Şu Milas’ın İçinde Bir Nazmi Yükselen

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bir Mayıs 1926’da kiminin “Bahar Bayramı” kimileri “işçi bayramı” olarak kutlanılan günde dünyaya gelen Nazmi Yükselen; Firuzpaşa mahallesi hapishane sokağındaki cumbalı kargir iki katlı evin, zemin katındaki odalardan biri kadın cezaevi olarak kullanılıyordu… annesi de kadın cezaevi memuru idi. Yazları tütün tarlalarının olduğu yerlere göçerlerdi, gece kırılan tütün yapraklarının arasında şarkılar söyler hatta komşu tarlalardan yapılan isteklere de kayıtsız kalmazdı. İlk ve orta okulu Milas’ta okuduktan sonra İzmir Ticaret lisesinde eğitimini tamamlamadan Milas’a tekrar dönen Yükselen, Gittiği düğünlerde şarkılar söyler. Milas’ta Mim Baki Tiyatrosunun Etkinliğinde ilk kez sahneye çıkar ve “Şu Milas’ın içinde ben bir tek güldüm” türküsünü okur.

1948 yılında İstanbul’da açılan sınavı kazanan sanatçı “Halk Musikisi” bölümünde okudu. Radyo’da bildiği türkülerle 15 günde bir program yapacaktı.” Yurdun Her Köşesinden Deyişler, Söyleşiler” adlı korosunun sunuculuğunu Güzel sanatlar akademisi mezunu Devlet sanatçısı Turan Erol yapıyordu. Bir gün radyoya “Sahibinin Sesi” plak şirketinden gelen mektup ile 1950’de ilk taş plağını yayımladı.

Ankara’da Yargıtay Zabit Katipliğini kazanan sanatçı aynı zamanda Esenpark gazinosunda sanatını icra etmekteydi. Daha sonraları mahalli sanatçı olarak Ankara radyosunda “Yurttan Sesler” programında konuk sanatçı olarak Halk Türkülerine 15 dakikalık programlar yaptı.

1953 yılında Ankara Radyosundan Erkek sanatçılardan bazıları ayrılır. Yeni seçmelere katılan sanatçı başarılı olur ve fasıllarda, korolarda okumak üzere yevmiyeli olarak Türk sanat musikisine de devam etmeye başlar.

Kore Savaşındaki askerlerimizin istekleri için öğle saatlerinde yayımlanmak üzere 15 dakikalık programlar yapmaya başlar ve sesini doğu ülkelerinde duyurmaya başlar. Bu imkân sanatçıyı zirveye çıkarır ve büyük konserlere, turnelere çıkmayı ve de taş plakların basılmasını sağladı.

1962’de sıkıntılı günler geçiriyor ve ailesini zor geçindiriyordu. Bir arkadaşı Körler Cemiyeti ile Turneye gider misin? dedi. 60 lira yevmiye ile çalışacaktı. Kızı Nihal hasta, Zühal 18günlük idi, Mehmet Ali ile Zeki evin yanındaki İnkılap ilkokulunda okuyorlardı… bu sıralarda oğlu İbrahim’i kaybetmişti. Onun için şu şiiri kaleme aldı;

 

Öyle bir afet-i düştü içime

Dağlar dahi dayanmaz kor olan ateşime

Tomurcuktu gül gibi solup da gitti

Kara toprakta yatan sevgili annesine

 

Sinene sor onu bağrı yanık anne!

Geleni bilirsin sen, ona ninni söyle

Ah, eşi yok, menendi yok, civanım bir evlat

Ben bu dertten ölürsem, bahtiyarım heyhat!

İzmir’de iyi bir çevre edinen sanatçı, zamanın Bakanlarından Abdullah Aker tarafından İzmir Radyosuna tayini yapılmıştı. Yurt genelindeki turnelerinden sonra Ankara Astorya Gazinosuna davet almıştı. Aynı zamanda eski memuru olması nedeniyle Yargıtay 7. Hukuk dairesinde çalışmaya başladı ve çok sevdiği Ankara sahnelerine ve Radyosuna kavuşmuştu.

Mustafa Efendi ve Ormancı arasındaki kavgayı önlemek için araya giren Muhtar Tevfik rahmetli olmuş ve olaydan büyük üzüntü duyan köy halkının yaktığı ağıtı, Nazmi Yükselen, Muğlalı Sarı Malik’ten ağıt olarak derler, notaya alır ve beste haline getirir. 1992 yılında kendisine Kültür bakanlığınca “Onur Plaketi” ve “Altın Rozet” alır ve “Devlet Sanatçısı“ ünvanını kazanır. 1970 yılında İzmir Adliyesine tayini çıkar. 1975 yılında Milas Adliyesine tayininden sonra buradan 1977 yılında emekli olur.

 

ORMANCI Türküsü

Çıktım Belen Kahvesi’ne baktım ovaya, baktım ovaya

Bay Mustafa çağırdı dama oynamaya

Ormancı da gelir gelmez yıkar masayı, yıkar masayı

Söz anlamaz ormancı çekmiş kafayı

Söz anlamaz ormancı çekmiş kafayı

Aman ormancı, canım ormancı

Köyümüze bıraktın yoktan bir acı

(Aman ormancı, canım ormancı)

(Köyümüze bıraktın yoktan bir acı)

Köyümüzün suları hoştur içmeye, hoştur içmeye

 

İçinde köprüsü var gelip geçmeye

Sevdiğimi vurdular hiç mi hiçine, hiç mi hiçine

Yazık ettin ormancı, köyün iki gencine

Yazık ettin ormancı, köyün iki gencine

 

Ah, aman ormancı, canım ormancı

Köyümüze bıraktın yoktan bir acı

(Aman ormancı, canım ormancı)

(Köyümüze bıraktın yoktan bir acı)

 

1978 yılında Milas Sanat Musikisi Derneğinde Koro şefliği yapmaya başlar ve zamanın iş insanlarından Lütfullah Kitapçı’ya derneğin tüm enstrümanlarını aldırtmaya vesile olmuştur. 20’ye yakın eseri, 200 civarı şiiri, 3 adet kaseti ve 42 adet plağı mevcuttur.

Şu Milas’ın içinde ben bir tek güldüm

Goncelerim açmadan soldum büküldüm

Gençliğime doymadan yar için öldüm

Hazan yaprağı gibi birden döküldüm

 

Sevda neler getirdi dertsiz başıma

Elimle zehir kattım tatlı aşıma

Kimse merhem olmadı kanlı yaşıma

Talihim destan oldu mezar taşıma

 

Gönül verdiğim kızın adı Yüksel’di

Can verirken feryadı arşa yükseldi

Kabahat ne ondaydı ne de bendeydi

Alnımıza yazılmış bu bir eceldi

Söz: Nazmi Yükselen

Beste: Zeki Duygulu

16 Mart 2015 Tarihinde aramızdan ayrılan sanatçımızın Eşi Leman hanıma hitaben yazdığı ve bestelediği şarkısı;

 

AĞLAMA SEN ANAM

Bana eşten dosttan gülen yüz mü var

Dinmeyen gözümde akan yaş mı var

Yıllardır öksüzüm yanan dost mu var

Ağlama sen anam karalar bağlarsın

Kaybeder yavrunu yanar ağlarsın

Anamdan doğalı çileli başım

Garibim gurbet elde yoktur yoldaşım

Hicranımı unutturdu son eşim

Ağlama sen anam karalar bağlarsın

Kaybeder yavrunu yanar ağlarsın

Nazmi Yükselen gibi Milas kültürüne hizmet etmiş bir üstadın “Turhan Selçuk Anı odası” gibi bir örnekten hareketle “Nazmi Yükselen Anı odası” olarak yer verilmesi; Milas Kültür ve Sanatında tanıtılması düşüncesi ile ailesi ve sevenleri adına ilgililere duyurmayı ihmal etmemeliyiz.

Şu Milas’ın İçinde Bir Nazmi Yükselen
KAI ile Sohbet Et

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.