“3 Fidan” (veya Darağacında Üç Fidan), 12 Mart 1971 muhtırasının ardından yakalanan ve 6 Mayıs 1972 tarihinde Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde idam edilen 68 kuşağının önderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan için kullanılan tabirdir.
Milas’ın bilinen “Aplangeç parkı”, belediyemizin aldığı bir kararla “3 fidan parkı” olmuştur.6 Mayıs 1971 de asılarak idam edilen bu gençlerimizin suçları ne idi.? Neden idamlarına karar verilmiştir.?
Suçları tek kelime ile “BAĞIMSIZ BİR VATAN” istemeleridir. Özellikle ve öncelikle, Amerikan emperyalizmine karşı gelmeleri büyük tepki almıştır. Asılmalarının ardından çeşitli fikirlerin öne sürüldüğü bu üç genç için çeşitli yazılar kaleme alınmıştır
“Darağacında Üç Fidan”, kitabı ise, Mayıs 1976’da yayınlandı. Bu yapıt aynı adla (Darağacında Üç Fidan) belgesel anlatı tarzında on sekiz gün süren bir dizi yazıdan sonra kitaplaştırılmıştı. Dizi, yayını süresince hemen her gün ağır cezalık dava ve toplatma konusu ediliyordu. Kitaplaşan yapıt ağır baskılara uğradı. Sonunda kitap yasaklandı, dağıtılan ilk altı baskıdan raflarda kalanlar toplatıldı. Yedinci basımının kurşun dizgileri baskı makinesinden sökülerek el konuldu. 1980 Darbesi, kitap üstündeki baskıyı daha da koyulaştırdı. Eser, 80’li ve 90’lı yıllarda gençler arasında başka kitapların içine konularak gizli gizli okunan bir kitap oldu. Kitabın yazarı Nihat Behram hakkındaki ağır ceza davaları ise sıkıyönetim mahkemelerine devredildi. Bunun üzerine yazar, 1980 yılında yurtdışına çıkmak zorunda kaldı ve 17 yıl politik sürgün hayatı yaşadı.
“Darağacında Üç Fidan”, 1988 yılında Yürekleri Şafakta Kıvılcımlar adıyla yeniden yayınlandı. Ama tekrar toplatıldı. Uzun süren hukukî mücadeleler sonrasında kitap için beraat kararı çıktı. Yazar Nihat Behram da 1996 yılında Türkiye’ye geri döndü. Tutuklandı, fakat kitabın beraat kararını kanıtlayarak serbest bırakıldı.
1968’ler. Yazılı tarihin en barbar asrının en umutlu, en ışıklı, en cesur günleriydi. Coşkun bir devrimci dalganın bütün dünyayı sarstığı, onlarca ülkede milyonlarca insanın ayağa kalkarak, Gerçekçi ol, imkânsızı iste! diye haykırdığı günlerdi…
Böyle bir dünyada, Deniz ve arkadaşları, özgürlük bayrağını Türkiye’de yükseklere taşıdılar. ABD’ye, NATO’ya, yurtlarını yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekmek isteyenlere en iyi cevabı eylemleriyle, yürüyüşleriyle, cesaretleriyle verdiler.
1968’ler. Yazılı tarihin en barbar asrının en umutlu, en ışıklı, en cesur günleriydi. Coşkun bir devrimci dalganın bütün dünyayı sarstığı, onlarca ülkede milyonlarca insanın ayağa kalkarak, Gerçekçi ol, imkânsızı iste! diye haykırdığı günlerdi…
Böyle bir dünyada, Deniz’ler de özgürlük bayrağını Türkiye’de yükseklere taşıdılar. ABD’ye, NATO’ya, yurtlarını yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekmek isteyenlere en iyi cevabı eylemleriyle, yürüyüşleriyle, cesaretleriyle verdiler.
Ve egemenler, bu özgürlük kabarışının intikamını 12 Mart karanlığında üç gençten çıkarmak istediler. Somut hiçbir yasal dayanak olmadan Deniz’i, Yusuf’u, Hüseyin’i ve nice arkadaşlarını idamla yargılayıp, Asalım, asalım! çığlıklarıyla darağacına göndererek özgürlük ve bağımsızlık mücadelesini boğmaya çalıştılar…
Ve bu egemenler, bu özgürlük kabarışının intikamını 12 Mart karanlığında üç gençten çıkarmak istediler. Somut hiçbir yasal dayanak olmadan Deniz’i, Yusuf’u, Hüseyin’i ve nice arkadaşlarını idamla yargılayıp, “Asalım, asalım!” çığlıklarıyla darağacına göndererek özgürlük ve bağımsızlık mücadelesini boğmaya çalıştılar…
Deniz’ler’in asılmadan önceki son sözlerinin de ilk kez açıklandığı, yayımlanır yayımlanmaz yasaklanan ve ancak yirmi iki yıl sonra aklanan “Darağacında Üç Fidan”, içten sesi, ince duyarlılığı ve ödünsüz tavrıyla, bütün iktidarların geçici olduğunu, milyonların kalbinde yaşayacak olanların daima özgürlük savaşçıları olduğunu göstermiştir…
Baskı altında geçen yirmi iki yılın ardından, “Üç Fidan’ı” sunarken, bugün koyu bir karanlığın içine itilmek istenen yurdumuzda, gözlerimize hala bir umut ışığı, darağaçlarında solmayan üç fidanın anısı önünde saygıyla eğiliyoruz…

