İnsan neden var? Neden dünyaya geldik? Bize verilen bu sınırlı hayatı nasıl yaşamalıyız?
Belki de insanın zaman zaman kendisine sorması gereken en önemli sorular bunlar. Çünkü hayat, geri dönüşü olmayan bir yolculuk. Günler geçiyor, yıllar eksiliyor ve bize verilen zamanın ne kadar olduğunu bilmiyoruz.
Tam da bu nedenle insanın hayatını yalnızca tüketerek geçirmesi büyük bir kayıp.
İnsan üretmeli.
Ama üretmek yalnızca para kazanmak, fabrika kurmak veya ticaret yapmak değildir. Bir kitap okumak, yeni bir şey öğrenmek, bir fikir geliştirmek, bir çocuğa bildiğini öğretmek, bir ağaç dikmek, bir insanın hayatına dokunmak da üretmektir.
Bugün toprağına zeytin diken çiftçi de üretir, dükkanını sabah erkenden açan esnaf da. Öğrencisine yalnızca ders değil, hayat öğreten öğretmen de üretir. Evinde torununa kitap okuyan bir emekli de. Bir genç, ilk kez bir yazılım geliştirmeye çalışıyorsa, bir kadın evinde yaptığı ürünü satmak için çaba gösteriyorsa, bir usta bildiği mesleği çırağına öğretiyorsa onlar da hayatın içine değer katıyordur.
Çünkü insanın içinde üretme arzusu olmalı.
İnsanın hayatına anlam veren değerlerden biri de inançtır. İnanç, insanın vicdanına, davranışlarına ve hayata bakışına yön verebilir. İnsanı iyiliğe, adalete, merhamete ve sorumluluğa çağıran bir inanç, hayatı anlamlandırabilir.
Ancak inanç ile dayatma aynı şey değildir.
İnsan kendi inancını yaşarken başkasının inancına da saygı gösterebilmelidir. Sorgulamak da inancın karşısında olmak değildir. İnsan bazen sorarak, araştırarak ve düşünerek inancını daha bilinçli yaşayabilir.
Asıl mesele, düşünmenin ve soru sormanın engellenmesidir.
Çocuklarımıza yalnızca neye inanacaklarını değil, neden inandıklarını düşünebilecekleri bir akıl ve vicdan kazandırmalıyız.
Çünkü bilinçli tercih ile körü körüne kabullenmek aynı şey değildir.
Bugün toplum olarak hazır cevaplarla yaşamaya alışıyoruz. “Böyle gördüm”, “Böyle öğrendim”, “Herkes böyle yapıyor” diyerek kendi hayatımızı başkalarının doğrularıyla şekillendirebiliyoruz.
Sonra da neden üretmediğimizi, neden yeni fikirler geliştiremediğimizi soruyoruz.
Oysa düşünen insan üretir.
Merak eden insan dener.
Denenen her şey başarıyla sonuçlanmaz. Bazen kaybederiz, bazen yanılırız. Ama hiçbir şey denememek, insanın kendi hayatına yapabileceği en büyük haksızlıklardan biridir.
Çünkü başarısızlığın olduğu yerde tecrübe vardır. Hiçbir şey yapmamanın geriye bıraktığı ise yalnızca geçirilmiş zamandır.
İnsan bu dünyaya sadece tüketmeye gelmiş olamaz.
Her gün saatlerce telefonda başkalarının hayatlarını izlemek yerine bir sayfa kitap okuyabiliriz. Şikayet etmek yerine bir çözüm önerebiliriz. “Bu mahallede neden yok?” demek yerine küçük de olsa bir çalışma başlatabiliriz. Bir gence meslek öğretebilir, bir ağaca can suyu verebilir, bir komşunun yükünü hafifletebiliriz.
Bazen üretmek büyük işler yapmak değil, küçük bir iyiliği sürekli hale getirmektir.
Bize verilen günlerin sayısını bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey, geçen zamanın geri gelmediği.
Öyleyse düşünelim.
Sorgulayalım.
Öğrenelim.
Deneyelim.
Üretelim.
Ve inandığımız değerleri yalnızca sözlerimizle değil, davranışlarımızla yaşayalım.
Çünkü hayat, bize bırakılmış boş bir zaman değil; doldurmamız gereken bir emanettir.
Mazeretlerimiz sınırsız olabilir.
Ama günlerimiz sınırlı.
Bir gün bu hayat bitecek. Geriye sahip olduklarımız değil, hayata kattıklarımız kalacak.
Öyleyse bugün kendimize tek bir soru soralım;
“Ben bu dünyadan geçerken arkamda ne bırakacağım?”
Cevabı bizim hayatımız olacak.

