İnsan aynaya baktığında yalnızca yüzünü görmez. Bazen eksiklerini, bazen hatalarını, bazen de değiştirmesi gereken taraflarını görür.
Şehirlerin de aynaları vardır.
Yolları, kaldırımları, meydanları, parkları, temizliği, tarihi, esnafı, gençleri ve çocukları… Bir şehrin aynasına baktığınızda aslında o şehirde yaşayan insanların hayatına bakarsınız.
Peki Milas bugün aynaya baktığında ne görüyor?
Yıllardır konuşulan yolları…
Kazılan, yeniden yapılan, tekrar bozulan altyapıyı…
Yayaların rahat yürüyemediği kaldırımları…
Trafiği, otopark sorununu, çevre meselelerini…
Bunların her biri elbette çözülebilir. Üstelik şehir büyürken altyapı çalışmaları da kaçınılmazdır. Ancak vatandaşın beklentisi yalnızca çalışma yapılması değil, planlı, koordineli ve kalıcı çözümler üretilmesidir.
Çünkü aynı sorun yıllarca konuşuluyorsa artık yalnızca teknik bir problemden söz edemeyiz. Ortada yönetilmesi gereken bir süreç vardır.
Ama Milas’ın aynasında yalnızca belediye yok.
Siyaset de orada.
Siyaset, seçim zamanı vatandaşın kapısını çalmak değildir. Proje üretmek, çözüm önermek, gerektiğinde eleştirmek ve gerektiğinde ortak akla katkı sunmaktır.
Milas’ın geleceği günlük siyasi tartışmalardan daha büyük olmalıdır.
Vatandaş da kendi görüntüsüne bakmalı.
Kaldırıma aracını bırakan, çevreyi kirleten, kamu malına zarar veren, yaşadığı mahallenin sorunlarına kayıtsız kalan herkes bu şehrin aynasında görünür.
Çünkü şehir hepimizin ortak evidir.
Sonra gençlerimize bakıyoruz.
Onlara “Neden gidiyorsunuz?” diye sormadan önce “Burada kalmanız için ne yaptık?” diye sormalıyız.
Gençler yalnızca iş istemiyor; üretmek, öğrenmek, sosyalleşmek ve hayal kurmak istiyor.
Bir şehir gençlerine gelecek duygusu verebiliyorsa, aslında kendi geleceğini de güvence altına alıyor demektir.
Milas’ın bir başka aynası ise tarihidir.
Mylasa’dan Euromos’a, Labranda’dan Beçin’e, Bafa’dan Çomakdağ’a kadar elimizde büyük bir kültürel miras var.
Bu miras yalnızca geçmişten kalan taşlar değildir.
Doğru korunur, doğru anlatılır ve doğru tanıtılırsa turizmin, kültürün ve ekonominin önemli bir parçasına dönüşebilir.
Üstelik sadece tarihimiz yok.
Zeytinimiz, tarımımız, mermerimiz, kıyılarımız, köylerimiz ve üretim gücümüz var.
Demek ki asıl mesele kaynaklarımızın yetersizliği değil.
Asıl mesele, bu değerleri ortak bir vizyon altında buluşturabilmek.
Milas’ın markalaşması da burada başlıyor.
Belediye, siyaset, ticaret ve meslek odaları, sivil toplum, üretici, esnaf ve gençler aynı masada buluşmalı.
“Kim yaptı?” sorusunun yanına artık “Ne yapabiliriz?” sorusunu koymalıyız.
Çünkü bugün aynada gördüğümüz Milas, dün yaptıklarımızın sonucudur.
Yarın göreceğimiz Milas ise bugün vereceğimiz kararların eseri olacaktır.
Aynayı kırmak kolaydır.
Eleştirmek kolaydır.
Zor olan aynaya bakıp kendi sorumluluğumuzu görebilmektir.
Milas’ın artık daha fazla tartışmadan çok ortak akla, vizyona ve cesarete ihtiyacı var.
Geçmişine sahip çıkan, bugününü doğru yöneten ve yarınını planlayan bir Milas mümkün.
Ve belki de hepimizin kendisine sorması gereken soru şu;
Milas’ın aynasında ben nasıl görünüyorum ve bu şehrin yarını için ne yapıyorum?

