Müfit Demirkol
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. YENİ BİR KURTULUŞ SAVAŞI

YENİ BİR KURTULUŞ SAVAŞI

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Yurdumuzun içinde bulunduğu bu durumdan çıkabilmenin tek şartı yeni bir kurtuluş savaşının çıkarılması mıdır?

Eğer bir kurtuluş savaşı yapılacak ise, bu savaşın “HALKLARIN SAVAŞI” olarak yapılması gerekir. Çünkü, ülkemizde halklarımız arasında ayrımcılık yapılmaktadır. Bu yapılan ayrımcılığın yanı sıra, daha da büyük bir tehlikenin de halkımız tarafından düzeltilmesi şarttır. Bu tehlike ise yurdumuzda bulunan tüm siyasi partilerin “vatan hainliği” derecesinde umursamazlıklarıdır.

Siyasi partilerin seçim bahanesi ile yapmakta oldukları davranışların sonu getirilmelidir. Bu vatanı düşmanlardan temizliyerek kurtaran büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptığı kurtuluş savaşının benzerinin halkımız tarafından, düşman askerlerine değil de, bu vatanı sömürmekte olan tüm siyasetçilerimize karşı yapılması şarttır.

Şöyle ki: Irk veya etnik köken ayrımcılığını “bir kişiye ırkı, rengi, etnik kökeni, göçmen statüsü veya milliyeti nedeniyle benzer durumdaki başka bir kişiden daha olumsuz davranılması” olarak ifade edilebilir.

Halkların eşit ve özgür yaşamını simgeleyen Newroz’u kutladığımız 21 Mart’ta aynı zamanda Irkçılık ve Ayrımcılıkla Mücadele Gününü kutluyor ve nefret suçları, ırkçılık, ayrımcılık, yabancı düşmanlığına karşı da mücadele sürdürülmektedir.

Ne yazık ki başta Kürtler ve Suriyeliler olmak üzere çeşitli halklar ve inançlardan olan kişi ve topluluklara ve bu coğrafyanın kadim halklarının ibadethanelerine (sinagog ve kiliselere) yönelik ırkçı söylem, uygulama ve saldırılarda endişe verici bir artış gözlenmektedir. Evlerin işaretlenmesi; mal, hane ve işyerlerine zarar verilmesi, hatta vücut bütünlüğünü ve yaşam hakkını tehdit ve ihlal edecek saldırılara, katliamlara varan suçların işlenmesi bu ülkede toplumsallaşan ve kurumsallaşan ırkçılığın kanıtıdır.

Çoğu zaman AKP-MHP iktidarı tarafından yol verilen, desteklenen ve CHP-İyi Partili siyasetçiler tarafından da teşvik edilen, köpürtülen nefret söylemi-ırkçılık; kolluk kuvvetlerinin etkili soruşturma ve kovuşturma yürütmemesi, ilgili kamu kurumlarının önlemler almaması, nefret saikiyle işlenen suçların “münferit” olarak değerlendirilmesi ile cezasız bırakılmaktadır. Bu cezasızlık politikası, ırkçı saldırıların yeniden yaşanması için gerekli zemini hazırlamakta, ortaya çıkan ırkçı saldırılar döngüsü ise ülke içinde ve diplomaside siyasi ve ekonomik amaçlarla kullanılmaktadır.

Türkiye her türlü ayrımcılığı yasaklayan ve 1 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ek-12 numaralı protokolü onaylamadığı gibi ayrımcılıkla mücadelede kapsamlı ve yeterli bir yasaya da sahip değildir. Öte yandan, ırkçı saldırılara karşı ifade özgürlüğünü ve protesto, toplantı ve gösteri hakkını kullanmak isteyen demokrasi güçleri de polis şiddetinden nasibini almaktadır.

Irkçı saldırılar veya nefret suçları, sadece ırkçılığa maruz bırakılanları değil tüm halkları ve düşünceleri baskılıyor, toplumu ayırıyor, belli halk ve inançları ötekileştiriyor, mülksüzleştiriyor. Bu anlamda bir iktidar ilişkileri kümesi, ayrımcılıktan yararlananlar ve ayrıcalıklılar ile işbirlikçiler şiddeti yaratarak ülkedeki toplumsal barışı tehdit ediyor.

Emperyalist devletlerin sömürgeci siyasetleri ve askeri müdahaleleri sonucu ülkemizi yaşanmayacak hale getirilen bu insanlar, daha iyi bir yaşam için her şeyi göze alarak kendilerini bu hale getirenlerin eteklerini öpmekteler.

İnsan hakları sözleşmelerinde, bütün haklar bakımından ırk, etnik köken, din veya inanç, dil temelli ayrımcılığı kesin olarak yasaklar. Yani; eğitim, sağlık, barınma, kamu hizmetlerinden faydalanma, çalışma hakkı bakımından ayrımcılık yasaktır.

Türk Ceza Kanunu’nun 122. maddesi, İş Kanunu’nun 5. Maddesi, Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 4. ve 8. maddeleri gereğince aşağıdaki alanlarda ayrımcılık yasaktır:

  • İstihdam: işe girme, iş kontratı maddeleri, iş eğitimi, terfi ve işten çıkarma;
  • Eğitim: Devlet okullarında, özel okullarda ve üniversitelerde derslere kaydolma, ders alma;
  • Barınma: Ev veya apartman dairesi kiralama veya satın alma;
  • Sağlık: sağlık yardımı ve hizmeti alma, ilaç ve sağlık malzemelerine erişim;
  • Kamu mallarından ve hizmetlerinden yararlanma, ulaşım ve iletişim servisleri, banka ve sigorta, avukat ve doktor gibi özel servisler, park, devlet dairesi, restoran gibi mekanlara erişim ve dükkan, eğlence merkezi gibi özel işletmelerdeki uygulamalar. Anayasa’nın 90. maddesi gereğince, usulüne göre yürürlüğe konan milletlerarası insan hakları sözleşmeleri kanun hükmündedir.

Ek olarak, kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesinden doğan uyuşmazlıklarda, milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.

Günümüz siyasal idaresinde bütün bunlar değersiz görülmektedir. Irk ve insan ayrımcılığı yapılmakta ve bu yapılan ayrımcılığa, yapılacak olan genel seçimler nedeni ile de ayrı bir değer verilmeye çalışılmaktadır.

Bütün bunlardan kurtulabilmenin tek yolunun halkımızın, mevcut tüm siyasetcilere karşı  bir araya gelerek, baş kaldırarak,  yeni bir  kurtuluş savaşını başlatmasıdır.

YENİ BİR KURTULUŞ SAVAŞI
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter


Notice: ob_end_flush(): Failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home/milasciz/public_html/wp-includes/functions.php on line 5481