Sınır tanımıyorlar Önce Ukrayna savaşı başladı sonra Arap, körfez ile Kızıl deniz arasında ve oradan’ da Akdeniz’ e kadar savaş genişlemiş oldu bu vesileyle her şey içi içe geçti. Üçüncü Dünya savaşın patlak vermesi için müdahale edilmeyen tek ön Asya Ülkesi İRAN kaldı. Gelişmelere bakılırsa o da yakındır.
Afrika kıtasındaki gerginlikler, had safhada Sudan krizinin patlaması ve can kaybı ile yerinden yurdunda kovulan insanlar dört bir yana dağıldı akıbetleri belli değil ya Filistin ABD Gazze diyarını Dünya tatil kenti yapma hayali ile yerle bir etti. On beş yıl önce Afrika Boynuzunda çeşitli çatışmalar patlak verdi, milisler Libya’ya saldırması ve liderlerini linç etmesi, Ardından başkent Trablus’u ateşe vermesinin acısı unutulacak gibi değil.
Sanki tüm bunlar yeterli değilmiş gibi, iki nükleer güç Hindistan ve Pakistan arasında küçük’ de olsa savaşın çıkması yürekleri ağza getirdi, sonunda aklıselim galip geldi hemen durdurdular. Aksi halde hiç kimse yangının nereye kadar yayılacağını kestiremiyordu. Zoru görünce durdurabiliyorlar. Ya Kıbrıs’ın etrafında dönen dolaplar doğu ak deniz’ in Enerji kaynaklarına çöken Emperyalist güçlere ses çıkarmayanlara ne demeli, bunun hesabı kim verecek ya da kim veya kimlerden sormalıyız
Birdenbire bizde seküler yaşamayı benimseyeceğiz hatta SUUDİ Arabistan Prensi Salman ATATÜRK’ ün yaptığını yapacağım, otuz beş yıl daha kayıp etmek istemiyorum demeye başladı ve Kızıl denizin kıyısında seküler kentler inşa etmeyi vaat ediyorum demeye başladı. Riyad’ da toplanan zirve özellikle istikrarlı bir bölgede ilerlemeyi hedefleyen. Arap halklarının ilerlemesinde elle tutulur bir sıçrama gerçekleştirmesini yapabilir miyiz arayışına girdiler. Ancak 2030 yılında tamamlanması beklenen dünya’ ya açılma planların olgunlaşması için daha çok emek harcamaları gerektiğini ve Teknik insan güçleri yeterli olmadığını gördükleri ve bu durum umulan yoğun iç gündemleri olan Arap liderleri üzerinde ağır bir yük yüklemiş oldu. Şimdilik yavaş hareket ediyorlar. Bekleyelim görelim.
Ayrıca Arap ve Amerikan liderlerinin karşılıklı olarak bu derece yakınlık içinde olmaları her şeyden önce alışılmadık bir durumdu ve bu yakınlık, Arap-Amerikan ilişkilerinin bilgelik ve cesaretle daha önce hiç açılmamış olan Amerikan kapılarını açabileceğini yansıtıyor olabilir. Ancak Amerikan tarafından çıkarları tehlikeye düştüğü his edilirse işler değişir.
İkinci olarak, ilk günün gündeminde “jeo ekonomik” ilişkiler ağır basıyordu. ABD Başkanı Suudi Arabistan’ı- ziyaret ederken, yanında ilk defa bu kadar çok sayıda ekonomi liderini, küresel teknolojik ve endüstriyel devrimin önemli şirketlerinin başında bulunan dünyanın en zengin milyarderlerini götürmesi alışılmadık bir durumdu.
Gözlemciler, Dördüncü Sanayi Devrimi’nin boyutlarını kucakladıktan sonra Suudi Arabistan’da 2030 Vizyonu ile ilgili Bilişim ve Teknoloji alanlarda bir yatırım yapma alışverişinin yaşandığını düşünüyorlar. Buradaki iki yol var birinci yol ABD şirketleri ile Suudi Arabistan’a ne tür yatırımlar yapabilecekleri, İkincisi Suudi yatırımlarının güvenlik ve silah alanlarında yer almayı, daha çok sanayi devriminin laboratuvarlarına girmeyi ve Amerika Birleşik Devletleri ile doğrudan iş birliği yapmayı ve ortak olmayı hedefindeler.
Katar ve BAE ziyaretleri de Suudi Arabistan ziyaretinden farklı değildi, ancak iki ziyaret ve ABD-Körfez Zirvesi, herkesi göz ardı edilemeyecek jeopolitik boyutlara yönlendirdi. Zirve noktasında beklenen sürpriz, yeni Suriye Cumhurbaşkanı’nın Riyad’a gelişi idi görüşme ilk günün öğleden sonrasında gerçekleşti.
Başka sürprizler gerçekleşmese de Suriye sürprizinin sonu, yaptırımların kaldırılması ve Trump ile Şara arasında kişisel bir kimyanın oluşmasıyla sona erdi.
Netice olarak Ortadoğu ziyareti ABD’nin Husilerle ateşkese varması, nükleer meselede ABD-İran müzakerelerinin başlaması da dahil olmak üzere bir dizi stratejik değişimin doruk noktasıydı. Bunların yanı sıra İsrail’in ateşkes müzakerelerinin gölgesinde kalması İsrail’i ikinci plana itmiş oldu.
Ortadoğu, derin jeoekonomik değişimden, Suriye’ye yönelik pozisyon değişikliği ve İsrail’e karşı barışçıl bir yaklaşımı kabul etmesinden sonra artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı kesin.
Tüm bunlar ilk olarak, ABD’nin anlaşmazlıkları ve barışıyla bir kez daha Ortadoğu’ya geri döndüğünü, ikinci olarak, bölgedeki süper gücün İsrail değil, ABD olduğunu, üçüncü olarak, Arap ülkelerinin ABD’nin hayati finansal, ekonomik ve teknolojik alanlarını etkileme gücünün İsrail lobisinin gücüyle gerçekten rekabet ettiğini açıkça beyan ediyor gibi duruyor.
ABD özellikle Hindistan alt kıtasında olası bir nükleer savaşı durdurma imtiyazını elde ettiği, tüm değişkenleri hesaba katarak kesinlikle ne yapacağına kararı verme hususunda Çini hesaba katacak’ mı henüz bilinmiyor.
Bundan böyle nasıl olacağı, özümseyip barış, kalkınma ve iki devletli çözüm için çaba harcarlar’ mı zaman gösterecek elde etikler üstünlüğü Filistin için doğru yolda kullanacak tüm Arap liderlerinin omzundadır.

