Elli yılda kaybedilen değerlerimize saymakla bitiremeyiz ama aynı yoldan geri dönemezsek bir gün gelir doğa bizi cezamızı kesecektir. Sonra geri dönmeye çalışsak da faydası olmayacaktır.
Elli yıl önce kuraklık olmazdı sadece Temmuz ve Ağustos’un 20’sine kadar yağmur düşmezdi. Tarlalara ekilen beyaz darılar Ağustos 15’ten sonra harman olur çiftçiler harmanı yağmurdan kurtarıp kaldırmak için harmanı döven kısrakçıların ve yükü köylere taşıyan devecilerin peşinde koşarlardı.
Dört mevsim doyasıya yaşanırdı. Oysa iklim bozuldu Haziran’dan kaynayan sıcak hava başlar Kasım ayına kadar yağmur düşmediği yıllar oluyor örneğin geçen yıl ilkbaharı ve sonbaharı görmeden yazı ve kışı yaşadık.
Bu suç bizimdir çevreyi kirletmeyi son gaz gidersek ormanları her yıl acımasızca ateş kaçırırsak ormanda piknik, tarlada anız yakar bütün köy yolları ve piknik alanlarında ateş yakıp boş şişeyi çarpar atarsak yangınlarını önleyemeyiz. Pırıl pırıl akan gümüş derelerimiz Atatürk’ün sözlerinde kaldı. Derelerimizin çok kurudu. Akan derelerimiz çöp bidonuna dönmüş atık sularla kanalizasyona dönmüştür insanların bile kana kana su içtiği dereler bugün kuşlar bile su içemez olmuş. Balıklar ve kurbağalar yaşayamaz olmuştur. Bu yolda devam edersek bir elli yıl sonra Milas’ımız başta olmakla beraber Ege Bölgesi ve yurdumuz büyük bölümü çöl olacaktır. Acilen acımasızca katlettiğimiz doğamızı tedavi etmeye çalışmamız gerekir.
Doğa bir vücut gibidir insan vücudunu korumazsa hastalanırsa doğamızı korumazsak o da hastalanıp yok olan vücut gibi olur. Gelecek nesillerimizi de yok eder.

