yılında Yeni Asır Gazetesi’nin mizah eki Gıcık’ta başladı. O günden bu yana birçok yayın organında çizgileriyle yer aldı. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde illüstrasyon ve yaratıcı desen dersleri veren sanatçı, son yıllarda dijital illüstrasyon alanında da üretimlerini tüm dünyayla paylaşıyor.
Durmaz, kendini “gerçek bir Egeli” olarak tanımlıyor ve “İzmir doğumluyum ama Ege’nin bütün şehirlerini seviyorum. Dolayısıyla Milas yöresi de Turhan Selçuk ustamızın da etkisiyle bizde özel yer etmiş bir beldemizdir” sözleriyle Milas’a duyduğu sevgiyi dile getiriyor. Usta çizer Turhan Selçuk’un “dünyanın gelmiş geçmiş en iyi 103 grafik-mizah ustasından biri” olarak kabul edilmesini gururla anan Durmaz, Milas’ta düzenlenen Turhan Selçuk Karikatür Yarışması için “Bu ülkenin en prestijli yarışmalarından biri. Ustaları yeni kuşaklara taşıyan çok değerli bir köprü” diyor. Durmaz, çizginin zamana direnen gücünü, Ege’nin ışığıyla harmanlıyor. Onunla, mizahın, çizginin ve Milas’ın buluştuğu o derin yerde; “geçen yıllar ruhumun kökünü zedelemedi” diyen bir sanatçının iç dünyasını konuştuk.
-Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
1968 yılında İzmir’de doğdum. Karikatüre 1983 yılında Yeni Asır Gazetesi’nin mizah ilavesi Gıcık’ta başladım. Bugüne dek çeşitli ulusal ve uluslararası karikatür yarışmalarından birçok ödül kazandım. Bölgesel ve ulusal dergi-gazetelerde karikatür, illüstrasyon ve grafik roman çalışmalarımla yer aldım. Çalıştığım başlıca yayın organları arasında Pişmiş Kelle, Kafa, Limon, Leman, Deli, Arıza, Mustafa, Sinek, Ustura, Küstah dergileri ile Milliyet ve Cumhuriyet gazeteleri bulunuyor. Bitirdiğim okul olan Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Anasanat Dalı’nda illüstrasyon ve yaratıcı desen dersleri de veriyorum. Son on yıldır vektörel illüstrasyonla ilgileniyorum ve çalışmalarımı dijital ortamda tüm dünyada satışa sunuyorum. Halen Ters Dergi’de çalışmaya devam ediyorum. Mart ayında Karakarga Yayınları tarafından basılan 148 sayfalık “Bir Karikatüristin Hatıra Defteri” adlı ilk albümüm yayımlandı. Albümüm, hem dijital satış platformlarında hem de kitapçılarda okuyucularla buluşmayı sürdürüyor. Ayrıca çeşitli kitap fuarlarında okuyucularımla bir araya gelip kitaplarımı imzalamaya devam ediyorum.

– Sanatla ilk bağınız ne zaman ve nasıl kuruldu?
Buna yanıt vermek zor. Bence insan yaşamına nüfus eden işler iki ana koldan oluşmakta. İlki sizin seçtiğiniz işler. Çeşitli okul ya da insan vasıtasıyla yönlendirildiğiniz bir takım işlerde zaman içinde ustalaşırsınız. Bu iş ile yaşamınızı idame ettirir, merkezinizdeki ana uğraşınız olarak kabul edersiniz.
İkincisi ise sizi seçen işlerdir. Küçük ufak tefek ip uçları olduğunu yıllar sonra fark ettiğim karikatür ya da çizgi işleri diyelim, bana 15 yaşında bir yerlerden ışınlandı. Yani karikatür beni seçti, ben de hiç şaşırmadan kabul edip benimsedim. Sonraki yıllarda karikatüre hiç ama hiç ihanet etmedim. Askerlik yıllarımda bile nöbet zamanları ay ışığında minik not defterimi çıkarıp espri karaladım. Yıllar sonra anlıyorum ki bazı işler o kişi ile bütünleşir, adeta sizi var eden tamamlayıcı unsur olur. Bütünleşmenin bir başka tanımı belki de aşktır, ya da varoluş nedeni. Karikatür ile ilişkimi şimdi böyle tanımlıyorum ama bunu inanın hiç düşünmedim. Bendeki karikatürün anlamının aslında pek bir önemi de yok, açıkçası umurumda da değil. Sadece ben böyle iyiyim ve sadece çiziyorum, arkama bile bakmıyorum. Çizgi işlerinin gereklerinin farkındayım ve 42 yıldır donanımımı son gaz beslemeye devam ediyorum.
– Bu alanda üretmeye sizi iten şey neydi? Bir kırılma anı veya ilham kaynağı var mıydı?
Sorularınız zor ve soyut aslında. Karikatür yergi ve eleştiri temelli bir iş. 15 yaşında dünyaya ne kadar eleştirel bakabilirsiniz ki? Mizah çizgiyle yapıldığı zaman karikatür olabiliyor. O yaşta bence. Bunun da farkında olamazdım. Bence içime düşürülen bir içgüdü vardı. Bence bütün insanların yaşam boyu yapacakları yazılımlarında, yani kodlarında mevcut. Tıpta da bu var değil mi? DNA’nızda olan ve belli yaşlarda nüksedeceği öngörülen bazı hastalıklı hücreler üzerinde çalışılıyor diye biliyorum. DNA zincirinizdeki bu sıkıntılı noktalar baypas edilip sizin olası hastalıklarınızın önüne geçilecek belki de bir gün.
İşte bu anlamda beynimizde düşünsel DNA kodlarının depolandığı bir bölgede bence yapacağımız her şey kayıtlı. Sadece zamanı gelince bunu hatırlıyoruz ve o şey her neyse yaparken hiç de şaşırmıyoruz. Karikatür bende işte böyle bir efekt ile yaşamıma girdi. 15 yaşında birden başladı ve 42 yıldır sadece zaman bana deneyim olarak geri dönüyor. İlk gün coşkusu hiç bitmeden. Tecrübe derimi kalınlaştırmadı, dilimi pelteleştirmedi, insanlara bakışımı hiç değiştirmedi.
Kırılma anı ya da anları var tabi. 14 yaşında işte nereden geldiği belli olmayan o rüzgâr ile Fransız usta çizer Claude Serre ve Türk usta Selçuk Demirel’in birer karikatür albümünü aldım. İçlerindeki çizgilere benzer işler çizmeye çalışıp bir sürü kâğıt doldurdum. Hiçbir yerde yayınlanmayacak olan bu onlarca, belki yüzlerce çizgi dolu kâğıt parçası ilk ateşi yakmış olmalı.
İkinci ateş, bu çizdiklerimi götürüp yeni çıkan küçültme özellikli fotokopi makinesi ile tanışmamla yandı. Çizdiklerimi makinede küçülten abinin dikkatini çektim. Bana bir gün, Yeni Asır Gazetesi’nden söz etti. İzmirli çizerlerin Eflatun Nuri Hoca liderliğinde haftanın belli günleri toplandığından söz etti. Bana gidip Eflatun Hoca’ya çizgilerimi göstermemi önerdi. İkinci ateşin ilk alevi bu olmalı. Eflatun Nuri Hoca ile karşılaştığım gün ise sanıyorum Roma’yı yakacak büyüklükte bir yangın çıktı. O alevler hala çok sıcak.

-Bugüne kadar ortaya koyduğunuz eserler içinde sizi en çok yansıtan neler oldu?
Ben bir çizgi emekçisiyim. Karikatür, illüstrasyon, çizgi öykü, amorf desenli vinyetler ya da reel desenli işler. Kitap resimleme vs. dahil her türlü çizgi işinde ürün verdim, veriyorum. Son 15 yıldır da tüm dünyada satışta olan vektör illüstrasyon işi yapıyorum. Dönüp bu işlere baktığımda beni şu alan rahatlatıyor, daha keyifli çalışıyorum dediğim bir nokta olmadığını görüyorum. Yani bütün çizgi işlerine neredeyse eşit mesafede duruyorum. Beni açıkçası “yansıtıyor” dediğim bir çalışma alanı yok, hepsi bir bütünün parçası, yani benim.
– Eserlerinizde Milas’tan, Ege’den, yöresel unsurlardan izler bulunuyor mu? ve Turhan Selçuk karikatür yarışması hakkında düşünceleriniz nelerdir?
Ben gerçek bir Egeliyim. İzmir doğumluyum ama Ege’nin bütün şehirlerini seviyorum. Dolayısı ile Milas yöresi de Turhan Selçuk ustamızın da etkisi ile bizde özel yer etmiş bir beldemizdir. Sporu sever ve olabildiğince bireysel ya da takım sporlarını takip ederim. Bunu şundan söylüyorum; Bir Ege takımı ile başka bir yörenin takımı müsabaka halinde ise illa ki Ege takımını tutarım. Egeliliğimle de gurur duyarım açıkçası.
Turhan Selçuk usta ile Eflatun Nuri Hocam yolu ile tanışma onuruna sahip oldum. Karşılıklı sohbet etme, onunla aynı havayı soluma keyfine vardım. Biliyorsunuz Turhan Selçuk, dünyanın gelmiş geçmiş en iyi 103 grafik-mizah ustasından biri olarak kabul edilmiş bir çizgi üstadı. Çizgisindeki stilizasyona bakarsanız o 103 çizer arasında da en ön safhalarda yer alıyor bence. Ege toprakları Türkiye ve dünyanın en büyük çizgi ustalarından birini yerküreye sunmuş. Bereketli topraklarımızın sınırsız hünerlerinden biri olsa gerek. Turhan Selçuk adına yarışma düzenlemek, hatta bunu doğduğu yer olan Milas’ta organize etmek çok doğru bir proje. Zaten ülkenin Nasreddin Hoca ve aydın Doğan yarışması ile birlikte en prestijli yarışması aynı zamanda. Bence ara vermeden bu organizasyon her yıl tekrar etmeli. Çünkü şu an rahmetli olan büyük ustalarımızı genç ve orta kuşak çizerlere bir şekilde taşımamız gerekiyor. Ustalar ardından kuşaklar yetiştirdi, sürükledi. Şimdi bu misyonu devam ettiren maalesef çizer yok. Turhan Selçuk karikatür yarışmasının böyle bir görevi var.

-Bugün sanatla uğraşmak sizce nasıl bir deneyim? İmkânlar, ilgi ve çevre açısından değerlendirir misiniz?
Sanat bireysel bir uğraştır. Saf bir iştir. Birçok unsurla ilgilenmeyi, takip etmeyi, öğrenmeyi gerektirse de gayet yalnızlık barındıran bir iştir. Ben “sanat” üst başlığını sırtlamadığımdan bütün gücümü öğrenmeye ve kendimi geliştirmeye verebiliyorum. Sanat yaptığımı düşünmüyorum. Bana yüklenen birtakım özellikleri insanlarla paylaşıyorum. O kadar. Böyle düşününce de kuş gibi hafif sadece kendimi geliştirme adına zaman harcıyorum. “Sanatçı” etiketinin getireceği ruhsal ve fiziksel değişimlere ayıracak vaktim yok. Ne güzel ki bütün zamanımı işimi geliştirmeye harcıyorum. Bu anlamda çevredeki değişimler beni çok etkilemiyor. Su akıyor ve yolunu buluyor. Siyasi tercihler yüzünden el değiştiren basında görüldüğü üzere mizah neredeyse hiç yok. Mizah dergileri kapanmış ya da kapanmaya zorlanmış. Bu noktada biz basın elemanları nerede mizah yapacağız diye düşünülebilir. Sosyal medya ve benim de içinde olduğum Ters Dergi gibi oluşumlar mizah yazar ve çizerlerine platform olabiliyor günümüzde. Benim bir de Amerika’ya devam ettiğim illüstrasyon, çizgi işleri var. Söylemeye çalıştığım şu; Siz adım atıyorsanız çizecek platform buluyorsunuz. Tabi neyi nasıl çizdiğiniz de önemli.
-Sizce bir sanatçının toplumla ilişkisi nasıl olmalı?
Yine söyleyeyim, ben sanatçı değilim. Sadece aracıyım. Bu işleri yapan kişilere ahkam kesmek de haddim değil ama kendi durduğum noktayı söyleyebilirim. Çizer olmanın bazı bedelleri var. Yalnız olmak gibi. Steril ve odaklanma isteyen bir uğraş. Ben açıkçası kişisel meraklarımı da dahil ederek söylüyorum, dünyadaki hatta dünya dışındaki birçok unsurla ilgileniyorum. Olan biteni nedenleriyle olabildiğince takip ediyorum. Yani her şeyin içinde gibiyim fakat aynı zamanda dışındayım da. Hem içinde hem dışında nasıl olunuyor? Diyorsanız bal gibi oluyor. İnsanların “eğlenmek” eylemi içinde yaptığı aktiviteleri yapmadan da onların ne hissettiğini anlayabilirsiniz. İşte bunun gibi. Bolca gözlem, arada küçük dokunuşlar. “Bi bakıp çıkacağım” anlarıyla da olan biteni çözümleyebilirsiniz. Hem içeride, hem dışarıda olma hali böyle bir şey. Yüksüz, zihne kazıyıp geçiyorsunuz. Ben canlı cansız bütün varlıklarla ilişkimi bu temel üzerine kurdum. Böylelikle de kendimi koruyabildiğimi düşünüyorum. Temel kimliğimi değiştirmek zorunda kalmadım. Bilirsiniz zaman sizi fiziksel değişimlere uğratır. Maddi manevi dönüşürsünüz. Tabi ki yaş aldıkça canlıların fiziği değişecek, benimki de öyle oldu. Ama kök ruhumuzu bakir bırakabilmek elimizde. Maddi kazanımların, sınıf denen saçma sapan olgunun büyüsüne kapılarak, ya da kariyer denen yanılgı peşinde koşarak kök ruhumu zedelemedim. Bunun yolunu bulabildim.
-Son olarak, şu anda üzerinde çalıştığınız yeni bir proje veya paylaşmak istediğiniz bir gelişme var mı?
2024 yılında çıkan “Bir Karikatüristin Hatıra Defteri” adlı kitabımın satışı ve kitap fuarlarındaki imza günleri devam ediyor, edecek de.
Kitap, sonradan farkına vardım ki çizgi serüvenimde bir dönüm noktası olmuş. Yaşamımda hafif bir boyut değiştirme oldu. Benim de içinde yer aldığım Ters Dergi de yayın hayatına devam edecek. Önümüzdeki dönem, İçinde çizgimle yer aldığım, 18 aydır uzman ekibiyle üzerinde çalışılan heyecan verici başka bir proje daha var. Fakat bu projeyle ilgi ayrıntı verme yetkim henüz yok. Umuyorum en kısa zamanda bu konuyla ilgili aydınlatıcı bilgiler gelecek. Fakat şu kadarını söyleyeyim, çizgi dünyasını oldukça heyecanlandıracak ve yeni ufuklar açacak bir çalışma ile karşı karşıya kalacağız.



