İdeal bir seçmen, ülkesinin geleceğine dair bilinçli, adayların programlarını araştıran, rasyonel kararlar alabilen, oyunu özgür iradesiyle kullanan ve sandığa giderek vatandaşlık görevini yerine getiren kişidir. Seçmen, adayları sorgulamalı ve sadece duygusal değil, akılcı yaklaşımı da göz önünde bulundurmalıdır.
Seçmende olması gereken özellikler ise şöyle sıralanabilinir.
Bilinçli ve Araştırmacı: Seçmen, adayların ve partilerin vaatlerini incelemeli, ülkenin genel çıkarlarını gözetmelidir.
Özgür İradeli: Oyunu baskı altında kalmadan, kendi özgür iradesiyle ve gizli oy ilkesine sadık kalarak kullanmalıdır.
Sorgulayıcı: Adayların geçmiş performanslarını ve projelerini analiz etmeli, popülist söylemler yerine gerçekçi politikaları ayırt edebilmelidir.
Sandığa Katılımcı: Seçmen kütüğünde kaydı bulunmalı (detaylar için YSK’nın Sıkça Sorulan Sorular sayfası), oy verme günü sandık başına giderek demokratik hakkını kullanmalıdır.
Rasyonel: Seçmen, oy verme davranışını duygusal bağların yanı sıra, rasyonel ve ekonomik çıkarlar çerçevesinde de değerlendirebilmelidir.
Seçmen davranışları üzerine yapılan çalışmalarda, seçmenlerin bazen rasyonel, bazen de duygusal veya geleneksel motivasyonlarla hareket edebildiği gözlemlenmiştir. Ancak ideal olan, toplumsal faydayı ön plana çıkaran akılcı tercihlerdir.
Demokrasi dediğimiz yönetim biçimini savunanlar tarihçelerini Antik Yunan’a kadar götürseler de yönetenlerin sandık marifetiyle oy değiştirebilmeleri çağımızın bir icadı. Önce ABD, daha sonra İngiltere ve Kıta Avrupası’nda, zengin beyaz erkeklerle sınırlı olarak başlayan seçmen iradesini sandıkla ülke yönetimine tahvil etme yöntemi daha sonra dünyaya yayıldı.
Günümüzde şu ya da bu şekilde seçim yapmayan ülke sayısı bir elin parmaklarından az, siyasi parti olmayan ülkelerde bile seçim yapılıyor. Seçim yapmak demokratik olmanın “yeter şartı” olmasa bile “gerek şartı”; seçimsiz demokrasi olmaz.
Seçim yapma pratiği ABD’den çıkıp yayıldığı için seçmenlerin nasıl karar verdiklerine odaklanan tartışmalar da o ülkeden başladı. Oy verme davranışı kuramlarının kökü de ABD siyaset biliminde bulunur, orada olanın burada olması da beklenir. İnsan davranışının evrenselliğinden yana olanlardansanız, bu beklenti anlaşılır; beklenti gerçekleşmezse de günahı kurumlara ya da kültüre atabilme opsiyonu hâlâ açık çünkü. Aslında seçmen davranışı çalışanların büyük bir kısmı da kuramların ABD kökenli olmasını dert etmezler, çünkü saha çalışmaları kuramların coğrafi sınır tanımazlığına çoktan kanıt vermiş durumda. Yerli ve milli bir seçmen davranışı kuramı girişimi de henüz denenmiş değil.
Seçmen davranışı diye bir şey tanımlayıp arkasından seçmenin bu davranışının, onun iradesinin sonucu olup olmadığını sorgulamak absürt bir soru gibi gözükebilir. Eğer seçmenin aklından başlayan ve davranışına uzanan düz bir iradi yol görüyorsanız, o zaman taraflardan birisiniz demektir
Ekonominin “bilimselleşmesi”, başta birey olmak üzere her aktörün eylemlerinin bir manası olduğu varsayımını kabul etmeyi gerektiriyordu. Aktör, ne eyliyorsa kendi çıkarını korumak için eylemekteydi. Durum böyleyken seçmenin de “akılcı” davranması ve kendi çıkarını “maksimize” etmesi gerekmez miydi?
Adayların ekonomik vaatlerini kıyaslamak ya da parti programlarını didik didik etmek zor, insanın kendi fikirlerinin farkına varması da. Bu nedenle bir kişinin kendisinin sol-sağ eksenindeki yerini bilmesi ve adaylarla kıyaslayabilmesi yeterli; tıpkı ekmeği en yakın bakkaldan aldığımız gibi, en yakındaki adaya da oy veriyoruz. Bu yakınlık meselesi sol-sağ eksenindeki yerler olduğu gibi, birçok konudaki pozisyonların bileşkesini sunan bir uzay olarak düşünülebilir; yine de konunun uzmanları basit bir ölçeğin dahi çok işlevsel olduğunu söylüyorlar. Seçmen ideolojik kısayolları kullanarak karmaşıklık sorununu aşabilir, partiler de bu kısayollardan yararlanabilirler.
Öte yandan, bir kere “iş karmaşık, seçmen kısayol kullanır” diyorsanız; burada duramıyorsunuz. Kısayolların hepsi “akılcı” değil, bazıları bayağı duygusal. Örneğin adayın kılık kıyafeti, şivesi ya da cinsiyeti de bir kısayol oluşturabilir, gelecekteki performansı hakkında fikir verebilir. Aday gösterildiği parti, o partinin diğer üyeleri ve kimlerden destek aldığı da onun gelecekteki performansı hakkında fikir verebilir. Ama en önemlisi duygular, bir adaydan bahsederken hissettiklerimiz, onun hakkındaki değerlendirmemizi etkileyebilir.
Bazılarına göre beyin yapımızdaki bazı farklılıklar hangi partiye oy verdiğimizi etkilerken, bazıları da bazı genetik farklılıkların etkili olduğunu söylüyor.
Bu ise, seçmenin kendisi için en iyi adayı bilip mührü ona basması, iradesini göstermesi anlamına gelir.

