(BÖLÜM 3)
Milas İlçesi, Selimiye Mahallesi sınırları içinde yer alan ve doğusundaki Kızılbayır dağının eteklerine yayılan Euromos Antik Kenti, Milas’a yaklaşık 12 km. mesafededir. Romalı yazar yaşlı Plinius tarafından “Eurome” olarak adlandırılan kent, daha erken dönemde Kyromos, Hyromos ve Hellenistik Dönemde de kullanılmış olan Europos isimleriyle de anılmıştır
Büyük İskender’in fethinden sonra Euromos Makedonya, Mısır ve Suriye kralları arasında el değiştirmiştir. Kent, M.Ö. 201-196 yılları arasında Makedonya Kralı V. Philippos’un denetimine girmiş ve kentin adı Philippoi olmuştur. M.Ö. 188 Apameia Anlaşmasıyla Karia’nın geri kalanı gibi Euromos Rodoslulara devredilmiştir. Roma İmparatorluk Çağı’nda gelişen ve bağımsız bir kent olan Euromos, Bizans Döneminde Mylasa piskoposluğu içerisinde varlığını sürdürmüştür.
Kentte ilk kazı ve restorasyon çalışmaları 1969-75 yılları arasında Ümit Serdaroğlu tarafından gerçekleştirmiştir. Yaklaşık 40 yıllık bir kesintiden sonra, 2011 yılında Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Abuzer Kızıl başkanlığındaki bir ekip tarafından, yeniden başlatılmış ve çalışmalar halen devam etmektedir. Kazı çalışmalarıyla elde edilen şimdiki veriler kentin Geç Geometrik Dönemden Bizans Dönemi’ne kadar kesintisiz bir biçimde yerleşime sahne olduğunu göstermektedir.
Kentte, Zeus Lepsynos Tapınağı, kuzey ve güney nekropolleri, agora, tiyatro, hamam, surlar ve şapel görülebilecek başlıca kalıntılardır. Söz konusu kalıntılardan Zeus Lepsynos Tapınağı Anadolu’daki en iyi korunmuş tapınaklardan biri olması itibariyle dikkat çekicidir.
Tarihi Milas evlerinin büyük bir kısmı 19. Yüzyıla aittir. İki katlı, avlulu evlere giriş avludandır. Evlerin ahşap destekli çıkmaları sokağa taşar. Evlerin çoğu önlük adı verilen açık sofa ile avluya bakmaktadır. Zemin katlar genellikle depo ve kiler olarak kullanılır. Mutfak, tuvalet, ahır avlunun bir köşesindedir. Avludan üst kata ahşap ya da mermer merdivenle çıkılır. Plan bakımından Milas’ın tarihi evleri önlüklü ve sofalı olmak üzere ikiye ayrılır.Bu evlerin belirgin özelliği ağırlıklı olarak taş işçiliğiyle yapılmış olmalarıdır. Oda bölümlerini oluşturan iç duvarlar ise tuğladan veya bağdadi yapılmıştır. Milas bacaları Muğla bacalarının devamı niteliğindedir. Milas bacasının dört tarafının açık olarak yapılması baca tıkanmalarını ve soba tütmesini engellemektedir. Üzeri kapalı, geniş ağızlı bacalar, yörenin geleneksel çatı örtüsü malzemesi olan 28 adet yağlı kiremitle çok çabuk yapılabilmekte olup bacaların onarımı da kolaydır.
1922 yılında Macar Mimar Pier Kubin’in planını çizdiği Milaslıların “Madam Murat’ın Evi” diye adlandırdıkları ev Macar mimarisinin Milas’taki ilk örneğidir.1931’de Milas’a getirtilen Macar ustalarda üç ev daha yapmışlardır. Macar mimarisi özelliklerinde yapılan bu evler “Macar Evleri” olarak adlandırılmaktadır.
Çomakdağ, Bafa Gölü ile Milas arasında Beşparmak Dağları’nın yamacında kurulmuş 350 haneli ve yaklaşık 1100 nüfuslu bir mahalledir. Köyün geçim kaynağı tarım, hayvancılık ve ipek böceği dokumacılığıdır. Zeytin ve zeytinyağı ana geçim kaynağıdır. Çomakdağ evleri, dünle bugünü ustaca kaynaştıran mimari üslup taşımaktadır. Geleneksel mimaride yapılan evler yörede bulunan taşlar kullanılarak, taş ev şeklinde olup, bir-iki ve üç odalı, iki ve üç odalılarda salon da bulunmaktadır. Taşlar dikdörtgen bloklar şeklinde duvarların örgüsünde kullanılmış blok aralarına da kırmızı kiremit kırıklarıyla veya kayrak taşı dikine şeritler kullanılarak duvarların yüzeyleri görsel olarak hareketlendirmiştir. Her odada bir ocak ve baca mevcuttur.
Çomakdağ gelenekleriyle yaşayan bir yerleşmedir. Düğünleri dört gün sürmekte ve düğünler geleneksel yapısını devam ettirmektedir.
Milas’ın çevrelerinde bulunan yerleşim yerleri, “mahalle” olarak tanımlanmaktadır. Bunlar;
Milas-Bodrum yolu üzerinden sağa ayrılan kavşaktan 8 km. sonra Güllük’e varılmaktadır. Bu şirin tatil kasabası, Bodrum’un kalabalığından hoşlanmayan tatilciler için daha sakin bir tatil olanağı sunmaktadır.
Güllük bir liman kasabasıdır. Limandan, çevrede çıkarılan boksit madeni ihraç edilmektedir. Mandalya Körfezi ve Asin Koyu çevresine yerleşmiş kasabanın sahili, balıkçıları, kahveleri, tepelere yerleşmiş otelleri ve evleri kasabanın topografik özellikten dolayı hep deniz görür. Kentin kuzeyine kurulu dalyanda ve denizde birçok balık çeşidi çıkmaktadır. Balık çıkıyor. Lüfer, kefal ve en çok da yılan balığı avlanmaktadır. Sahil lokantalarından birine oturup yılan balığı ziyafeti çekebilirsiniz. Çevredeki koyların çoğunda kültür balıkçılığı da yapılmakta, çipura ve levrek yetiştirilmektedir. Güllük’te de komşusu Bodrum gibi bölgeye özel tekneler (gulet) yapılan tersaneler vardır.
Boğaziçi ise, bir balıkçı köyüdür. Boğaziçi’nin eski adı Bargliya bir efsaneden gelmektedir. Çevresi zeytinliklerle çevrili bir koyu vardır Boğaziçi’nin. Eskiden tuz havzaları bu bölgede mevcut olup, yörenin bütün tuzu burada üretilirmiştir. Şimdilerde tuz havzaları atıl durumdadır. Mahallenin hemen hemen tümü balıkçılıkla uğraşmaktadır. Boğaziçi’nde balık çeşitlerinden çipura, levrek, denize kurulan balık çiftliklerinden balık da satın alınabilmektedir. Boğaziçi aynı zamanda, bir kuş cennetidir. Kuğular, flamingolar, pelikan ve yaban ördekleri gibi birçok çeşide ev sahipliği yapmaktadır.
Tuzla Sulak Alanı 380 hektarlık bir alanı kaplamaktadır. Kışın göçmen kuşların barınma ve beslenme yeridir ve çevresi ılgın, zeytin ve çamlarla çevrilidir. En çok rastlanan kuş türlerinin başında pelikanlar gelmektedir. Diğer türler; boz ördek, yeşilbaş, sakarca, macar ördeği, sakarmeke, balıkçıl, kaz, flamingo, su tavuğu, bataklık kırlangıcıdır. Sulak alan içindeki plankton ve su bitkileriyle balık zenginliği de sağlanmaktadır.
Bafa gölü ise, gölün üzerinde iki ada bulunmaktadır. İkiz adalardan biri aslında tam ada değil, bir kumulla karaya bağlıdır. Gölün çevresi zeytinliklerle çevrilidir. Bafa Gölü’nde kefal, levrek, yılan balığı tutulmaktadır. Göldeki adalarda manastırlar, kiliseler mevcuttur. Bunlardan “Yediler Manastırı” en eskisidir.
Ören-Keramos; Bodrum-Milas yolu üzerinde, Beçin yoluyla ayrılan 45 km’lik asfaltla ulaşılan eski adıyla Gereme, yeni adıyla Ören Gökova körfezi kıyısındadır. Şehir merkezi kıyıdan biraz içeridedir. Ören’e Gökova/Akyaka köyünden 48 km’lik toprak yol ile Gökova körfezinin kuzey kıyısını geçerek, Kıran dağlarının görünümü önünde de ulaşılmaktadır. Ören Akyaka arasında antik Keramos kenti kalıntıları ziyaret edilebilmektedir. Keramos’un adının anlamı çömlektir. Hellenistik çağda, Rodos egemenliği altında bulunan kent, bu dönemde kuzey komşusu Stratonikea ile bağlaşıklık imzalamıştır. İ.Ö. 129 yılında Roma’nın küçük Asya eyaleti içinde yer alan Keramos, bundan sonraki evrede önemini giderek yitirmiştir. Ören’in arkasında yer alan Meşekayası dağları üstünde sur duvarları günümüze gelmiştir. Surların alt kesimleri çokgen taş dizilerinden oluşurken, üst kesimlerde düzenli çizgi katları yapan duvar tekniği gözlenmektedir. Kayalık bir terasta yer alan ve halk dilinde “Bakıcak” diye bilinen yerde, kentin iki önemli tapınağı, 25 metreye varan uzunlukları ile görülürler. Kurşunlu yapı, taşları birleştirmek için kullanılan kurşun zıvanalardan bu adı almıştır. Güney ve batıda özgün biçimini korumuş olan bu güzel teras duvarlarının doğusu yıkılmıştır. Terasın üstündeki düzlemde ise Korint ve İyon düzeninde yapı parçaları bulunur. Söz konusu tapınak alanının olasılıkla Zeus Krysaoreus’a ilişkin olduğu ileri sürülmektedir.
Kasaba içinde bulunan Akyapı, Roma dönemine ilişkin büyük bir yapı kompleksidir. Gökova yoluyla gelenler, Ören’e ulaşmadan Meşekayası dağının arka kesimlerinde su kemerleriyle karşılaşmaktadır.
Yılın büyük bir zaman diliminde uçuş yapılabilen Ören Alatepe pistinden Gökova Körfezi semalarında yamaç paraşütü sporu yapılmakta, yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgisini görmektedir. Yer yıl nisan ayı içerisinde Yamaç Paraşütü Festivali yapılmaktadır.
İncirliin Mağarası;
İncirliin Mağarası, Milas ilçesinin güneybatısındaki Manastır Dağı’nın Gökçeler kanyonuna bakan kuzey yamacında bulunmaktadır. Ülkemizin en güzel mağaralarından olan İncirliin Mağarası, içindeki jeolojik oluşumlar, tarihi kalıntılar, doğal çevresi ve turizme açılması için yapılan hassas çalışmalarla örnek bir mağara konumundadır.Türkiye genelinde turizme açık mağaraların turizm amaçlı değerlendirilen kısımlarının uzunluğuna baktığımızda (140 ila 160 m. arası) İncirliin Mağarası 345 metrelik uzunluğunun turizme açık 155 m.si ile turizme açık mağaralar arasında yer almaktadır. Mağara, yatay olarak gelişmiş, kaynak konumlu fosil bir mağaradır. Mağaranın gelişiminde belirgin bir fay etkili olmuştur. Altta bulunan şistler (karst taban yüzeyi) nedeniyle, bölgedeki jeomorfolojik gençleşmeye ayak uyduramayan mağara, fay ve çatlaklar nedeniyle kafesli bir yapıya sahiptir. İncirliin Mağarası, son derece güzel ve ilginç dev sarkıt, dikit, sütun ve damlataş havuzları ile kaplıdır. Mağaranın damlataş sütunları ana galeriyi çok sayıda salona ayırmıştır.
Toplam uzunluğu 345 m. olan İncirliin Mağarası geniş bir girişe sahip olup, mağara birbiriyle bağlantılı birçok salondan oluşmaktadır. Bu salonlar arasındaki bağlantılar çoğu yerde 6 -7 metrelik dik inişlerle sağlanmaktadır. Diklikler genel olarak damlataş birikimlerinden ileri gelmiştir. Orta bölümde bulunan Gösteri Salonu, mağaranın en aşağı (giriş seviyesinden -7 m.) seviyesindeki kesimidir. Buna karşılık en sonunda bulunan ve fay üzerinde gelişen Damlataş Galerisi, girişe göre +12 m. yukarıdadır. Yukarıda bahsedilen bu bölümlerin turizme kazandırılması ile mağarada gezilebilecek kısım yaklaşık 155 m.’dir. Hidrolojik olarak vadoz zonda bulunan mağara, yağışlı dönemlerde tavandan damlayan sular dışında bütünüyle kuru olma özelliği göstermektedir. Yağmur sularının tavandan damlaması sonucunda mağaranın çukur kesimlerinde sığ gölcükler oluşmuştur. Bu sığ gölcükler havuz olarak tanımlanmaktadır. Genel olarak mağaranın giriş, Yarasa Galerisi, Havuzlu Salon ve Gösteri Salonu’nda bulunan damlataşlar kısmen fosilleşmiştir. Buna karşılık Damlataş Galerisi’ndeki sarkıt, dikit, sütun ve makarna sarkıtlarının oluşumu devam etmektedir. Mağara girişindeki toprak zeminde ve mağara içinde çok sayıda prehistorik ve antik dönem arasına tarihlenen seramik parçaları bulunmuştur. Bu buluntular eski dönemlerde mağaranın kullanıldığını göstermektedir.
İncirliin Mağarası, Muğla Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 27.02.2008 tarih ve 3807 Sayılı Kararı ile I. Derece Arkeolojik ve I. Derece Doğal Sit olarak tescillenmiştir. İncirliin Mağarası turizme açılırken ekolojik dengenin bozulmaması üzerine projelendirilmiş ve projesine uygun olarak tamamlanmıştır.
Bu çalışmalar kapsamında mağaranın içinde yaklaşık 155 metre yürüyüş yolu düzenlenmiş, jeolojik oluşumlara zarar vermeyen aydınlatma, yürüyüş yolu ve güvenlik sistemleri kurulmuştur. Turizme açılan güzergâh daha da uzatılabileceği halde yapılmamıştır. Yapıldığı takdirde canlı yaşamı, jeolojik oluşumlar vb. etkileneceğinden, turizme sadece 155 m.’lik kısım açılmıştır. Bu güzergâh, yapılacak bilimsel çalışmalar neticesinde, uygun bulunması halinde uzatılabilecektir. Galerilerden Damlataş Galerisi’nde jeolojik oluşumlar devam etmekte, Yarasa Galerisi ise doğal yaşam alanı olması sebebiyle doğal hali korunmuştur.
Sonuç olarak, Milas inanılmaz bir tarih yerleşimidir. Bu yerleşkenin tüm yapılarının elden geçirilerek restore edilmesi ve ziyaretçilere açılması şarttır. Milas’ta yaşamış bulunanların çocukları, büyüklerinin yaşadıkları yerleri görmek için Milas’a gelmektedirler. Bu gelenlerin ise kendi inanışlarına göre ibadet yerleri ile konaklama yerleri yoktur. Milas’ın zaman geçirmeden bu yerleri yapılandırması gerek tarih, gerek ise turizm açısından çok önemli ve gereklidir.

