Ulusal Bayramlarımızı yıllardır, çeşitli nedenlerle ağız tadı ve coşkuyla kutlayamıyoruz. Ne acıdır ki; 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı yaklaşırken; önce Filistin’de, Gazze’de, sonra İran’da savaş yüzünden yüzlerce, binlerce çocuğun yaşamını yitirmesi ve yaşanan kâbus; ardından ülkemizdeki okullarda gerçekleşen, katili de, kurbanları da çocuk olan saldırılar, bayramı yasla gölgeledi.
Gülçin ERŞEN
Güllük’teki kutlamalar da sabah saatlerindeki yoğun yağış nedeniyle aksasa da; sanki gökyüzü de sonsuzluğa göçen çocukların yasını tutuyor, yüreklerde tortulanan kederi yıkıyordu. Oğlum küçükken ben de stadyumdaki (ya da okul bahçesindeki) kutlamalara katılıyordum. Son yıllarda ise deniz kıyısındaki eski Atatürk anıtında düzenlenen törenlere katılıyorum. Nitelikli azınlık, niteliksiz çoğunluğa yeğdir… Genelde az sayıda ve aynı kişilerin katıldığı törende, anıta sunulan çiçeklerin yanı sıra Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’ne bağlı Tazelenme Üniversitesi Milas Kampüsü’nün ve Cumhuriyet Halk Partisi Güllük Mahalle Temsilciliği’nin çelenkleri dikkat çekiyordu. Bu kez yalnızca Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve şehitlerimiz için değil, ölen çocuklarımız için de saygı duruşunda bulunduk. İstiklal Marşı eşliğinde göndere Türk bayrağının çekilmesinin ardından üç kişi konuşma yaptı.
Konuşma faslı
Tazelenme Üniversitesi Öğrenci Temsilcisi Turan Kıymaz, 23 Nisan 2020’ye uzanan tarihsel süreç hakkında bilgi verirken, o dönemi günümüz koşullarıyla karşılaştırdı. Kıymaz, konuşmasının sonlarında ise, ülkemizde son dönemde yaşananlara değinerek şunları söyledi:
“Osmanlı Millet sistemine dönün diyerek, laik Cumhuriyeti hedef alan, Lozan’ı ve ulus devletini eleştiren, kendisini müstemleke valisi zanneden Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barraçk denilen meczup, geçtiğimiz günlerde Ortadoğu’da işe yarayan tek şey güçlü liderlik rejimleri oldu; ya merhametli monarşiler ya da meşruti monarşi türü yapılar diyerek, bu bölgeye ulusal egemenlikle cumhuriyet ve demokrasi değil, monarşi önerdi. Oysa Türkler son 106 yılın ilk 25-30 yılı içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açarak, padişahlığı kaldırarak, Cumhuriyet’i ilan ederek, o cumhuriyeti devrimlerle laikleştirerek ve çok partili demokrasiye geçerek monarşiyi ortadan kaldırıp, ulusal egemenliği, cumhuriyeti, demokrasiyi gerçekleştirdi. Bugün Anayamıza göre, Türkiye Cumhuriyeti, laik, demokratik, sosyal hukuk devletidir. ABD Büyükelçisi Tom Barrack’a 23 Nisan 1920’de Ankara’da açılan Büyük Millet Meclisi’nin Türkiye’yi meşruti monarşiden Cumhuriyet’e nasıl taşıdığını hatırlatmanın tam zamanıdır…
Atatürk, 23 Nisan 1929 tarihinde bu bayramı çocuklara armağan etmiştir. Atatürk dünya tarihinde çocuklara bayram armağan eden tek liderdir. Ama, Atamın bayram armağan ettiği çocuklar 2026 Türkiyesi’nde ne haldeler? Kahramanmaraş’taki okul faciasında kurban sayısı 9. Faciaya neden olan 14 yaşındaki çocuğu da onuncu kurban olarak saymak gerekir. Evlatlarını yitiren ailelerin acıları taptaze ve öyle kalacaktır. Yaşamını yitiren öğretmenlerin yakınlarının acıları da öyle… Facianın baş sorumlusu bence, eğitimi dindar ve kindar nesil yetiştirmek olarak anlayanlarla bu hedefin uygulayıcılarıdır.”
Türkiye Cumhuriyeti’nin meşruluğu
Ben de günün anlam ve önemi çerçevesinde dile getirmek istediğim bilgi ve düşüncelerimi içeren kısa bir konuşma yaptım. Yazımın başında belirttiğim gibi; aslında bu 23 Nisan’da, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlarken, yaşamını yitiren çocukların da yasını tuttuğumuzu, yağmurun da bu görüşümü desteklediğini söyledim. Daha sonra da Çin Halk Cumhuriyeti’ndeki bir anımı aktardım:
“2004 – 2006 yılları arasında Çin Uluslararası Radyosu Türkçe Bölümü’nde ‘Uzman’ olarak çalışıyordum. Orada 70 küsür ayrı bölümde görev yapan, kendi ülkelerinin aydını sayılabilecek yüzlerce uzman vardı. Özellikle eski Doğu Bloku ya da Balkan ülkeleri diyebileceğimiz ülkelerden birkaç uzman, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin meşru olmadığını, çünkü Mustafa Kemal’in padişaha karşı ayaklanarak Kurtuluş Savaşı’nı başlattığını ve yeni bir devlet kurduğunu öne sürdüler. O zaman, bir kez daha Atatürk’ün ne kadar ileri ve geniş görüşlü olduğunu anladım. Ve onlara şöyle bir yanıt verdim: ‘Sizler Türkiye tarihini iyi bilmiyorsunuz ve önyargılısınız. Atatürk daha ulusal kurtuluş savaşımızın başlangıcında Amasya Genelgesi’ni yayımlayarak, Erzurum ve Sivas kongrelerinin ardından ulusal meclisi (Büyük Millet Meclisi, Cumhuriyetin ilanından sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi adını almıştır.) toplayarak, Bağımsızlık Savaşı’nı ve yeni kurulacak devleti, yasal zemine oturtmuştur. Ayrıca, Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu Ajansı’nı kurarak, haklı savaşımızı tüm dünyaya duyurduğu gibi; Cumhuriyet’in ilk yıllarında İngiliz BBC Radyosu’nun kuruluşundan birkaç yıl sonra Türkiye Radyo’sunu kurarak yeni devleti tüm dünyaya tanıtmayı sürdürmüştür.’
Ben bugün de dünyanın aydınlanmasına, barışına, sevgi, hoşgörü, birlik ve dayanışmanın tüm dünyaya yayılmasına, ülkemizin öncülük edeceğine inanıyorum. Çocuklarımıza ve gençlerimize geleceğe umutla bakabilecekleri, mutlu bir ülke ve dünya bırakabilme dileğiyle bayramımızı kutluyorum.”
Fransa’daki Türk Eğitimci
Son olarak da emekli banka müdürü Süleyman Dörter, Fransa’da yaşayan Türk Eğitmen Mehmet Sami Gündüz’ün gönderdiği bir yazıyı okudu. Dörter, Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Çocuklar her türlü ihmal ve istismardan korunmalı, onlar her şart altında korunmalıdır.” Sözünü anımsatarak, O’nun bizlere yüklediği büyük sorumluluğu yeniden hatırlamak için topladığımızı dile getirdi ve şunları ekledi: “Atatürk çocukları birer vatan cevheri olarak görmüş ve onlara dünyada eşi benzeri olmayan bir bayram armağan etmiştir. Ancak bugün eğitim ortamlarımızda yaşanan üzücü olaylar, bizlere bu cevheri korumak için daha fazla bir bilinçle hareket etmemiz gerektiğini söylüyor. Eğitim sadece tahtaya yazılan bir ders değil; bir çocuğun kalbine dokunmak, onun ruhsal güvenliğini sağlamak ve onu laik, bilimsel ve özgürlükçü bir düşünce yapısıyla geleceğe hazırlamaktır.”
Mehmet Sami Gündüz’ün metninden alıntıladığım bölüm ise şöyle:
“Son dönemde K.Maraş ve Ş.Urfa’da gündeme gelen okul temelli öğrenci saldırıları, toplumda ciddi bir endişe dalgası yaratmıştır. Eğitim ortamlarının güvenli olması gerektiği yönündeki ortak beklenti, bu tür olaylarla birlikte bir kez daha sorgulanır hale gelmiştir. Bu tür vakalar, yalnızca bireysel şiddet olayları olarak ele alınmamalıdır. Aksine, gençler arasında artan öfke, iletişim kopukluğu, psikolojik destek eksikliği, sosyal medya etkisi gibi çok katmanlı sorunların bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Okul yalnızca akademik bilginin verildiği bir yer değil, aynı zamanda bireyin sosyal ve duygusal gelişimini tamamladığı kritik bir alandır. Bu nedenle, burada yaşanan her türlü şiddet, sadece mağduru değil, tüm eğitim sistemini etkileyen bir kırılma yaratır. Öğrenciler arasında yaşanan bu tür saldırıların arkasında çoğu zaman akran zorbalığı, dışlanma hissi, aile içi problemler veya psikolojik baskılar bulunabilir. Bu durum, rehberlik servislerini ve psikolojik danışmanlık mekanizmalarının güçlendirilmesini zorunlu kılar. Aynı şekilde, öğretmenlerin ve okul yöneticilerinin de bu tür riskleri erken fark edebilecek donanıma sahip olmaları büyük önem taşır. Öte yandan; medyanın bu tür olayları ele alış biçimi de dikkatle değerlendirilmelidir. Sansasyonel dil kullanımı, olayların büyütülmesine ya da yanlış anlaşılmasına neden olabilir. Bunun yerine; çözüm odaklı ve bilinçlendirici bir yaklaşım benimsenmelidir. Sonuç olarak; bu olaylar, eğitim sisteminde güvenlik, psikolojik destek ve sosyal uyum konularının yeniden ele alınması; uygulanan yanlış eğitim politikasından acilen dönülmesi gerektiğini açıkça göstermektedir.”


