Müfit Demirkol
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. TARİH HAZİNESİ, “MİLAS”

TARİH HAZİNESİ, “MİLAS”

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

BÖLÜM 2

Geçmişte, Milas’ta Türklerden sonraki ikinci etnik grup Rumlar kabul edilir. 19.yüzyılda Milas’ta Rumlardan sonraki ikinci azınlık Musevilerdir. Milas’ın 19.yüzyıla ait bilgisini veren W.Turner’a göre 1818 yılında Milas’ın nüfusu 2.000 hane idi. Bu hanelerin 130’u Rum,30’u Ermeni ve 10 tanesi Yahudilere aitti. Yahudiler, Milas’ta “Yahudi Mahallesi” olarak da bilinen Hocabedrettin Mahallesi’nde ikamet etmişlerdir.

Milas’ta yaşamış olan bu topluluklar dini ibadetlerini de yapabilmek için Yahudiler, Sinagoglar, Rumlar, kiliseler yapmışlardır. Günümüzde “halk evi” olarak kullandığımız yapı, eski bir sinagog idi. Tadilat yapılarak “halk evi” olarak kullanılmaktadır. Park caddesi girişinde bulunan yıkık halde bulunan kalıntı, haham evi idi. Yahudi aileler zamanla Milas’tan göç etmişler göçleri 1965-1975 yılı arasında yoğunlaşmıştır. Bugün Milas’ta Yahudilere ait, acil, revizyon ve bakım isteyen bir mezarlık bulunmaktadır. Milas geçmişte farklı kültür ve inanıştan insanların barış içinde yaşadığı bir kent olmuştur.

İlçe Merkezinde yer alan Hekatomnos Anıt Mezarı ve Kutsal Alanı; Temenos Duvarı, Menandros Onur Sütunu, Podyum ve Mezardan (Taşıyıcı Oda, Mezar Odası, Lahit ve Dromos) oluşmaktadır. Antik dünyanın yedi harikasından biri sayılan ve günümüze “Mozole” (Mausoleum) kavramını taşıyan, “Halikarnas Mozolesi”nden (Halicarnassus Mausoleum) daha erken bir dönemde, aynı boyutlarda Mausolus’un babasına ait olan ve günümüze kadar ulaşabilmiş tek örnek olması bakımından Anıt, eşsiz bir değer taşımaktadır. Antik çağ dünyasının en önemli mezar anıtı ve ölü kültünün temsilcisi olan yapıt hem mimari tasarımı hem de sanatın diğer önemli kolları olan heykeltraşlık ve duvar resim sanatı açısından üst düzeydedir. Özellikle “Hekatomnos Frizli Lahdi” büyüklüğü, niteliği ve sahibinin öne çıkan kişiliğiyle Klasik ve Hellenistik Anadolu’da tek örnektir.

Kentin eski surlarından bugüne ulaşan tek kalıntı, yörede Baltalı Kapı olarak bilinen kapı kemeridir. Kapı M.Ö. 1. yüzyıla tarihlenmektedir. Kemerinin kilit taşı üzerindeki çift yüzlü balta motifinden dolayı yörede “Baltalı Kapı” olarak anılıyor. Kapı kemerini başlıkları bir sıra palmet ve bir sıra yivle süslü iki paye taşımaktadır. Hıristiyanlık devrinin başlarında şehrin doğusundaki dağlardan su getiren kemerler, bu kapıya bağlanmıştır.

Gümüşkesen Mezar Anıtı gri-beyaz mermerden inşa edilmiş olup toplam yüksekliği 8.45 m.dir. Arazinin eğimli olmasından dolayı anıtın doğu tarafı moloz taş ve harç karışımından elde edilen duvarla yaklaşık 1 m. yükseltilmek suretiyle düz bir platform elde edilmiş ve anıt bu düz alana oturtulmuştur. Zemin katın içinde tavan levhalarını taşıyan dört paye ve bunların üzerine kuzey-güney doğrultusunda atılmış kirişler vardır. Payelerin silmeli sade başlıkları bulunmaktadır. Zemin katın duvarları büyük ve düzgün yontulmuş mermer bloklarla inşa edilmiştir. Alt ve üst levhalar daha yüksek bunların arasında kalan blok sırası ise daha incedir. Anıt mezarın sütun kaideleri 0. 35 m. yüksekliğe sahip olup Küçük Asya-İon sütun kaidesi karakteri taşımaktadır. Üst yapısı basamaklı bir piramit görünümünde olan mezar anıtı M.S. 2.yy.’a tarihlendirilmektedir. Dünyanın yedi harikasından biri olan Halikarnasos’taki Mausoleum’un, küçük bir kopyası olduğu düşünülmektedir.

İlçe ve çevresindeki ören yerlerindeki kazılarda ele geçen buluntuların bir bölümü Milas Müzesi’nde sergilenmektedir. 1987 yılında ziyarete açılan müze 1,5 dönümlük bahçe içindeki iki katlı binadadır. Teşhir salonunda yer alan 11 vitrinde Stratonikea kazılarında bulunan altın eserler, İasos kazılarında bulunan pişmiş toprak kandiller, Milas ve çevresindeki kazılardan buluntular, heykeller, heykel başları sergilenmektedir. Müzenin bahçesi de açık sergi alanı olarak kullanılmaktadır.

Milas’ın kuzeyindeki Kocayayla’da (14 km.) bulunan Labranda, Karialıların haç yeri olup, dağların üstünde kutsal bir alan olarak kurulmuş antik kentlerden biridir. Labraunda ile ilgili en erken bilgileri, antik çağın ünlü tarihçisi Heredot’dan öğrenilmektedir. Anadolu’nun güneybatısında yaşamış olan Karialılar için Labraunda oldukça önemli bir kült merkezidir. “Çift Baltalı Tanrı” Zeus Labraundos kültünün kökeninin, su kaynağı ve tapınak terasının hemen üzerindeki büyük kayaya dayandığı düşünülmektedir. Mylasa’dan (Milas) başlayan ve “Kutsal Yol” olarak adlandırılan 14 km uzunluğunda ve 8 m genişliğe sahip taş kaplamalı bir yol ile ulaşılan Zeus Labraundos’un kutsal alanındaki en eski buluntular M.Ö. 5. yüzyıla aittir.

M.Ö. 4. yüzyılda kente en parlak dönemini yaşatan Karia Satrapı Moussollos (M.Ö. 377-354) ve kardeşi İdrieus (M.Ö.351-344); Labraunda’yı bir aile kutsal alanı haline getirip, kutsal alanda her yıl 5 gün süren dinsel bayramların kutlanmasını geleneksel hale getirmişler. M.Ö. 355 yılında yapılan kutlamalar sırasında bir suikasttan kıl payı kurtulan Moussollos, kentte büyük bir imar faaliyeti başlatmış, Zeus Tapınağı da dahil olmak üzere bir dizi anıtsal yapı yaptırmış. Helenistik devirde (M.S. 3-1 yüzyıllar) sadece bir çeşme yapısı inşa edilmiş olan kutsal alanda; M.S. 1-2 yüzyıllarda Kuzey Stoa yeniden inşa edilmiş ve 2 hamam yapısı ile birkaç yapı daha eklenmiştir. M.S. 4. yüzyılda, yöre halkının Hıristiyanlığı kabul etmesi ile Doğu Propylon yakınında bir Bizans Kilisesi yapılmıştır. Yine M.S. 4. yüzyılda meydana gelen büyük bir yangın felaketi nedeniyle kutsal alan kült yeri olmaktan çıkmıştır. Günümüzde ise Milas’a kadar uzanan 8 metre genişliğindeki kutsal yolun kalıntıları, birkaç yerde korunabilmiştir.

Devam Edecek…

TARİH HAZİNESİ, “MİLAS”
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter