Bozcaada veya eski adıyla Tenedos, Türkiye’nin üçüncü büyük, Ege Denizinin ise Gökçeada’dan sonra ikinci en büyük adası ve Çanakkale ilinin bir ilçesidir. Türkiye’nin köyü olmayan tek ilçesidir. Yüzölçümü 40 km², anakaraya uzaklığı 6 km’dir. 2022 yılı verilerine göre ilçe nüfusu 3.120’dir.
İlçede kışları nüfus düşmekte, yazları ise tatilcilerle artmaktadır. Bağcılık, deniz turizmi ve rüzgâr türbinleriyle ön plana çıkar. Ana endüstriler turizm, şarap üretimi ve balıkçılıktır. Ada yüzyıllardır üzümü, şarabı ve kırmızı gelincikleriyle ünlüdür. Eski bir piskoposluktur ve halen Latin Katolik unvanı vardır.
Bozcaada’dan hem İlyada’da hem de Aeneis’de bahsedilir. Aeneis’de Yunanların Truva Savaşı’nın sonuna doğru Truvalıları savaşın bittiğine inandırmak ve Truva Atı’nı şehir surlarının içine almak almak için filolarını sakladıkları yer olarak bahsedilir. Küçük boyutuna rağmen ada, Çanakkale Boğazı’nın girişindeki stratejik konumu nedeniyle klasik antik çağ boyunca önemliydi. Sonraki yüzyıllarda ada, Ahameniş İmparatorluğu, Attika-Delos Deniz Birliği, Büyük İskender imparatorluğu, Pergamon Krallığı, Roma İmparatorluğu ve Venedik Cumhuriyeti’ne geçmeden önce onun halefi Bizans İmparatorluğu da dahil olmak üzere birçok bölgesel gücün kontrolü altına girdi.
Tenedos, Herodot’un yazılarında sık sık geçer ve kelimenin kökeni Yunancada Τένεδος (Tenedhos) ve Latincede Tenedus kelimelerinden gelir. Antik çağ’da Midilli adasında oturan Aiolya halkının bir kısmının buraya yerleştiği tahmin edilmektedir.
Ada, İyonya ayaklanmasından sonra, önce Perslerin sonra Romalıların egemenliğine girdi. Roma İmparatorluğu’nun parçalanmasından sonra Bizans İmparatorluğu sınırları içinde kaldı.
Türklerin adayla ilk bağlantısı, Aydınoğlu Umur Bey’in İzmir’i fethettikten sonra 1328’de 8 gemilik bir filosuyla Bizans yönetimindeki Bozcaada’ya gelerek yağmalamasıyla olmuştur. Bu dönemde Venedik ve Cenevizliler, ticari faaliyetlerine yararlı olacağı düşüncesiyle adayı ele geçirmek için rekabet içine girdiler.
1377’de Bizans İmparatoru, askeri yardım karşılığında adayı Venedik’e verdi. Ceneviz’in buna tepki göstermesi üzerine Venedik ile aralarında çatışma başladı. İki devlet 1381’de Torino’da bir antlaşma yaparak adayı boşaltmaya ve tarafsız bölge olmasına karar verdiler. Venedikliler bu antlaşmaya uyunca ada halkını tümüyle boşalttılar ve Girit’teki Kandiye kentine taşındılar.
Ada uzun süre boş kaldı. İspanyol seyyah Clavijo, 1403’te Bozcaada’ya geldiğinde üzüm bağları, meyve ağaçları, tavşanlar ve büyük bir kalenin yıkıntılarıyla karşılaştı ancak yerleşik kimse bulamadı.
Fatih Sultan Mehmet döneminde 1455 yılında Gökçeada ile birlikte fethedildi ve Ege denizinde Osmanlı imparatorluğunca yönetilen ilk ada oldu. Zorla tahliye edildikten neredeyse 75 yıl sonra bile Bozcaada o zamanlarda hala ıssızdı. Fatih Sultan Mehmet adanın kalesini yeniden inşa ettirdi. Bu dönemde Osmanlı donanması adayı ikmal üssü olarak kullandı.
Adanın stratejik öneminin farkına varan Venedikliler adaya asker çıkardılar.
1464’te Venedik adına Giacopo Loredano Bozcadayı aldı. Aynı yıl, Osmanlı Amirali Mahmud Paşa adayı yeniden ele geçirip tekrar Osmanlı İmparatorluğu topraklarına kattı.
Osmanlı idaresi sırasında ada vergi muafiyeti tanınarak yeniden iskan edildi.
Osmanlı amirali ve haritacısı Piri Reis 1521’de tamamladığı Kitab-i-Bahriye adlı kitabında Bozcaada’yı da şimdiki ismiyle gösteren, kıyı ve açıklarındaki adaları haritasında yer verdi. Smyrna’dan Çanakkale’ye kuzeye giden gemilerin genellikle ada ile Anadolu arasındaki yedi millik deniz şeridinden geçtiğini de kaydetti.
Daha sonraki dönemlerde de ada hep bugünkü adı olan “Bozcaada” olarak kaydedildi.
Girit meselesi dolayısıyla patlak veren 1645-69 Osmanlı-Venedik Savaşı’nda Venedikliler Osmanlı Donanması’nın Girit’i tamamen fethetmeye çalışan kara kuvvetlerine takviye yapmasını engellemek için Çanakkale Boğazı’nın Ege Denizi ağzını kapamayı denediler ve bu bağlamda 1656 yılında Bozcaada’yı almaya muvaffak oldular. Ancak hemen ertesi yıl toparlanan Türk donanması adayı tekrar Osmanlı topraklarına kattı.
1683 yılındaki İkinci Viyana Kuşatması’nı takip eden savaşlar silsilesinde Türk ve Venedik donanmaları Ege Denizi’nde birçok kere karşı karşıya geldi. Bunların en önemlilerinden biri Bozcaada açıklarında gerçekleşti. Bozcaada Deniz Savaşı olarak bilinen muharebede Osmanlı donanmasını yöneten Mezomorto Hüseyin Paşa, Molino yönetimindeki Venedik donanmasına karşı önemli bir zafer kazandı.
1806-12 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında ada 1807 yılında Rusya tarafından işgal edildi, yakıldı ve kalesi tümüyle yıkıldı.
1822’de Yunan Bağımsızlık Savaşı sırasında Konstandinos Kanaris Osmanlı Donanması’na karşı Bozcaada açıklarında bir saldırıyı yönetti ve bir Osmanlı gemisini batırdı.1842’de II. Mahmut kaleyi yeniden yaptırdı.1866’da Osmanlıların Cezayir-i Bahr-i Sefid vilayetine bağlı Limni sancağına bağlandı.
Bozcaada Çanakkale Savaşı’nda ada Birleşik Krallık ve Fransa kuvvetleri tarafından işgal edildi ve lojistik destek için kullanıldı. Bu dönemde müttefik kuvvetler Ayazma Tepesi’nde, Habbele Ovası’nda ve Habbele Tepesi’nde savaş uçakları için üç pist yaptı. Savaş sırasında müttefik askerleri Bozcaada’da tedavi oldu ve dinlendi.
Bozcaada 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti’ne bırakıldı. Türkler, adayı aynı yılın 20 Eylül günü teslim aldılar. Bozcaada Belediyesi, adanın Türkiye’ye geçmesinin hemen ardından 1923’te kuruldu.
Bozcaada, şarapçılığı ve küçük baş hayvancılığı ile tanınır. Türkiye, ne yazıktır ki, bu eski Rum adasının ticaretine de el atmıştır. Ada ürettiği şarapları, İslamiyet’te ters olduğu için Yunanistan’a ihraç etmekte idi. Şarap dışında, yetiştirmiş olduğu koyun, keçi gibi küçükbaş hayvanları da kendisine yakın olan Yunan adalarına ihraç etmekte idi.
Türkiye’miz adanın bu davranışlarını önlemek için, ada sakinlerinin ürettiği şarap ve yetiştirdiği küçükbaş hayvanlarının Yunan adalarına sevkiyatını önledi. Ve Anadolu’ya sevk edilmesini sağladı.
Bütün bu sıkıntılarının arkasından, ada sakinlerinin yapısını bozmak için adaya Anadolu’nun çeşitli illerinden insanlarımızın yerleşerek, Rum nüfusunun azaltılmasına çalışıldı.
Bozcaada’nın yaşamış olduğu bu sıkıntıları Gökçeada ve Cunda adalarına da yaşatıldı.
Günümüzde Turizm cenneti olan bu adalarımızın Rum kökenli vatandaşları gelirlerini turizm den sağlamaktadırlar.
Bütün bunların yanı sıra ege bölgemizin, özellikle kıyı şehirlerinin vatandaşlarının kökenlerinin Rum, Musevi ve Ermeni kökenli olmaları unutulmamalıdır.
Bu azınlıkta kalan vatandaşlarımızın da topraklarımız da huzur ve mutluluk içerisinde yaşamlarını sürdürmeleri için çaba ve itina göstermeliyiz.

