Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na göre;
Temeli “İnsan onuru” kavramına dayanan eşitlik ilkesi, Anayasamızın 10. maddesinde düzenlenmiş yasama, yürütme ve yargı organları olmak üzere devletin tümüne hâkim olan ilkelerin başında gelmektedir. Bununla birlikte, eşitlik ilkesi birçok uluslararası ve ulusal metinlerde de kendine yer bulmuş evrensel bir ilkedir. Anayasamızın 10. maddesine göre “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Herkes, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanmada eşittir. Bu Kanun kapsamında cinsiyet, ırk, renk, dil, din, inanç, mezhep, felsefi ve siyasi görüş, etnik köken, servet, doğum, medeni hâl, sağlık durumu, engellilik ve yaş temellerine dayalı ayrımcılık yasaktır. Ayrımcılık yasağının ihlali hâlinde, konuya ilişkin görev ve yetkisi bulunan kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ihlalin sona erdirilmesi, sonuçlarının giderilmesi, tekrarlanmasının önlenmesi, adli ve idari yoldan takibinin sağlanması amacıyla gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.
Ayrımcılık yasağı bakımından sorumluluk altında olan gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri, yetki alanları içerisinde bulunan konular bakımından ayrımcılığın tespiti, ortadan kaldırılması ve eşitliğin sağlanması için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.
Eşitlik ilkesi; tüm insanların özgür ve eşit olarak doğduğu gerçeği ile tüm bireylerin haklara sahip olduğunu, aynı düzeyde saygıyı hak ettiğini kabul etmektedir. Toplumda yaşayan herkesin eşit muamele görme hakkı vardır. Bu hak aynı zamanda kanunların, politikaların ve uygulamaların ayrımcı olmaması gerektiğini ve kamu yetkililerinin kanunları koyarken ve politikalarını uygularken ayrımcı ve keyfi davranmama yükümlülüğü altında olduklarını belirtir.
Bütün bunların dışında medeni toplumlarda toplumların yaptıkları işler ile ilgili hiçbir ayrım yapılamaz. Meslekleri ve yaşam şartları, hatta inançları ne olursa olsun bütün insanlarımız kanun önünde bir ve eşittir.
Bütün bunlara karşı tarihimizde gayrimüslimlere karşı ayaklanmalar olmuştur. İstanbul’da yaşayan Rum azınlığa karşı 6-7 Eylül 1955’te gerçekleşen organize toplu saldırı. Rum dükkanlarına ve ibadethanelerine saldırılmış malları talan edilmiştir.
Bu ve bu gibi olaylar millet olarak, birlik olarak, ulusça yapılan büyük yanlışlardır. İnançları ne olursa olsun, herkes inançlarında hürdür. Dini inançlarını, milliyetçiliklerini, hatta mesleklerini ele alarak ayrımcılık yapmak gerek anayasamıza gerekse insanlığımıza asla yakışmaz.
Çeşitli vakıflar, medreseler ve benzeri dini kurumlar ile eğitim verilerek, kendi çıkarları doğrultusunda geliştirilmeye çalışılan gençlerimiz, ülkemizin geleceği bakımından büyük yanlışlıklar içerisinde kalmaktadırlar. Bu da bir ayrımcılık olmaktadır.
Dilleri, inançları ne olursa olsun, bu ülkede yaşamakta olan değişik kökenli tüm yurttaşlarımız birdir.
“Bir ulusun asker ordusu ne kadar güçlü olursa olsun, kazandığı zafer ne kadar yüce olursa olsun, bir ulus ilim ordusuna sahip değilse, savaş meydanlarında kazanılmış zaferlerin sonu olacaktır. Bu nedenle bir an önce büyük, mükemmel bir ilim ordusuna sahip olma zorunluluğu vardır.”
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

