GÜNE BAKIŞ

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Amerika Birleşik Devletleri yeni cumhurbaşkanını seçti. Trump, Amerika’nın kırk yedinci cumhurbaşkanı oldu. Dün yemin ederek görevine başladı. Cumhuriyetle idare edilmesine karşın Amerika da “Cumhurbaşkanı” sıfatı kullanılmamaktadır. Onun yerine “başkan” sıfatını kullanmaktadırlar.

Dünyanın iki büyük devletinden biri olan Amerika, özellikle harp sanayii üzerine çalışmaktadır. Bu yüzden uzak doğu ülkelerinin üzerinde çalışmaları yoğunluktadır. Uzak doğu ülkeleri (bu ülkelere yurdumuz da dahildir.) gerek petrol, gerekse, diğer yeraltı zenginlikleri bakımından Amerikan idaresinin odak noktası olmaktadır.

Amerikan dış politikasına daha derinden bakacak olursak, bayraklarında bulunan kırk adet yıldızla simgelendirilen eyaletler, birleşik devletler topluluğunu belirtmektedir.

ABD’yi kuranların ABD’nin özgün karakterine olan inançlarını kuvvetlendirmiştir. Bu özgün karakterde din çok önemli bir yere sahipti. Çünkü din ABD’nin siyasi kültürünün yapıtaşlarından biri olmuştur. Bu siyasal kültürün ana unsuru olan Püritenler, ABD’yi her türlü dinsel baskıdan kurtuldukları ve kendi inançlarına göre oluşturacakları bir ülke olarak görmekteydiler.

ABD’nin kuruluş felsefesinde, dinsel ve siyasal özgürlükler biri olmadan diğerinin düşünülemeyeceği tamamlayıcı değerler olarak algılanmıştır. ABD’nin kurucu babalarından Thomas Jefferson, Amerikalıların Tanrının seçilmiş halkı olduğu inancındaydı. Bu yüzden Jefferson, ABD’yi kuran 13 koloniden oluşan toprakların genişlemesinin son derece doğal olduğunu düşünüyordu. ABD’nin Kurucu Babalarından James Madison da, ABD’nin kuruluşundan önceki dönemi, “kaba kuvvetin egemen olduğu karanlık çağ” olarak nitelendirmekteydi.

Amerika, din üzerine olan inancını, uzak doğu ülkelerinde de uygulamıştır. Din kavramının nelere mal olabileceğini öğrenmiş bulunan bu ülke, kendisinin kurtarıldığı “din” kavramını, uzak doğu ülkelerinde uygulamaya başlamıştır. Böylece, her türlü faaliyetlerde “Din” konusu öne sürülerek, bu geri kalmış uzak doğu ülkelerine kumanda edebilmeyi başarmış olmaktadır.

Din ve devlet, insan hayatını daha doğrusu insanın toplum içerisinde ki hayatını hedef alan iki farklı kavram ve kurum olarak, o hayatı düzenlemeyi ve denetlemeyi ve bu doğrultuda kanun ve kurallar koymayı amaçlamışlardır. Gerek devletin tarihsel süreçte geçirdiği değişim ve gerekse dinlerin geçirdikleri değişim bu amaçlarını hiçbir zaman değiştirmemiş aksine değişim süreçleri bu amaçları daha da güçlü kılmıştır. Bu süreçte dinsel otorite ve siyasal iktidar çoğu kez ortak olup bazen aynı ellerde bulunmuştur.

Yurdumuzda da durum buna yakındır. Öncelikle gerek tarikatlar, medreseler, öğrenci evleri ve dini vakıflara verilen değerler ile dini eğitim yurdumuzda inanılmaz noktalara gelmiştir. Tüm modern eğitim sistemleri bir kenara bırakılarak, dini eğitim ele alınmıştır. Öyle ki ilk okullarda dahi Arapça dil dersleri gösterilmeye başlanılmıştır.

Topluluk ne kadar modern eğitimin yerine din eğitimi alırsa, o toplum o derecede sessiz ve uysal hale gelir. Çünkü her türlü kabahat “günah” sayılır.

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran büyük kurtarıcımız Gazi Mustafa Kemal’in modern devletler seviyesine çıkabilmenin tek yolunun laik bir görüş içinde, idare edilmek olduğunu söylemesinin değeri ne yazıktır ki zamanımız siyasi hayatında önemsizleştirilmiştir.

Büyük kurtarıcımıza karşı çeşitli saygısızlıklar, hatta hakaretler dahi ele alınmıştır. Çünkü Atatürk düşüncesinde olacak olan Türkiye, muhasır medeniyetler seviyesine çıkmak yerine dini inançlar ile gerileştirilmektedir.

Yurdumuzun gerileştirilmesi zamanımız iktidarının tek amacıdır.

GÜNE BAKIŞ
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Notice: ob_end_flush(): Failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home/milasciz/public_html/wp-includes/functions.php on line 5481