Kazım Koca
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. ÇÜNKÜ BEN ANADOLUYUM

ÇÜNKÜ BEN ANADOLUYUM

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Gecenin bir vakti uyandım oturduğum yerde Bulunduğumuz coğrafyayı hayal gücüyle Anadolu semalarında sizlerle birlikte gezmek istedim. Bu coğrafyaya küçük Asya da denilen Anadolu yarımadasını yüksek irtifada Dağlarını Ovalarını Nehirlerini Yaylalarını oturduğum yerden tek tek hayal gücümü zorlayarak görmek anlamak istedin. Anadolu yarım adası iç içe  girmiş karmaşık biri birine zıt sıra dağlarla dolu ve bu dağlarda Köroğlu Dadaloğlu Battal Gazi gibi kahramanlarımız yaşadı İnce ( Mehmed  – Memo Zin ) gibi ve daha nice hikayelerin yaşandığı  (Yunus Emre – Karacaoğlan) gibi tasavvuf erbabı ve şairlerin yaşadığı  Anadolu coğrafyası dağların yamacında yaylaları daha aşağılarda bir birinden bağımsız Ovaları ve yükseklerde çağlayan suların oluşturdukları dereleri, düzlüklerinde birleşerek akıp giden Aras- Fırat – Dicle ve daha nice  Nehirleri gibi İnsanı ve Tarihi zenginlikleri ile kadim bir coğrafyadır. Medeniyetin başlandığı yer olarak, Tarihi kayıtlar tarafında bilindiği kesin. Ya şimdi Anadolu ovaları tarlaları bom boş Buğdaylar ve benzeri hububat ekilmez oldu yaylalarında ise ayrı bir acı var. Yaylalarında koyunlar otlamaz kuzular yayılmaz oldu Sığırlar ise köyden hiç çıkmaz oldu akşam olmadan her kes köye koşuyor damın altında saklanmaya çalışıyor çocuklar köyün sokaklarında harman yerinde oyunlar onamaz, koşmaz oldu Güneyden Kuzeye Doğudan batıya yurdun tüm kırsalında bunlar yaşanıyor.

Oysa kırsalda yaşayan çalışan didinen İnsanların; Geceymiş gündüzmüş, onlar için zaman mevsim ve saat ta sınır yoktu biz böyle yaşadık gecenin herhangi bir vaktinde büyüklerimizle beraber tarla veya bostana su bağlamak ya da hayvanları meraya salmak için evden çıkardık Güneş doğmadan çok önce. Tarlaya suyu bağlardık Toprağın suya doyması gerekirdi güneşle birlikte toprağa su vermek ekine zarar verirdi erken buharlaşır ekinlere faydası olmazdı geceden toprağa su vermek derinlemesine işler Toprak üstü kuru olsa bile altındaki su ekilenlere can suyu olurdu.   Verim artardı. Ya şimdi öylemi elbette değil her şey güneşle başlar akşam olmadan gölgenin düşmesiyle biter bütün işler bir sonraki güne bırakılıyor.

Daha acısı Anadolu dağları tepeleri vadileri yabancı şirketler tarafından adeta işgal edilmiş vahşi bir şekilde geride hiçbir şey bırakmayacak kadar düşman bir tavırla dağlarımıza yaylalarımıza saldırıyorlar. Ne kadar kıymetli yer altı zenginliklerimiz varsa hepsini alıp götürmek için ellerinden geleni ardına koymuyorlar. Bütün bunları yaparken kullandıkları zehirli maddeler yeraltı yer üstü sularımıza karışıyor gelecek günlerde pınarlarımızda su içemez olacağız aynı zamanda doğamızı geri dönüşü olmayan bir vaziyete bırakıyorlar. Oysa 1928 yılında köy kanunu çıkaranlar yabancı şirketler veya unsurları köylerde veya sınırları içinde toprak satın alamaz maden işletemezler şerhi koymuşlardı yasaklamışlardı madenler halkındır halkın adına ancak devlet işletebilir demişlerdi bunun ne demek olduğunu biliyorlardı düşmanlarını iyi tanıyorlardı eğer düşmana fırsat verilirse başlarına ne geleceğini biliyorlardı. Oysa bugün neyimiz var neyimiz yok hepsini yabancı şirketlere adeta peşkeş çekilmiş gibi. Yabancı şirketlerin elde ettikleri gelirin %95 kendi Ülkelerine götürmek şartıyla madenlerimizi işletiyorlar. Arkalarında binlerce yıl kendini onaramayacak bir şekilde doğamızı bırakıp gidiyorlar.

Bu günlerde köy kanunun önemini daha iyi anlıyoruz.  Her zaman olmasa bazen zengin Toprağın fakir bekçisi olmak daha onurludur.

ÇÜNKÜ BEN ANADOLUYUM
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter


Notice: ob_end_flush(): Failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home/milasciz/public_html/wp-includes/functions.php on line 5481