Karya Medeniyeti, antik çağda güneybatı Anadolu’da (günümüzde Muğla, Aydın ve Denizli’nin batısı) yaşamış yerli bir Anadolu halkıdır.
MÖ 10.000 yıllık geçmişe sahip olan Karya, özellikle savaşçı özellikleri, denizcilikteki yetenekleri, şifacılıkları ve Mausolos dönemindeki sanatsal gelişimleriyle öne çıkmıştır. Başkentleri Mylasa (Milas) ve daha sonra Halikarnassos (Bodrum) olmuştur.
Karyalılar, MÖ 2. binyılının sonlarından itibaren güneybatı Anadolu’da varlıkları bilinen ve Karya uygarlığını kurmuş kavim. Başkentleri başlangıçta Mylasa’da (Milas) iken, MÖ 4. yüzyılda Mausolus tarafından Halikarnas’a taşınmış, ancak Mylasa önemini korumuştur. Yaklaşık olarak Büyük Menderes Nehri ile Dalaman Çayı arasındaki bölgeye denk gelen yayılma alanlarında çok sayıda köy ve mezra türü yerleşimin bir araya gelerek oluşturduğu federasyonlar etrafında örgütlenmişlerdir.
En önemli kültür merkezlerinden biri olan ve Zeus adı ile anılmakta birlikte yerli özelliklere sahip tanrılarından biri olan Mylasa’daki “Karyalı Zeus”un tapınağına Karyalıların yanı sıra sadece kuzey komşuları Lidyalılar ve Misyalıların kabul edilmesi geleneğinin işaret ettiği, anılan halklarla akrabalık bağları bulunduğuna dayalı inançları MÖ 1. binyıl boyunca canlı kalmış, günümüz bulgularıyla da doğrulanır niteliktedir.
Nitekim, Karyalılarla ilgili ilk tarihi kayıtlardan biri, Mylasalı Arselis adlı bir Karya beyinin MÖ 7. yüzyılın başlarında Kral Gigis’in Sard’daki Lidya tahtını ele geçirmesine yardım etmesi ile ilgilidir. Diğer öndegelen tanrıları arasında, Arselis’in Lidya’dan getirdiği çifte baltayı (labrys) taşıdığı tasvir edilen “Labrandalı Zeus” ve ana tapınağı yine Mylasa’da bulunan “Zeus Osogoa” (başlangıçta sadece “Osogoa”) bulunmaktaydı.
Karyalıların Ege Denizi’ne yayılmış bir deniz kavmi olduklarını düşündüren eski Yunan kaynaklarına dayalı bir anlatı geleneği de bulunmaktadır. Daha da öncesinde Homeros’ta ise Karyalılar Truva Savaşı’nda Truvalıların müttefikleri arasında sayılmaktadır ve bölgeleri Milet (Balat) ve Mykale’yi (Dilek Yarımadası) de kapsayacak şekilde daha da kuzeye uzanır şekilde belirtilmektedir. Aynı dönemler Karya iç bölgeleri de yoğun ve özgün üretim tarzları ile arkeolojinin dikkatini çekmiştir.
Batı Anadolu sahil şeridine yönelik üç eski Yunan kolonizasyon dalgasının sonuncusunu ve en geç tarihlisini oluşturan Dorların kıyılarda koloniler kurmalarıyla Karyalılar iç bölgelerde egemenliklerini sürdürmüşler ve bu dönemde Mylasa, Alabanda (Çine), Alinda (Karpuzlu), Idrias (Eskihisar), Idyma (Akyaka), Garga (İncekemer), sonradan Afrodisias adını alacak mermercilik merkezi (Geyre) gibi gerçek anlamda Karya kentleri, yine Mylasa, Labranda, Kyramus, Hylimus gibi Karya kült merkezleri ortaya çıkmıştır.
MÖ 7. ve 6. yıllarda Mermnadlar hanedanının Lidya kralları Anadolu’nun önemli bir kısmı gibi Karya Dor kentlerini de ele geçirdiler. MÖ 546’da Lidyalıların Perslere yenilmesinden itibaren ise, Karyalılar da Pers İmparatorluğu’nun yönetimi altına girdiler. Karyalıların bölgelerinde Perslere karşı kayda değer direniş örnekleri sergiledikleri ve Atina merkezli olarak kurulan Attik Delos Birliği’ne bir süre üye oldukları anlaşılmaktadır.
Mylasalı Ekatomnos Hanedanı ve özellikle de Mausolos döneminde fiilen bağımsız politikalar izlemişler, ancak Helenizmin iç bölgelere de nüfuz etmesi ve eski Yunanca’nın resmi dil olarak yerleşmesi de bu dönemde başlamış, Karya dili muhtemelen Milattan kısa bir süre öncesinde veya sonrasında tarihe karışmıştır. Karya ülkesi Büyük İskender’in generalleri tarafından kurulan devletler ve sonrasında Roma İmparatorluğu içindeki çekişmelerden en çok zarar gören bölgelerden biri olmuş, MÖ 27’de Augustus’un Roma İmparatorluğu’nu kurmasıyla refaha kavuşmuştur.
Karyalılar Anadolu’da içlerinde çok tanrıcı inançların en uzun ömürlü kaldığı halklardan biri olarak da dikkati çekmiştir. I. Konstantin saltanatında Doğu Roma İmparatorluğu’nun Hristiyanlık dinine geçmeye başlamasına kadar (4. yüzyıl) bu yeni din Karyalılar arasında fazla ilerleme kaydedemiştir.
Bölge 13. yüzyıl ortalarından itibaren Menteşe Beyliği hakimiyetine geçmiştir.
Bölgenin doğal sınırını kuzeyde Aydın Dağları ile Büyük Menderes Irmağı oluşturuyordu. Özellikle bereketli Büyük Menderes Ovası’nın farklı topluluklar tarafından iskân edilmiş oluşu sınır konusunda kimi karışıklıkların doğmasına neden olmuştur. Antik coğrafyacı Strabon bölgeyi “Magnesia’dan sonra yol Tralleis’e ulaşır. Messogis dağı solda ve yolun sağında Lidyalılar, Karyalılar, İyonyalılar, Miletoslular, Misyalılar ve Magnesia’nın Aioller’i tarafından işgal edilen Maindros ırmağının ovası bulunur. Aynı tür topografya Nysa ve Antioheia’ya kadar devam eder.” şeklinde betimlemiştir.
Bu karışık etnik yapısına karşın, Lidya ile olan kuzeydeki sınırı, en azından MÖ 4. yüzyıla kadar Messogis dağlarının belirlemiş olduğu söylenebilir. Ancak Diodoros ve Strabon sınırın Maiandros ırmağı tarafından çizildiği görüşündedirler. MÖ 188 yılında imzalanan Apamea Antlaşması’ndan sonra sınır olarak Messogis yerine Maiandros kullanılmaya başlanmıştır.
Roma ve Bizans dönemlerinde bu yeni sınır benimsense de Hristiyanlık dönemi piskoposluk listelerinde Maiandros’un hemen kuzeyinde yer alan Tralleis, Nysa, Briula ve Mastaura gibi Karya kentleri Asya eyaletinin sınırları içerisinde geçmektedirler. Kuzeybatı uç kesimde ise sınırı en erken dönemden beri Maiandros çizmiş olmalıdır. Latmos Körfezi çevresi aslında Karya’ya dâhil olmakla birlikte Priene, Myus ve Miletos gibi İyon kentleri arasında paylaşılmıştır. Yani bu üç kent İyon kenti olmalarına karşın Karya bölgesinde yer alırlar.
Günümüzde dahi Karya medeniyetinin özellikle beş parmak dağları olmak üzere , kazı çalışmalarında da etkileri görülmektedir.

