Şimdi bu başlıkta nerden aklına geldi diyenleriniz olacaktır.
Bir zamanlar bu ülke bir başbakan gördü öyle 20 yıl değil, 5 yıl bile koltuğunda oturtmadılar. Öyle bir başbakan ki Almanya’da kal bakanlık verelim dediler ama o ülkesine hizmet etmek istedi. Alman tanklarının motorunu ürettiği için hala çocukları Almanya’dan para alıyor, başbakanlığı döneminde emekliden işçiye, memuruna kadar herkese enflasyonun üzerinde zamlar yaparak halkın alım gücünü artırdı. Yine onun döneminde Kıbrıs harekâtı yapıldı!
Günün sonunda zorbalıkla iktidardan indirildi. Siyonizmin ve batının ayak oyunları ile işte onun öyle bir sözü vardı “Kahvemizi içer tiyatroyu seyrederiz” diye kendisini rahmetle analım. Başlığımızın nerden geldiğini söyledikten sonra konumuza dönelim.
Şimdi yeniden yeni anayasa ya da anayasada köklü değişiklikler gündeme getiriliyor. Tabi bunu gündeme getirenlerin kendilerine göre farklı ince hesapları olsa da böyle bir ihtiyaç var aslında fakat genç cumhuriyet tarihi durmadan değişen anayasalarla dolu bunu herkes gücü nispetinde kendine göre yapmak yerine, toplumun ihtiyaç ve değerlerine göre bir seferde toplumsal mutabakatla yapılması lazım. Anayasalar 5 -10 yılda bir değil belki 100 yılda bir güncellenebilir. Bizdeki gibi işime gelmeyince değil!!!
Başkanlık sistemi, parlamenter sistem v.s rejimin ne olduğu değil, o rejimin kimin elinde olduğu önemlidir. Anayasadan önce şu kafaların bir değişmesi lazım…
Aksi halde yapılan değişiklikler değişime muhtaç kalıyor.
Kafalar değişmeden anayasaya dokunmamak en doğrusu olsa gerek.
Yargıtay meselemiz var birde yahu ne oluyor da bu amcalar bir başkan seçemiyorlar. Yargıtay içinde hangi güç odaklarının savaşı var, neden hala başkan seçilemiyor.
Şimdi sormak lazım
Hangi cemaat ya da gruplar Yargıtay’da söz sahibi olma derdinde bu konuda bir şeffaflık beklemekte biraz saflık olsa gerek ama en azından bu ülkede adaletin tesisi için hukuktan elinizi eteğinizi çekin diyelim ve hukuku hukukçulara bırakalım. Zira bir ülkede hukuk adalet yoksa her şey anlamını yitirir hatta ekonominiz bile yoluna girmez. Nitekim de işte Türkiye’nin ekonomisi ve durumu deyip susalım bu noktada…
Ekonomi lafı etmişken ona da değinmeden olmaz yahu çok başarılı dünyaca tanınmış ekonomistlerimiz var ama ekonomi yolunda değil peki ama neden?
Öncelikle iyi ekonomist olmak ekonomik çalışmaları başarı ile yapacağınız anlamına gelmiyor zira önce ahlaklı olmanız lazım.
Üretime istihdama dayalı bir ekonomik çalışma yok, sadece borç faiz ekonomisi ve popülizm sürekli vergiler üzerinden çalışan garibana yüklenip zengini besleyen adaletsiz, ahlaksız bir ekonomi yönetimi söz konusu. Tabi bir de adalete güven olmayınca yatırımcı da ürkek davranabiliyor ya da yatırımdan uzak durabiliyor.
At izi it izine karıştı diyen berat beyden, neo-klasik Nebati beye ve son olarak Sayın Şimşek’e bakınca ekonominin bu haline bile şükretmek lazım. Orta kesimi ortadan kaldıran çalışanı üreteni ezen havadan para isteyeni ihya eden bu sistemin çarklarına çomak sokmayan bu kafa ile ekonominin düzelme ihtimali bile söz konusu değil, zira bu anlayış 1 kişiye 9 ekmek, 9 kişiye 1 ekmek kafası ve bu kafa ahlaksız, liyakatsiz, adaletsiz, irfansız, ilimsiz, bir kafa…
Üretmeden tüketmeyi ekonomi zanneden bu kafa ile bir adım ileriye gidemeyiz…
İşte tamda bu ve daha fazlası yüzünden sadece kahvemizi yudumlayıp tiyatroyu seyrediyoruz.
Nede olsa trajikomik bir tiyatro sahnesi gibi ülkemiz hangi alana el atsanız derin bir travma çıkıyor ortaya ama sevgili Kemal SUNAL’ın filmlerindeki gibi gülüyoruz ağlanacak halimize…
Elbette toplumsal bir uyanış gerçekleşmesi için çabamızı göstererek…
Daha güzel bir vatan için daha yaşanabilir bir dünya için hayırlara vesile olmak için tüm çabamız inşallah.

