25 Kasım “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü” dolayısıyla Eğitim Sen Milas Temsilciliği yazılı bir açıklamayı, ilçedeki basın kuruluşlarına gönderdi. Yapılan açıklamada, çalışma yaşamında şiddet ve tacizin önlenmesine dönük adımlar atılacağının bir taahhüdü olarak hükümet derhal ILO’nun 190 sayılı Sözleşmesi’ne taraf olsun ve sözleşmeyi yürürlüğe koysun! Kutsal aile yaklaşımı ile aileyi temel alan ve kadını yok sayan politikalara son verilsin ifadelerine yer verildi.
Eğitim Sen Milas Temsilciliği tarafından ilçedeki basın kuruluşlarına gönderilen yazılı açıklama şöyle:
“25 Kasım, Dominik Cumhuriyeti’nde, Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele eden Clandestina Hareketi’nin öncülerinden olan Patria, Minerva ve Maria Mirabel kardeşlerin katledildiği tarihtir. Mirabel kardeşler, Diktatör Trujillo’ya karşı ülkelerinin demokratikleşmesi için mücadele yürütürken defalarca gözaltına alındı ve tehdit edildiler. 25 Kasım 1960 yılında arabalarından zorla indirilerek tecavüz ve işkenceyle katledildiler. 1981’de Dominik’te toplanan Latin Amerika Kadın Kurultayı’nda, 25 Kasım “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü” olarak kabul edildi. O günden bu yana dünyanın dört bir yanında kadınlar; toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, erkek şiddetine, tecavüze, tacize, savaşa, ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı kadın dayanışmasını ve mücadelesini sürdürüyor.
Kadınlar evde, iş yerinde, sokakta, üniversitelerde, yaşamın her alanında şiddete, ayrımcılığa, tacize, tecavüze uğruyor, her gün en az 4 kadın katlediliyor. İstanbul Sözleşmesi’nin feshi iptal edilmiyor, 6284 sayılı Yasa etkin uygulanmıyor, ILO’nun 190 sayılı Sözleşmesi’ni imzalamaya dönük herhangi bir girişimde bulunulmuyor. Erkek yargı cezasızlık politikalarında ısrar ediyor, failleri aklıyor, şiddeti meşrulaştırıyor. Kadına yönelik şiddetin, ayrımcılığın ortadan kaldırılması için önleyici, caydırıcı ve koruyucu mekanizmalar oluşturulmuyor. Siyasal iktidar “aile yılı” adı altında kadınların hayatlarını aile ile sınırlandıran politikalarına devam ediyor. Kadın ve çocuk cinayetlerini, şiddet ve istismarı münferit olaylar ve bireylerin sapkınlıkları olarak değerlendirmeyi sürdürüyor. Medeni haklar tartışmaya açılıyor, yargı paketleri ile kazanılmış tüm haklarımız elimizden alınmak isteniyor. Kadınların ne giyeceklerinden, doğumu nasıl yapacaklarına, kaç çocuk doğuracaklarına, ne zaman doğuracaklarına, nerede ve nasıl çalışacaklarına dair söylemlerle bedenlerimize dönük müdahaleler artıyor.
Cemaat ve tarikatlar eliyle başta eğitim olmak üzere tüm toplum dini değerler üzerinden dizayn edilmeye çalışılıyor. Ekonomik kriz, yoksullaşma ve güvencesizlik, kadınların hem çalışma yaşamında hem ev içinde şiddete daha açık hale gelmesine neden oluyor. Üniversitelerde genç kadınların özgür yaşam hakkı, baskı ve polis şiddetiyle hedef alınıyor. KHK’ler, zorunlu görevler, baskıcı soruşturmalar ve ihraçlar kadın eğitim ve bilim emekçilerinin güvenli yaşam ve çalışma hakkını ortadan kaldırıyor. Bilimsel ve laik olmayan müfredat, toplumsal cinsiyet eşitliğini yok sayıyor; şiddeti yeniden üretiyor. Okullarda cinsel istismar, taciz ve mobbing vakaları sistematik biçimde örtbas ediliyor. Kamusal kreşlerin olmaması, bakım yükünü kadınların omuzlarına yıkarak çalışma hakkını sınırlıyor.
Bizler dünyanın dört bir yanındaki kadınlar; emeğimiz, bedenimiz, kimliğimiz için iş yerlerimizde, evlerimizde, sokaklarda ve yaşamın her alanında savaşa, şiddete, yoksulluğa karşı haklarımız ve hayatlarımız için mücadeleyi büyütüyoruz!
Cinsiyetçi iş bölümünü derinleştiren politikalara son verilsin. Toplumsal cinsiyete duyarlı bütçe ile bütçe kaynakları savaşa, güvenlikçi politikalara, sermayeye değil, kadınların güvenli ve güvenceli istihdama ve hizmete ulaşmasına harcansın! Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik politikalar geliştirilsin ve hayata geçirilsin. Ev işleri ve çocuk bakımı yükünü hafifletmeye yönelik kamu politikaları yapılsın. Doğurup doğurmayacağı, nasıl, ne zaman ve kaç çocuk doğuracağının kararı kadınlara bırakılsın. Kadınların güvenceli istihdama, kaynaklara ve olanaklara erişim hakkı garanti altına alınsın. Erkek şiddetine ve kadınlar üzerindeki erkek denetimine karşı önleyici ve koruyucu tedbirler alınsın, cezasızlık politikalarına son verilsin. İstanbul Sözleşmesi’ne dönülsün! Sözleşme kapsamında ilgili düzenlemeler derhal hayata geçirilsin! Çocuklara yönelik şiddeti önlemek için Lanzarote Sözleşmesi’nin gereği yerine getirilsin! 6284 sayılı Kanun etkin bir biçimde uygulansın!”
GEÇMİŞTE İZİMİZ, GELECEĞE SÖZÜMÜZ VAR!
“Çalışma yaşamında şiddet ve tacizin önlenmesine dönük adımlar atılacağının bir taahhüdü olarak hükümet derhal ILO’nun 190 sayılı Sözleşmesi’ne taraf olsun ve sözleşmeyi yürürlüğe koysun! Kutsal aile yaklaşımı ile aileyi temel alan ve kadını yok sayan politikalara son verilsin!
Taleplerimizde ısrarcı mücadelede kararlıyız! Şiddetsiz bir yaşam, eşitlik, özgürlük, adalet, demokrasi, barış, laiklik istiyoruz! İsyanımızı örgütlüyor, 25 Kasım’da alanlarda buluşuyoruz! Tüm kadınları Eğitim Sen’de örgütlenmeye, birlikte mücadeleye çağırıyoruz.”

