Ekonomik politikalar günlük gelişmelerden elbette etkilenir, örneğin Hatay depreminin ekonomiye bir faturası olmuştur. Ancak ekonomik politikalar anlık gelişmelere göre belirlenmez ve ekstrem durumlar içinde hep bir güvenlik duvarına sahip olmalıdır. Zira uyguladığınız ekonomik programlar ne kadar doğru olursa olsun sonuçlarının ortaya çıkması 3-4 yılı bulabilir. O sebeple yanlış uygulamalarınızın bedelini 3-4 yıl daha ödemek zorunda kalabiliriz.
Öncelikle ekonomi masa başında süslü laflar ederek, ya da sürekli yeni vergiler hatta yeni kaynaklar ile de düzelmez zira boş bir havuzda ister 5 musluk ister 15 muslukla dolum yapın eğer havuzun dibinde kaçak varsa havuz hiçbir zaman dolmaz.
Demem o ki önce kamuda tasarruf edebiyatı yerine realitede israfa dur demeyi öğrenmeliyiz.
Kamudaki araç sayılarının tartışıldığı bu günlerde asıl sorun makam araçları değil, bu sadece kamuoyunu oyalama taktiği ve buna ne yazık ki muhalefette hizmet ediyor.
Elbette makam araçları satılsın bir tasarrufta oluşsun bu makam aracı 2002’de gündemdi 2024’te yine gündem ancak kamudaki israfın önüne geçmek için öncelikle bankamatik memuru personelin kamudaki yükü hafifletilmeli, peki başka kamu harcamaları denetlenmeli örneğin bir ihale veriyorsa devlet maliyeti hesaplamalı 10 okul parasına bir okul ihale etmemeli.
Mesela üretici yatırımcı desteklenmeli ama bu desteğin karşılığında ne yaptığı da takip edilmeli yani istihdama katkısı ne oluyor vergilerini ödüyor mu?
Önce delikleri kapatmalıyız.
Ekonomi düzelsin istiyorsa hükümet klişe politikalar yerine samimi ve organik ekonomi yöntemine geçmeli…
Peki nedir bu yöntemler
1- Faiz lobisinin başını ezmeli.
2- Enflasyonu dizginlemek için faize boyun eğmek yerine serbest piyasa ekonomisinden çıkmalı. Zira serbest piyasa ekonomisinin başarılı olabilmesi için sizin bir Almanya, bir Japonya olmanız lazım. En az 8 -10 tane dünya ile rekabet gücü olan markanız olursa siz piyasayı bu markalar ile domine edebilirsiniz ve bu model ekonomi politikası işe yarar.
Bizim gibi ithalata ve vergiye dayalı, borç faiz ekonomisi ile hareket eden ülkelerde serbest piyasa ekonomisi uygulamanız durumunda faizler 50 değil 2550 olsa enflasyon düşmez artmaya devam eder. Ne enflasyonu ne dövizi kontrol edemezsiniz.
3- Akdeniz’in kuzeyi, Karadeniz’in güneyi, Ege’nin doğusu, İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu’nun belirli bölgelerinden sanayi teşvik edilmeli yatırımcı yeni yatırımlar için desteklenmeli tarım ve hayvancılık desteklenmeli. Hatta bu destekleme karşılığında çalışanlar kısmide olsa o işletmelere ortak edilmeli. Bu sayede kendi işi gibi sahiplenir çalışan işletmeyi elde edilen üretimde ekonomiye katkı sağlar. İşletme kaliteyi ve kârı doğru orantılı artırdıkça çalışandan payını hakkıyla almış olur.
4- Maden sahaları, tarım ve telekom gibi stratejik alanlarda yabancı yatırımcılara el çektirilmeli.
5- KKM’den hemen vazgeçilmeli…
6- Vergi borçları affedilen iş adamlarının ya vergilerini affetme tahsil et ya da bunun karşılığında yatırım yaptır.
Halkın 3 kuruş vergisine gelince 4 kuruşa nasıl çıkartırım diye gece gündüz hesap yapacağına bu ülkenin tüm iç ve dış borcunu bir kalemde kapatabilecek servete sahip iş adamlarından faydalan…
7-Devletin stratejik kurumlarını aktif et örneğin DMO tarım, hayvancılık ve sanayide yapılan üretimi teşvik et üreticinin ürünlerini devlet garantisi altında pazar bulamama korkusu yaşamadan kaliteli ve sürekli üretmesini sağla pazarlayamadığı ürünü sen al ve pazarını oluştur.
Ya da İŞKUR’u işlevsel hale getir mesela işsiz herkesi kayıt altına al asgari ücret öde ama takip et işverenle arasında köprü ol, meslek kursları ver kendisini geliştirmesine yardımcı ol yine de girdiği iş yerinde sebat etmiyor nasılsa hazır para geliyor diye bakıyorsa haklı bir sebebi yokken işten ayrılıyor ise devleti ve milleti oyalamak ve zarara uğratmaktan gerekirse hapis cezası ver.
Bu sayede hem canlı para döner piyasada hareketlilik olur hem işsizlik oranı azalır katma değer artar.
8- Hiçbir kamu harcaması dış borçla veya kredi ile yapılmamalı
Tabi bir köşe yazısıyla bir devletin ekonomi politikası hakkında bilgi vermek kolay değil ancak farklı bir bakış açısı ortaya koymak için söylüyorum. Daha başka neler yapılabilir konusunda söyleyeceklerim ya da söylenecekler elbette var sadece şunu söylüyorum ben ekonominin patronu olsam mevcut durumda 6 ayda halkın refah seviyesini 4’e katlar 4 senede ekonomik sorun kavramını halkın literatüründen çıkarırım.
Gelelim yap işletlere…
Yap işlet devret projelerinde garanti ücretler kısa zamanda maliyeti karşılarken özel şirketlere yıllarca hazineden ödeme yapılıyor. Hazinenin yap işlet devret projelerinden ettiği zarar dudak uçuklatan cinsinden.
Örneğin Çanakkale Köprüsü’nün günlük 45 bin araç geçiş garantisi var. Döviz endeksli bir ödeme sistemi var. Bir yıllık garanti para köprü yapım maliyetini karşılıyor. Bayramlarda bile geçiş sayısı maksimum 8.000 araç civarı olduğu söyleniyor.
Yapılan sözleşme gereği köprüyü yapan Türkiye ve Güney Koreli firmalardan oluşan konsorsiyuma yıllık 16 milyon 425 araç için hazine garantisi verilen 1915 Çanakkale Köprüsü’nden bir yılda 2 milyon 200 bin araç geçti. 12 milyon 225 bin araç için Hazine’den köprüyü yapan firmalara 5 milyar 86 milyon lira ödeme yapılacak.
Hükümetin zengini beslemek için hazinenin kaynaklarını hunharca aktarması ve bunun bedeli gariban fukara halktan çıkarması adalet kavramının inandırıcılığını zedelerken şu soruyu da sormaktan geri durmayız.
Hangi kitapta böyle bir durum var? Bu siyasi etiğe, ahlaka ya da insanlığa sığar mı?
Elbette yatırımcıyı desteklemeli devlet ama vergi cennetine çevirdiğiniz toplumun %80’i yoksulluk sınırı altında yaşarken bu milletin kursağındaki ekmeği bu insanlara peşkeş çekmek neyle açıklanabilir.
İşin en acıklı tarafını da söyleyip susalım varlık içinde yokluk çekiyoruz. Toplum olarak Afrika ülkelerine döndük sömürülüyoruz ve sessizce izliyoruz…

