Milas’ta bulunan ve “Ulusal Önemi Haiz Sulak Alan” statüsündeki Milas-Bargilya Kuş Cenneti (Tuzla Sulak Alanı), moloz ve toprak dökülerek sedde oluşturulması girişiminin ardından yeniden gündeme geldi.
Yaban Hayatı ve Doğa Koruma Vakfı, Yaban Hayatı Eylem Grubu ve Bargilya S.O.S. paydaşları bölgede basın açıklaması gerçekleştirerek çalışmanın sulak alanın doğal yapısına müdahale niteliğinde olduğunu savundu. Basın açıklamasına, bölgede tapulu tarım arazileri bulunduğunu belirten çiftçiler de katılarak iddialara karşı kendi görüşlerini dile getirdi.
ÇEVRECİLER: “SULAK ALANIN DOĞAL YAPISI BOZULAMAZ”
Çevre örgütleri adına açıklama yapan emekli Büyükelçi A. Süha Umar, Tuzla Sulak Alanı’nın yalnızca bölge için değil, sahip olduğu biyolojik çeşitlilik nedeniyle korunması gereken önemli bir ekosistem olduğunu söyledi.
Alanı “binlerce yıllık bir ekosistem” olarak nitelendiren Umar, bölgede yüzlerce kuş ve bitki türünün yanı sıra balık, sürüngen ve memeli türlerinin yaşam alanı bulunduğuna dikkat çekti.
Tuzla Sulak Alanı’nın 2001 yılından bu yana “Önemli Kuş Alanı” olarak kabul edildiğini belirten Umar, alanın korunmasının ulusal mevzuatın yanı sıra Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler kapsamında da bir sorumluluk olduğunu ifade etti.
MOLOZ VE TOPRAK DÖKÜLMESİNE TEPKİ
Umar, geçtiğimiz günlerde bölgeye çok sayıda hafriyat kamyonuyla moloz ve toprak getirildiğini belirterek yapılan çalışmanın lagün ekosistemine doğrudan müdahale anlamına geldiğini savundu.
“Lagün ekosistemine müdahale edilmesi, alanın molozla doldurulması ve buradaki yaşamın zarar görmesi kabul edilemez” diyen Umar, sedde çalışmasının sulak alanın doğal su hareketlerini değiştirebileceğini ileri sürdü.
Çevreciler, gerçekleştirilen çalışmanın yalnızca müdahale edilen noktayı değil, suyun hareketine bağlı olarak sulak alanın bütünündeki doğal yaşamı etkileyebileceğini savundu.
“VERİLEN İZNİN HUKUKİ DAYANAĞINI SORGULUYORUZ”
Umar, söz konusu müdahalenin 20 Şubat 2025 tarihinde Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından verilen bir izne dayandırıldığını öğrendiklerini söyledi.
Çevre örgütleri, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünün söz konusu alanda böyle bir izin verme yetkisinin bulunmadığını ileri sürerek iznin hukuki dayanağını sorguladıklarını açıkladı.
Umar, yetki ve sorumluluk konusunda ilgili kamu kurumlarıyla görüşmeler gerçekleştirdiklerini ve sürecin hukuki açıdan incelenmesini talep edeceklerini belirtti.
BELEDİYELERE DE ELEŞTİRİ
Açıklamada Milas Belediyesi ve Muğla Büyükşehir Belediyesi de eleştirildi. Umar, sulak alan ve çevresindeki yapılaşmalara uzun süredir yeterli müdahalenin yapılmadığını öne sürdü.
Bölgede ruhsat ve yapılaşmaya ilişkin ciddi sorunların bulunduğunu savunan Umar, özellikle sulak alan çevresindeki yapılaşmanın zaman içerisinde arttığını ileri sürdü.
Çevre örgütlerinin belediyelere yönelik bu iddialarıyla ilgili belediyelerin görüşüne ise açıklamada yer verilmedi.
ÇEVRE MÜDÜRLÜĞÜ VE JANDARMA DEVREYE GİRDİ
Umar’ın verdiği bilgilere göre çevre örgütleri, çalışmaların devam ettiği süreçte Muğla Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü ile iletişime geçti.
İl Müdürlüğü tarafından bölgeye bir çevre mühendisinin gönderildiğini belirten Umar, daha sonra Milas İlçe Jandarma Komutanlığı ve Boğaziçi Jandarma Karakolu ekiplerinin de alana geldiğini söyledi.
Umar, çalışmaların durdurulduğunu, ertesi gün hafriyat kamyonları ile iş makinelerinin bölgeden çıkarıldığını ifade ederek müdahalede bulunan kamu görevlilerine teşekkür etti.
ÇEVRECİLER HUKUKİ SÜREÇ BAŞLATACAK
Yaban Hayatı ve Doğa Koruma Vakfı ile paydaşları, sedde oluşturulmasına yönelik çalışmanın planlı ve hukuka aykırı olduğunu öne sürerek konuyu yargıya taşıyacaklarını açıkladı.
Çalışmaya izin verdiğini veya göz yumduğunu düşündükleri kurum ve sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını belirten çevreciler, konuyu uluslararası platformlara da taşımaya hazırlandıklarını bildirdi.
Umar, Türkiye’nin taraf olduğu Ramsar ve Bern sözleşmeleri kapsamında konunun ilgili gözetim ve denetim mekanizmalarına iletilmesi için girişimlerde bulunacaklarını belirterek, “Bizler bu toprakların koruyucusuyuz; kuşlar ve yaban hayatı ise lagünün asıl sahipleridir. Haklarını kimse gasp edemez” dedi.
ÇİFTÇİLERDEN İTİRAZ: “ÇEVRE KATLİAMI YAPMIYORUZ”
Basın açıklaması sırasında bölgeye gelen çiftçiler ise çevrecilerin iddialarına itiraz etti. Zaman zaman açıklamalara dahil olan çiftçiler, bölgede bir “çevre katliamı” gerçekleştirmediklerini savundu.
Seddenin yapılma amacının sulak alanı doldurmak veya doğal yaşamı ortadan kaldırmak olmadığını belirten çiftçiler, suyun zaman içerisinde tapulu tarım arazilerine doğru ilerlediğini ve arazilerinin su altında kalmaya başladığını ifade etti.
“AMACIMIZ TAPULU TARLALARIMIZI KORUMAK”
Çiftçiler, sedde çalışması öncesinde resmî kurumlara başvurduklarını ve izin aldıklarını belirterek yaptıkları işlemin kendilerine ait tarım arazilerini korumaya yönelik olduğunu söyledi.
Sulak alandaki su seviyesinin ve suyun yayılım alanının zaman içerisinde değiştiğini savunan çiftçiler, bu nedenle bazı tarım arazilerinin su altında kaldığını dile getirdi.
Doğaya zarar verme niyetlerinin bulunmadığını vurgulayan çiftçiler, “Bizim amacımız sulak alanı yok etmek değil, tapulu arazilerimizi suyun ilerlemesinden korumak” görüşünü dile getirdi.
UMAR: “SORUNUMUZ YEREL HALKLA DEĞİL”
Çiftçilerin açıklamalarını dinleyen A. Süha Umar ise çevre örgütlerinin bölge halkı veya çiftçilerle bir sorunlarının bulunmadığını söyledi.
Tartışmanın çiftçiler üzerinden yürütülmemesi gerektiğini belirten Umar, asıl itirazlarının sulak alanda böyle bir müdahaleye izin veren idari sürece yönelik olduğunu ifade etti.
Umar, oluşturulan seddenin doğal su akışını değiştirebileceğini ve sulak alandaki canlı yaşamını olumsuz etkileyebileceğini savunarak mücadelelerini izin veren kurum ve yetkililer nezdinde hukuki yollarla sürdüreceklerini kaydetti.
TUZLA’DA TARTIŞMA ŞİMDİ HUKUKİ SÜRECE TAŞINIYOR
Tuzla Sulak Alanı’ndaki tartışmanın bir tarafında ekosistemin bütünlüğünün bozulduğunu savunan çevre örgütleri, diğer tarafında ise tapulu tarım arazilerini sudan korumaya çalıştıklarını belirten çiftçiler bulunuyor.
Çevrecilerin suç duyurusu ve uluslararası sözleşmeler kapsamında girişimde bulunacaklarını açıklamasıyla birlikte gözler, sedde için verildiği belirtilen iznin hukuki niteliğine ve ilgili kamu kurumlarının süreçle ilgili vereceği kararlara çevrildi.











