1.Bölüm
Bir ülke insanlarının bilgi, deneyim ve görgü birikimi, o ülkenin gelişmişliğini kanıtlayan en önemli ayırt edici özelliktir. Ülkemize baktığımızda, kendi kültür birikimlerimizin ve bunların yaygınlaştırılmasının, yıllardır büyük bir sadakatle gündemde tutulduğunu görüyoruz. Diline ve kültür ürünlerine titizlikle önem veren ülkemiz aydınları, kendi kuşaklarından sonra gelen gençlere örnek olmuşlar, onlara yol göstermişlerdir.
Ülkemizde de, Halk kültürü Maziden Atiye taşınırken hep bir dinamik sürecin sağladığı değişim ve gelişimle birlikte varlığını sürdürmüştür. Kültürün bir ekin olduğunu düşünür ve “Ne ekersen, onu biçersin” atasözüyle değerlendirmeye çalışır isek, toplumların kendileri için ürettikleri halk kültürü ürünlerinde (El sanatları, Halk Oyunları-Halk Müzikleri v.b.) ve Etnografik malzemeler ile sportif faaliyetlerde ne kadar etkin olduklarını görürüz. Halklar, kültür ürünlerini; yaşadıkları çevre, toplum, coğrafya ve diğer etkenlerin de katılımıyla ortak bir kültür haline geldiğini, süreç içinde görürler. Bu bir gelişimdir. Bunlar birer zenginliktir.
Ülkemizde yetişen bu kültür değerlerini ve Etnografik malzemeleri yöremiz, ülkemiz ve dünya ülkeleri insanlarına tanıtmak, onlarla var olan sıcak dostlukları artırmaya ihtiyaç bulunmaktadır.
Türkiye’de çağdaş kentin öteki kültürlere göre formatlanmasına en çarpıcı örneklerden birini de oyun ve spor alanları oluşturmaktadır. Türkiye’nin en fakir veya en küçük kentinin dahi, Belediye başkanının gururla anlatacağı icraatlarından birisi, ne kadar çok futbol, voleybol, basketbol, beyzbol veya golf sahası açtığı olmaktadır. Hiçbir seçmen, hiçbir veli veya hiçbir çocuk, Halk kültürü mirası olan çelik-çomak oyunu için de bir saha istiyorum dememektedir. Belediye başkanları da böyle bir ihtiyacı düşünmemektedir. Çünkü çelik çomak, taşrayı, ötekini anımsatmaktadır ve onun çağdaş kentte yeri yoktur. Beyzbol veya golf sopasının modern imgesi yanında çomak, çağdaş kentte hiç kimsenin tutmak istemediği çoban değneğini çağrıştırmaktadır.
Çağdaş kentin çocukları, geleneksel Türk çocuk oyunlarının oynandığı sokakları ve boş arsaları terk etmiştir. Bütün toplanma mekânları kapalıdır ve bu mekânların yazılı kuralları vardır. Parklar, spor sahaları, marketler, sinemalar hep ya tavanı ya duvarları ya da sınırları olan mekânlardır. Bu mekânların hiçbirisi, Türk Halk kültürü mirasının icra mekânları olarak tasarlanmamıştır.
Çağdaş kentin çocuk bahçeleri, “iki salıncak, bir kaydırak’tan ibaret olan ve sağında solunda “yasaktır” levhaları olan ve çocuklara adeta “gelmeyin” diyen mekânlara dönüşmüştür. Nitekim son yıllarda, çocuk bahçelerinden artık çocuk sesleri gelmiyor. Salıncaklar ve kaydıraklar artık kimsesiz. Çünkü çağdaş kentin çocukları yeni bir oyun alanı keşfetti: Elektronik alan. Bu yasaksız, uçsuz bucaksız, arkadaşsız sanal oyun alanında artık çocuklar, teknolojik üstünlük kurmuş ülkelerin ve kültürlerin penceresinden ve tabii oturdukları yerden dünyayı izliyorlar. Gelişme çağında olup koşması, terlemesi, enerji harcaması gereken çocuklar, daha 10-12 yaşlarında göbekli, hareketsiz ve daha da önemlisi yaşıtları içinde yaşam mücadelesi vermenin, yarışmanın, kazanmanın, dost edinmenin, düşman kazanmanın ilk provalarından mahrum bir şekilde büyüyorlar. Ama yerel kent yöneticileri henüz bu sosyal dönüşümü fark edemedikleri için, gelişmiş ülkelerde çocukları sokağa çekmek için kullanılan yöntemleri de bilmiyorlar. Kent yöneticileri pekâlâ somut olmayan kültürel mirası kullanarak çocukları sokaklara, park ve bahçelere yeniden çekebilirler. Bugünün çocuk bahçeleri ailenin bütün bireylerinin birlikte eğlenmelerine, sözlü kültür verimlerini genç ve gelecek kuşaklara aktarmalarına uygun bir şekilde “Halk Kültür evi – bahçe” olarak yeniden düzenlenmelidir.
Kültür endüstrisine dayalı olarak para getiren onlarca sektör, Türk Halk kültürü mirasını tanımadığı için, bu alandaki inanılmaz zenginliğin de farkında değildir.
Kültür eğitiminin ve kültürel tasarımların toplumun kültürel sürekliliği ve önceki kuşaklar tarafından kazanılan, kültürel deneyimlerin kuşaktan kuşağa aktarılması amacına yönelik olduğu kadar, ciddi bir ekonomik alan yarattığını artık görme zamanı gelmiştir.
Hedef; okuyan, düşünen ve üreten bireylerin oluşturduğu, çağdaş kültürel öğeleri algılayabilen, kendi gelenekleriyle ve Halk Kültürü değerleriyle tanışık ve barışık bir Topluma kavuşmak ve kültürel birikimimizi kitlelerle tanıştırıp, ulusal kültür içerisindeki yerimizi almalıyız.
(Devamı var)

