Yeni Yol Partisi Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ, 10 Kasım’da 9 yıl önce TBMM’de yaptığı konuşmayı paylaşarak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü andı. Özdağ, Atatürk’ün insanî yönleri ve devlet adamlığıyla eleştirel bir bakışla anlaşılması gerektiğini ve fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir neslin yetiştirilmesinin önemini vurguladı.
Yeni Yol Partisi Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ, 10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü dolayısıyla 9 yıl önce TBMM’de yaptığı konuşmayı paylaştı:
İşte o konuşma:
Milletler kahramanlarıyla yaşarlar. Kahramanlıktan sadece savaş meydanlarında yiğitlik yapılması anlaşılmamalıdır. Gazi Mustafa Kemal, Alparslan gibi, Yavuz gibi, Fatih gibi milletimizin önemli tarihî şahsiyetlerden biridir. Önemi hem verdiği mücadeleden hem de yeni bir devletin ihya ve inşacısı Türkiye Cumhuriyeti devletinin banisi olmasından gelmektedir. Onu kalıcı yapan da, arkadaşlarıyla beraber, bugün üzerinde yaşadığımız ülkeyi emperyalizm canavarının ağzından alarak millete emanet etmesidir. Gazi Mustafa Kemal Türkiye Cumhuriyeti devletini başka ülkeden gelerek kurmadı, Selçuklu ve Osmanlı bakiyesi olan büyük bir tarihin geleneklerinden beslenen bir asker, bir düşünce, bir dava ve siyaset adamıydı. Elli yedi yıllık kısacık hayatının yirmi beş senesini Osmanlı’nın askerî öğrencisi ve subayı olarak yaşamış, bu sürenin on üç senesini ise Trablusgarp, Çanakkale ve Şam’da geçirmiştir. Değerli milletvekilleri, tarihî şahsiyetleri bekleyen en önemli tehlikelerden biri doğru anlaşılmamak veya doğru anlaşılma yollarının tıkanmasıdır. Tarihe nefret zemininde bakarsanız hiçbir şey göremezsiniz. Nefret doğruları tabulaştırmaya, yanlışları görmeye engel olur, oysa doğru da yanlış da her tarihî şahsiyetin kaderinde vardır. İyi işler yapmış bir insanın hataları onun değerini düşürmeyeceği gibi başka bir şahsiyetin istisnaileri de onu ibra etmeye yetmez. Gazi Mustafa Kemal’in hayatını, yaşadıklarını, yaptıklarını sadece 1919 sonrasıyla algılamak kendisine yapılacak en büyük haksızlıklardan birisidir. Atatürk iyi işler yapmış ama her tarihî şahsiyet gibi zaman zaman da eleştirilmiş olan bir büyük devlet adamıdır. Cumhuriyet Dönemi’nin en çok konuşulan, en çok anlatılan kişisi olmasına rağmen aynı zamanda en az anlaşılan kişisidir çünkü onu anlatanlar onu anlatmak yerine ya kendi vehimleriyle yonttukları hayalî bir kişiyi anlatmışlar ya da etrafında dokunulmaz olan alan oluşturarak anlaşılmasına mani olmuşlardır. Eleştirel bir gözle anlatılmayan hiçbir tarihî şahsiyet gerçek manada anlaşılmış sayılmaz çünkü bilinen kaidedir, eleştirilemeyen kutsallaştırılır, kutsallaştırılan da eleştirilemez. Tarihî bir şahsiyetin tek cephesini görüp öteki yönlerini görmezden gelmek doğru bir yaklaşım biçimi değildir. Atatürk hem etrafında duvarlar örülerek anlaşılması engellenmiş hem de ideolojik mücadelenin aracı hâline getirilerek yanlış takdim edilmiş bir şahsiyettir. Atatürk nevi şahsına münhasır, milletine sevdalı, yaşadığı çağın eğilimlerini iyi okuyan, itikaden Müslüman, cesur, kararlı bir devlet adamıdır. Orhun Abideleri’nde milletine seslenen Bilge Kağan’ın söyledikleri ile bin yıl sonra Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün milletine seslendiği Nutuk’ta yazılanlar arasında en ufak bir fark yoktur. Bilge Kağan da Mustafa Kemal de Türk milletinin yüz akıdır, mazisidir, şanlı geçmişinin önemli isimlerinden sadece ikisidir. Mustafa Kemal, imparatorluğun enkazından kurtarabildiği Anadolu’da muhteşem bir maziyi daha muhteşem bir geleceğe bağlayan köprüler kurmak istemiştir. Türkiye Cumhuriyeti’ni ilelebet payidar kılmak, Türk milletine bağımsız bir devlet armağan etmek sevdasında olan bir devlet adamıdır. Mustafa Kemal Atatürk yeni cumhuriyetin banisi olmakla birlikte Osmanlı’nın da son bakiyesidir. Mustafa Kemal’in çok üstün meziyetleri vardı ama zaafları da vardı, doğruları vardı ama hataları da vardı, cüret ve cesareti vardı ama korkuları da vardı, alkışlanacak, taklit edilecek yönleri vardı ama eleştirilecek yönleri de vardı, sert yumruğu vardı ama müşfik bir kalbi de vardı çünkü o her şeyden önce bir insandı. Böyle insani yönleriyle tanınan bir Atatürk, tabulaştırılarak toplumdan koparılmış bir Atatürk’ten bin defa daha evladır. Unutulmamalıdır ki layüsellik sadece ve sadece Allah’a aittir. Yani, tabulaştırmaktan emanet bekçiliğine evrilen bir anlatım ve takdim mantığını hayata geçirmek zorunluluğumuz vardır. Artık heykel bekçiliğinden fikir bekçiliğine evrilme zamanı gelmiştir ve geçmektedir. Sayın milletvekilleri, demokrasilerde tabular yoktur, hür ve eşit vatandaşlar vardır. Demokrasi, herkesin düşüncelerini şiddete bulaşmamak ve şiddeti teşvik etmemek, başkalarının özgürlüğünü kısıtlamamak şartıyla rahatlıkla söyleyebileceği rejimdir. Demokratik toplum, eleştiri toplumudur. Batılılar mitolojiden gerçek çıkarırlar, doğulular gerçeği mitolojiye dönüştürürler. Bu ülkenin çocukları mitolojik bir gerçeğe dönüşen bir Atatürk tasavvuruyla büyüdüler. Ezberci, kalıplara sığdırılmış bir Atatürk’ü ne tanıyabildiler ne anlayabildiler ne de fikirlerinden yeterince istifade edebildiler. Değerli milletvekilleri, Atatürk’ün istediği fikri hür, irfanı hür ve vicdanı hür bir neslin varoluşu ancak altını çizdiğimiz bu hususlarla gerçekleşecektir.”

