Öncelikle ciddi bir ameliyat sonrasında yine yeniden aranızda olmaktan çok mutluyum.
Ayrıca herkese ve her şeye rağmen umutlarımı yeşertmeye umutlu ve heyecanlı olmaya devam ediyorum.
Neredeyse her sabah bir başka gündemle uyandığımız günlerden saat başı yeni bir gündeme geçtiğimiz günlere geldiğimiz bu zaman diliminde ak ile karayı ayırmak gerçekten özel bir çabaya tabi ve oldukça zor.
İçimdeki ruh halini kelimelere dökmek gerekirse;
Yağmur damlaları cama usulca düşerken, dünya bir sis perdesinin ardında kayboluyor. Şehir, gölgeleriyle dans eden bir hayal gibi, gerçeğin nerede bittiği, rüyanın nerede başladığı belirsiz. İçimde de aynı pus… Kelimeler silik, hisler bulanık.
Bir şeyler söylemek istiyorum ama hangi duygunun baskın olduğunu bile bilmiyorum. Özlem mi, hüzün mü, kızgınlık ve öfke mi ya da sitem mi, umut mu? Yoksa sadece zamansız bir boşluk mu? Yağmur, tenime değil, ruhuma yağıyor sanki. Belki de gözlerimin içindeki fırtına, dışarıdaki gri gökyüzünden bile daha serttir.
Bir adım atsam, sisin içinde kaybolacakmışım gibi. Ama belki de kaybolmak gerekir bazen… Kendini bulmak için. Yağmur biraz daha hızlanıyor, soğuk rüzgâr yüzüme çarpıyor. Ve içimden bir ses diyor ki:
“Geçer… Her şey geçer. Tıpkı bu yağmur gibi.”
Ne derseniz dostlar adalet ve huzurda umut ve barışta ortak bir zeminde asgari düzeyde insanca bir çerçevede buluşmak hepimize nasip olur mu?
Emeklinin mutlu olduğu, dedenin ninenin torun sevdiği, insanların eşit eğitim aldığı, sağlık sisteminin herkesin mağduriyetine çözüm ürettiği, Gençlerin gelecek kaygısı taşımadığı çocukların ağlamadığı, babaların mutlu olduğu, annelerin huzurlu adil bir düzel yakın mı?
Hepimiz için güzel bir hafta olması ümidiyle…
PUSLU BİR SABAHIN İÇİNDE
0
Paylaş

