TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Muğla Şubesi Yönetim Kurulu, 6 Şubat depremlerinin ikinci yıl dönümünde bir basın bildirisi yayınlayarak, Türkiye’nin deprem gerçeğiyle yüzleşmesi gerektiğini vurguladı. Zeliha Varan, Görkem Çağlar Dikmen, Özcan Özer, Ali Avcı ve Çağlar Bacaksız’ın katılımıyla gerçekleşen basın toplantısında, “6 Şubat Depremlerinin 2. Yılı: Türkiye Sıradaki Afeti Çaresizce Beklemektedir! Sorumlular Bir An Önce Harekete Geçmelidir!” başlığı altında yapılan açıklamalar, Türkiye’nin deprem konusundaki karnesinin yetersiz olduğunu gözler önüne serdi.
“Deprem değil, ihmal öldürüyor!”
Basın bildirisinde, 6 Şubat depremlerinin Türkiye’yi derinden sarstığı ve büyük acılar bıraktığı belirtilirken, “Deprem değil, ihmal öldürüyor!” vurgusu yapıldı. Bilimin ve mühendislik uygulamalarının gelişimiyle, Türkiye gibi aktif fay hatlarıyla örülü bir coğrafyada deprem endişesiyle yaşama çaresizliğine mahkum olmadığımız, ancak bilime ve mühendisliğe kulak tıkandığı, meslek odalarının yok sayıldığı ve geçmişteki acı tecrübelere rağmen önlem alınmadığı sürece yeni felaketlerin kaçınılmaz olduğu ifade edildi.
“Deprem hazırlıkları yetersiz, yapı stoku alarm veriyor!”
Türkiye’nin deprem istatistiklerine göre her yıl ortalama 25 bin civarında deprem olduğu ve 6 Şubat depremlerinin artçı yoğunluğu nedeniyle 2023 yılında 74232, 2024 yılında ise 31890 deprem meydana geldiği belirtildi. Bu veriler, Türkiye’nin depremselliğinin açık bir göstergesi olarak sunulurken, “Deprem olaylarına aşina olmamıza karşın depreme yönelik hazırlıklarımızın bu kadar geri kalması asıl şaşırtıcı olan” denildi.
Yakın bir gelecekte de büyük depremler yaşayacağımız gerçeğinin bilimsel bir hakikat olduğu ve AFAD tarafından yapılan senaryo çalışmasına göre Kuzey Anadolu Fayında, Marmara Denizi’nde meydana gelebilecek 7.5 büyüklüğündeki bir deprem sonucu 44 bin 802 binanın yıkılacağı, sadece İstanbul kent merkezinde 26 ile 30 bin arasında yurttaşımızın hayatını kaybedeceğinin varsayıldığı belirtildi. Ülkenin depremselliği bilinirken, asıl bilinmeyenin yapı stokunun durumu olduğu ve yapı stokunun belirsizliğini gözler önüne seren acı bir olayın yakın zamanda Konya’da yaşandığına dikkat çekildi. Konya’da 4 katlı bir binanın deprem gibi herhangi bir dış etken dahi olmaksızın kendiliğinden çökmesi ve bu olayın ülkemizde ilk kez yaşanmadığı vurgulandı.
“Vaatler yerine getirilmedi, depremzedeler hala zor durumda!”
2025 yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programına göre Türkiye’de toplam konut sayısının 42,2 milyon olduğu ve TBMM’de Kahramanmaraş Depremlerinden sonra kurulan araştırma komisyonunun raporuna göre 6-7 milyon konutun en kısa sürede dönüştürülmesi gerektiği ifade edildi. 6306 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2012 yılından 5 Nisan 2023 tarihine kadar ülke genelinde 781.333 konuta riskli yapı tespiti yapıldığı ve 711.545 konutun yıkımının gerçekleştirildiği belirtildi. Yani 11 yılda, riskli görülen 6-7 milyon yapının yalnızca yaklaşık yüzde 10’u kadar dönüşüme girildiği vurgulandı. Ülke genelinde 7 milyon civarında konutun olası bir depremde yıkılması söz konusuyken, bu hızda ilerlerse, tüm riskli yapıların dönüşümünün ancak yüz yıl sonra tamamlanmış olacağı, tabii yapı stokuna yeni riskli yapılar eklenmezse denildi. Gerçeklerle vaatler arasında derin bir fark olduğu ve bu farkın 6 Şubat Depremlerinden sonra başlatılan deprem konutları çalışmalarında da açığa çıktığı belirtildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 319 bini bir yıl içinde olmak üzere toplam 650 bin konut inşa edileceği sözü verildiği, ancak depremin 2. yılı geride kalırken yalnızca 201 konutun tamamlandığı ve vaat edilen konutların yalnızca yüzde 31’inin tamamlandığı ifade edildi. Tamamlanan konut alanlarında da elektrik, su ve kanalizasyon hizmetlerinde, kent için ulaşımda yaşanan yetersizliklerin günlük yaşamı olumsuz etkilediği belirtildi. Benzer bir durumun köy konutlarının inşasında da olduğu ve depremin ardından 143 bin 271 köy konutunun yapılacağı vadedilirken, şu ana kadar yalnızca 22’sinin tamamlanma aşamasına geldiği vurgulandı. Deprem bölgesinde birçok ilde ağır hasarlı yapıların yıkım işlemlerinin bile henüz tamamlanmamış olmasının, bölgenin daha uzun yıllar normal yaşama dönmesinin zor olduğuna işaret ettiği belirtildi.
Konut üretimiyle ilgili sorunlar bir yana, deprem bölgesinde bugün hala altyapı, ulaşım, sağlık, eğitim gibi yaşamsal konularda çok ciddi sorunlar devam ettiği ve bir kışın daha deprem bölgesinde geçici barınma alanlarında giren depremzedelerin elektrik ve su kesintilerinin yarattığı olumsuzlukların yanı sıra temiz suya erişim sorunları, hijyen koşullarının sağlanamaması nedeniyle de salgın hastalık başta olmak üzere önemli sağlık sorunlarıyla karşı karşıya olduğu ifade edildi. Çadırlarda ve konteyner kentlerde sel ve yangın gibi olaylar meydana geldiği, deprem felaketinden canlarını zor kurtaran depremzedelerin başka felaketlerle karşı karşıya kaldığı ve enkaz atıklarının yönetimindeki kuralsızlığın da asbest yayılımı başta olmak üzere çok ciddi çevresel sorunlara yol açtığı belirtildi.
“Yıkımın sorumluları hesap vermeli, adalet yerini bulmalı!”
Öte yandan 6 Şubat Depremlerinin ardından başlatılan yargı süreçlerinde ise yıkımın gerçek sorumlularının ortaya çıkarılmasından uzaklaşıldığı, tüm sorumluluğun, günah keçisi ilan edilen teknik elemanların üzerine yıkıldığı vurgulandı. Basına yansıyan verilere göre, şu ana kadar açılan davalarda en az 5 bin kişinin ölümüne sebep olan binaların sorumlularının yargılandığı ve bu davalarda ise sadece 60 civarında kamu görevlisi hakkında soruşturma izni verildiği belirtildi. Yıkımda sorumluluğu bulunan herkesin yargı önüne çıkarılması, gerçek sorumluların tespit edilip cezalandırılması gerektiği ve halkın can ve mal güvenliğiyle doğrudan ilgili olan deprem riskine karşı tedbir almanın, bu hususta gerekli denetimleri yapmanın siyasi iktidarın, merkezi ve yerel yönetimlerin sorumluluğu olduğu vurgulandı. Son 20 yılda 6 imar affı yasası çıkararak mevzuata aykırı eklentiler veya değişiklikleri gerekli tedbirler almadan kağıt üstünde yasal hale getiren, yasalara aykırı olarak üretilen ve mühendislik hizmeti almayan yapıları “imar aflarıyla” bağışlayarak kaçak yapıların/yapılaşmanın yasallaşmasını sağlayan, ülkedeki yapı üretim sürecine halkın can ve mal güvenliğini yadsıyarak sadece kar odaklı bakan siyasi iradenin sorumluluğu görmezden gelindiği ifade edildi. Yıkılan binaların hangi sebepten yıkıldığı net olarak ortaya konulmadan, yıkım sebepleri ve sorumluluk zinciri tespit edilmeden, tasarım, yapım ve denetimden sorumlu meslektaşların halen cezaevlerinde tutuklu bulunduğu belirtildi. Tutuklamaların bir tedbir olmaktan çıktığı ve öne alınmış ceza gibi uygulanmaya başlandığı, ceza yargılamasının en temel ilkelerinden olan masumiyet karinesinin meslektaşlar açısından, suçsuz olmadığı hükmen sabit oluncaya kadar suçlu sayılacaktır şeklinde tersine çevrildiği vurgulandı. Yargılamalarda hakime yardımcı olması beklenen bilirkişi raporlarının, bilimsel ve teknik pek çok hata içerdiği, hukuka aykırı olarak kusur belirlemesi yapıldığı,
“Çözüm önerileri hayata geçirilmeli, meslek odaları sürece dahil edilmeli!”
Sonuç olarak, 6 Şubat Depremlerinin ardından oluşan kamuoyu baskısıyla gündeme gelen yapı üretimi ve denetimi süreçlerinin sağlıklı ve güvenli bir şekilde yürütülmesi ve yıkımda sorumluluğu bulunanların adil bir şekilde yargılanması talepleri, aradan geçen iki yılın sonunda sulandırılmış giderek toplumun gündeminden çıkarılmıştır. Denilebilir ki 17 Ağustos Depreminden sonra depreme hazırlık konusunda büyük vaatlerin kısa süre sonunda unutulduğu ve bu nedenle aradan geçen çeyrek asırda hiçbir ciddi ilerleme sağlanmadığı için aynı acıları tekrar yaşadığımız gibi, 6 Şubat Depremlerinin akıbeti de benzer yönde ilerlemektedir. Böylelikle yarın yine bir depremde daha, aynı acıları yaşamak kaçınılmaz hale gelmiştir.
Depremin ikinci yılında, kaybettiklerimizin acısı yüreklerimizde tazeliğini korurken, gelecekte deprem zararlarının etkisini en aza indirmek için daha kapsamlı ve etkin adımlar atılmasının gerekliliğini bir kez daha vurguluyoruz. Riskli yapı stokumuzun dönüştürülmesinden yapı denetim sisteminin baştan sona yeniden düzenlenmesine, yapı üretim sürecini belirleyen mevzuatta ve uygulamalardaki eksiklerin ve hataların düzeltilmesinden proje, imalat ve denetim aşamalarında mühendislik hizmetlerinin tam ve etkin olarak verilmesinin sağlanmasına kadar atılması gereken adımlar, yapılması gereken düzenlemeler Odamızca ilgili kamu idarelerine ve kamuoyuna defalarca açıklanmıştır. Bu açıklamalarda ve raporlarda ifade edilen çözüm önerilerinin bir an önce hayata geçirilmesi ve meslek odalarının bu sürece dahil edilmesi gerektiğinin altını çiziyoruz. ” İfadelerine yer verildi…

