Yaban Hayatı ve Doğa Koruma Vakfı tarafından Boğaziçi’nde düzenlenen “Bargilya SOS Projesi” çalıştayında; Bargilya (Metruk Tuzlası) sulak alanının hızla artan yapılaşma, kirlilik ve habitat kaybı tehdidi altında olduğu vurgulandı. Bilim insanları, yerel yöneticiler ve sivil toplum temsilcileri, uluslararası öneme sahip sulak alanın korunması için acil önlemler alınması ve ortak bir yol haritası oluşturulması çağrısında bulundu.
GÜLÇİN ERŞEN
Yaban Hayatı ve Doğa Koruma Vakfı (Kısa adıyla; Yaban Vakfı), 1 Şubat Pazar Milas’ın Boğaziçi Mahallesi’nde Yalıçapkını Oteli’nde, “Bargilya SOS Projesi” kapsamında bir çalıştay düzenledi. Çalıştay’a Doğa Koruma Milli Parklar (DKMP) İlçe Şefi Berivan Helin Er, Milas Belediye Başkan Yardımcısı Ali Özgür, Boğaziçi Muhtarı Ferhat Karakoyun, Dörttepe Muhtarı Şenol Güzel, ilgili demokratik kitle örgütlerinin (Yaban Hayatı Eylem Grubu, Muğla Çevre Platformu, Mandalya Çevre Platformu, Boğaziçi Koruma ve Güzelleştirme Derneği, Boğaziçi Sakin Şehir Derneği, Latmos Derneği, Karia Kültür ve Sanat Derneği ile AYA Arama ve Kurtarma Derneği) temsilcileri de katıldı. Vakıf Başkanı Fulya Massizzo: Doğa Derneği ve Fransız Kalkınma Ajansı desteğiyle gerçekleştirilen çalıştayın düzenlenmesinde Emekli Büyükelçi, Yaban Vakfı Onur üyesi ve Yaban Hayatı Eylem Grubu Başkanı Ahmet Süha Umar’ın büyük emeği olduğunu vurguladı.
Sulak alanların korunması için, 2 Şubat 1971 yılında İran’ın Ramsar kentinde imzalanan (Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme), 1994’te Türkiye’nin taraf olduğu Ramsar Sözleşmesi’nin yıldönümünden önceki gün düzenlenen çalıştayın açış konuşmasını Süha Umar yaptı. Çalıştay öncesi konuşmalar sırasında da söz alan Umar, özetle şunları söyledi:
“Geçmişte Amerika Birleşik Devletleri dahil, birçok ülkede bataklık alanların kurutulmasına ilişkin yasal düzenlemeler vardı. Şimdi tam tersine bataklıkları, sulak alanları koruma yasaları var… Bu tür alanlar, taşkınları önler, yeraltı sularını besler, havanın nemini artırır, bitkisel ve hayvansal çeşitliliği sağlar, bir ülke için zenginliktir. Bargilya gibi ‘Deniz kulağı’ denilen alanlar, balık kaynaklarının devamlılığını, çoğalmasını sağlar… Milas İlçe Jandarma, Milli Parklar ve Doğa Koruma ekibi, muhtarlarımız burada. Çünkü, yapılması gerekenleri uygulayacak olan onlar. Burası, öncelikle burada yaşayan insanlar, Güllük Körfezi’ndeki balıkçılar için önemli. Önemli unsur bilinçlenmedir. Öncelikle, muhtarlar sorumludur. Milas Belediyesi’nin görevi daha ağır. Sulak alanın sınırlarına girerek, alanı daraltan yapılaşmaya, tüm yetkisini kullanarak dur demeli. Kaça avcılık ve balıkçılıkla ilgili jandarma ve kolluk güçlerinin yanı sıra muhtarlara da görev düşüyor. Bizler de sivil gözlemci olarak görevli sayıyoruz kendimizi.”
ULUSLARARASI ÖNEM TAŞIYOR
DKMP’den Berivan Helin Er, literatürde Metruk Tuzlası olarak geçen, Bargilya sulak alanının, uluslararası önem taşıyan, güçlü bir ekosistem olduğunu belirtti. Geçmişte tuz üretimi için kullanılan alanın doğal yapısının bozulduğunu ve tuza dayalı bitki türlerinin hakim olduğunu söyleyen Er, şu bilgileri de verdi:
“Metruk Tuzlası, Türkiye’nin batısındaki en önemli sulak alandır. 146’sı koruma altında, 52 türü alanda üreyen, 190’ın üzerinde kuş türünü burada görüyoruz. Su ve tuz seviyesi değişken. Balık yetiştiriciliği ve tarımdan kaynaklanan kimyasallar zarar veriyor. Burada birinci derecede SİT ve hassas koruma alanları da var. Sahadan gelen her türlü bilimsel ve gözlemsel veriyi dikkate alıyoruz. Süreci, şeffaf bir şekilde paydaşlarla izliyoruz.”
Doğa Derneği Genel Koordinatörü Serdar Özuslu, kısaca derneklerinden söz ederek, şunları söyledi: “Şu anda önemli doğa alanlarının güncellemesini yapıyoruz. Bundan sonraki çalışmaları bunu esas alarak yapacağız… En hassas, kırılgan doğal alanlar sulak alanlar. Ama, yok oluşu geri döndürmek mümkün. Bargilya aslında 2018’den beri uluslararası öneme sahip; Akdeniz Sulak Alan Birlikteliği’nin bir parçası… Gediz Deltası’nda da benzer çalışmaları başka dernekler ve yerel yöneticilerle yapıyoruz. Paydaşlar bir araya gelip, birlikte mücadele etmezse, oradaki herkes zarar görüyor.”
PEMBE FLAMİNGO, TEPELİ PELİKAN
Dernek adına söz alan ve Güney Ege’nin en önemli sulak alanının Metruk Tuzlası olduğunu belirten Özge Yaylalı, kendi yüksek lisans tez konusunun kuş türlerinin göç yolları üzerine olduğunu kaydederek, alana ilişkin bilimsel veriler sundu. Su karakterindeki dinamikliğin, tür çeşitliliğini artırdığını, söyleyen Yaylalı, özetle şu bilgileri verdi:
“Bitki ve kuş türleri için gen rezervuarı sayılır. 78 takson (tür ve alt tür) var. Baskın tür deniz börülcesi. Daha çok deniz balığı ve yılan balığı olmak üzere 14 tür balık; 10 tür sürüngen; 9 tür karasal memeli; 126 kuş türü sunumumuzun temeli. Yıl boyunca burada kalan, üremek için Afrika’dan gelen türler, burada kışlayan balıkçıllar, ördekler var. Flamingoları bu kadar çok görmemizin nedeni; tuzuluğun artması ve ‘Artemia’ dediğimiz özel bir tür karides ile besleniyor olmaları. Sindirim sistemiyle başka bir sulak alana taşıyor ve astemiaların oradadaüremesini sağlıyorlar. Pembe renklerini de bu karideslerden alıyorlar aslında. Önemli bir tür olan ‘Tepeli Pelikan’ın Avrupalıların başarılı koruma çalışmaları sayesinde, koruma seviyeleri biraz düşürüldü. Burada yüze yakın birey var. İnsan baskısı nedeniyle yaşam alanlarını sıkça değiştiriyorlar.”
Gölün ortasından geçen yolun hidrolik bütünlüğü bozarak, sirkülasyonu önlediğini, turizm ve yapılaşmayla habitat kaybı yaşandığını, ışık kirliliği, gürültü, avcı türlerin de zararlı etkileri bulunduğunu belirten Özge Yaylalı, çözüm önerilerini şöyle sıraladı: “Devriye, bekçilik, yerel halkın bilinçlenmesi; yolun menfezlerle ve başka düzenlemelerle doğal ortama uygun hale getirilmesi… Mutlak Koruma (İnsan girişi yasak), Hassas Koruma (Bilimsel izleme), Kontrollü Koruma (Düşük tehdit faaliyetleri; kuş gözlemi, geleneksel balıkçılık vb.) alanlarına uygun davranılması.”
“ÇOCUKKEN ELİMİZLE BALIK AVLARDIK”
Boğaziçi Muhtarı Ferhat Karakoyun, 15 Temmuz öncesi bir derneğin sulak alanı çevirip, kamulaştırmaya niyetlendiğini ve kendilerinin buna engel olduğunu anımsatarak şunları anlattı: “Çocukken Mazı Çayı’ndan su içerdik. Çayın gölete boşaldığı yerde çocuklar, gençler yüzme öğrenirdi. Köylüler yazın çayın ağzını kapatıp, sulamada kullanırdı. Gelgit ile tuz oluşurdu, tuz toplardık. Tuz toplamaya gelenler, bazen getirdikleri ürünlerle takas edip, çuvallarla tuz alır giderdi… Turgut Özal döneminde yol yenilenince kot farkı oluştu. Menfezler yetersiz. Yolun yenilenmesi lazım. Ayaklı köprü yapılmasını istiyoruz. Sitelerin arıtmaları her zaman düzgün çalışmıyor. Pis sular yüzünden balık gelmiyor. Biz çocukken burada yüzer, elimizle balık avlardık. Mazı çayı temizlensin diye defalarca DSİ’ye başvurduk. Balıkçı Barınağı’nı 2019’da talep ettik. Tüm izinler bitti. ÇED aşamasındayız. Kazıklı mendirek sistemi olacak.”
Konuşmasının başında Ilbıra Koruma Platformu Başkanı olduğunu da anımsatan Milas Belediye Başkan Yardımcısı Ali Özgür, şunları söyledi:
“2017 sonuna kadarki kaçak yapılaşmaya siyasi iktidar af çıkardı. Sonra İmar Barışı’na iptal geldi. Bu kez Çevre Şehircilik’in verilerine istinaden, onların kaçak yapılarını yıkıyoruz. Belediyeden 12 arkadaşımızla kaçak yapılaşmayla mücadele ediyoruz. Bizim iznimiz olmayan yerlere bile, Bakanlık ruhsatıyla bir şeyler yapıyorlar… Balıkçılıkla geçinen halk var. Halkın katılmadığı hiçbir şey başarıya ulaşmıyor. Göl bir kooperatife verilmişti, olmadı… Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Aras’la konuştuk; 2027 master planına alındı; ana arıtma sistemi Büyükşehir tarafından yapılacak.”
MOLOZ SORUNU VE YENİ KAFETERYA
Özgür, bir yurttaşın yakınması üzerine; mahallenin en büyük sorunlarından biri haline gelen moloz yığınlarına da değindi. “Bodrum çöplüğü ve Derince-Selimiye uzak. Belediye bize bir yer göstersin, vatandaş ücret karşılığı oraya döksün, belediye oradan alsın. Bilerek yol kenarlarına döküyorlar.” diyen kişiye yanıt olarak; “Bunun için bile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın izni gerekiyor. Molozu toplayıp atacak traktör için bile özel izin alınır.” karşılığını veren Özgür, belediyenin çöp toplayan traktörlerinin yol kenarında gördükleri molozları da mecburen topladığını söyledi. Ali Özgür, Milas Belediyesi’nin Boğaziçi’nde yeni hizmete giren kafeteryasını da duyurdu.
Öğlen yemeği sonrasında çalışma grupları şu başlıklar altında toplandı:
* Sulak Alanda Kirlilik (Endüstriyel ve evsel atıkların ekosisteme etkileri ve rehabilitasyon süreçleri)
* Sulak Alanda Su Kalitesi ve Yönetimi (Su kaynaklarının korunması ve iyileştirilmesi)
* Sulak Alanda Yapılaşma Tehdidi ve Arkeolojik Değerler (Tarihi dokunun korunması ve kontrolsüz yapılaşmaya karşı önlemler)
* Sulak Alan ve Yaban Hayatı (Flamingolar başta olmak üzere kuş türlerinin yaşam alanlarının sürdürülebilirliği)
Yaban Vakfı Başkanı Fulya Massizzo, yerel 10 demokratik kitle örgütünün katılımıyla gerçekleşen çalıştay sonuçlarının önümüzdeki günlerde raporlanarak ilgili makamlara iletileceğini kaydederek, şu açıklamada bulundu: “Boğaziçi Bargilya sulak alanında yaban hayatı ve oradaki canlıları ve biyolojik çeşitliliği tehdit eden ve ayrıca günümüzün acil sorunu olan Bargilya Sulak Alanı Su, Kalitesi ve Yönetimi, Yaban Hayatı, Kirlilik, Yapılaşma tehdidi ve Arkeolojik Değerlerimiz başlıklarında ele aldığımız kapsamlı bir çalıştay yaptık. Bargilyasulak alanı SOS veriyor. Sulak alanın inşaat atıklarıyla dolması, doğal su yollarının kaynaklarının bozulması, aşırı yapılaşma, sulak alana evsel atık suların atılması ve balık çiftliklerinin oluşturduğu kirlilik alanın hızla yok olmasına neden oluyor. Canlıların çığlıklarına ve ölümlerine her gün daha fazla şahit oluyoruz. Bu tehditlere karşı neler yapmalıyız, ne gibi önlemler almalıyız konusunda yol haritamızı belirlemek ve tehditler ile önlemleri konuşmak istedik.”


