Hüseyin Serin 1955 yılında Milas’ın Karacahisar köyünde doğdu. İlkokulu üçüncü sınıfa kadar köyünde okuduktan sonra ailesinin Hayıtlı mahallesine taşınmasından dolayı eğitimine Menteşe İlkokulu’nda devam etti. Merkez Ortaokulu ve Milas Lisesi’nde öğrenimine devam eden 1979 yılında da Ortaklar Eğitim Enstitüsü’nünden mezun olduktan sonra yurdun çeşitli yerlerinde öğretmenlik yapan Hüseyin Serin Milas’a döndü ve 2011 yılında emekli olduktan sonra kendini tekrardan okumaya yazmaya verdi.
Hüseyin Serin yazmaya ortaokul yıllarında başladı. Lise döneminde arkadaşı Muzaffer Kale ile birlikte bir süre Milas Lisesi’nde “Sesimiz” adını verdikleri duvar gazetesini hazırlamaları bunun başlangıcını oluşturuyor. Aynı yıllarda her ikisi de yerel gazetelerde şiir ve yazılar yayımlıyorlar. 1976 yılında Muzaffer Kale ile ortak şiir kitapları “ve eğer ölünecekse yaşam için” yayımlanıyor. Bunu birçoğu Önder gazetesinde yayımlanan ve şiir ve anlatılardan oluşan “Sevdalı”nın Kasım 2011 yılında Milas Belediyesi’nce yayımlanması izliyor. Aynı dönemde şairin başta Önder gazetesi olmak üzere yerel gazetelerde Kayseri’de bireylikler ve Bursa’da Eliz dergisinde şiir ve yazıları yayımlanıyor.
Evli biri kız biri oğlan iki çocuk babası olan Hüseyin Serin 30 Kasım 2018’te hayatını kaybetti. Ölümünden sonra yayımlanmış yayımlanmamış şiirlerinden Halim Şafak’ın seçtikleri “Gömleği zeytin” adıyla Temmuz 2021 yılında Milas Belediyesi’nde yayımlandı.
Lise yıllarında ilk şiirlerini yazıp yayımlayıp ve Muzaffer Kale’yle ortak ilk kitabını çıkaran Hüseyin Serin’in daha sonra uzun süre okumayı sürdürse de şiire ara verdiğini kendi anlattıklarından biliyoruz. İki binlerin başında tekrar yazmaya başlayan ve şiire yoğunlaşan Serin çocukluğundan dolayı geçmişiyle ve bağlı olarak Milas’ın geçmişini şiirinin konusu ederken bir yandan da geçmiş Milas’ın hala ayakta olan ve ortak yaşama alanı olan mekanlarına dönük anlatılar kaleme aldı ve bunları yerel gazetelerde yayımladıktan sonra kitaplaştırdı.

Bu noktada Hüseyin Serin’in Milas temelli ama mekansal yanı baskın olan aynı zamanda daha çok geçmişi eksen ve izlek edinen bir şiir yazdığını söyleyebiliriz. Onun bu kısa sürmek zorunda kalan edebi serüveni yazdığı şiirin düzeyi ve niteliği bir yana kuşkusuz Nahit Ulvi Akgün, Maksut Doğan, Hasan Özgen, Muzaffer Kale, Halim Şafak ve Nigar Okyay gibi Milaslı şairler içinde anılmasına yetebilir/ yetmiştir. Ne var ki bu çabanın tatmin edici bir karşılık bulduğunu da iddia etmek zordur hatta imkansızdır.
Halim Şafak’la dönemin belediye başkanı Muhammet Tokat’ın “Gömleği Zeytin” kitabında yer alan değerlendirmelerini ve Halim Şafak’la Ozan Nergiz’in birlikte yazdıkları ve “Geçmişle Bugün Arasında Bir Karacahisar Hikâyesi”nde yer alan daha sonra “Gömleği Zeytin” de mevcut olan, Halim Şafak’ın yazdığı kişisel hikayesini saymazsak şair ve yazarlığı hakkında dikkate değer bir değerlendirme ne yazık ki yapılmamıştır. Bu noktada yerel yönetimin onun yazdıklarını kitaplaştırması olumlanması gereken bir davranıştır ama bunun Milas ve etrafında bağlı olarak edebiyat dünyasında bulduğu karşılık oldukça yetersiz düzeyde kalmıştır.
Bu olmadığı gibi Milas Belediyesi’nce daha önce yayımlanan “Sevdalı”ya dönük olumlu ya da olumsuz anlamda hiçbir tepki göstermeyen/vermeyen kimi kesimlerin ölümünden sonra yayımlanan Halim Şafak’ın seçtiği şiir ve yazılardan oluşan “Gömleği Zeytin”i 12 Eylül döneminde poliste verdiği ve sonradan reddetmediği iddia edilen ifadeden dolayı dağıtımını engellemeye çalışması ve kitabın; yapılacağı ilan edilen şiir etkinliğinin gerçekleştirilmesinin bir biçimde engellenmesi ve belediye üstünde bir baskı oluşturulmaya çalışılması ironik olduğu kadar absürt bir durumdur.

Ayrıca, bu etkinlik iptal durumunun, eşi sevgi başta olmak üzere kızı emek ve oğlu emre üzerinde nasıl bir etki bıraktığı da tartışma konusudur.
Ne var ki bütün bunlar Muzaffer Kale’yle ortak çıkardıkları ilk şiir kitapları ile şiir ve anlatılarından oluşan “Sevdalı”yı, ölümünden sonra hazırlanan “Gömleği Zeytin”i unutturamaz ve unutturamamıştır.
Bugünde ya da gelecekte Milas’ın edebiyatta daha özelde şiirdeki karşılığını merak edip araştıracak olanlar muhakkak bir yerlerde bu kitaplarla karşılaşacaklardır. Aynı biçimde Milas’ın ve etrafının geçmişini ve yaşanan hayatları merak edenler de bu kitapları okuyacaklardır.
MİLAS’IM
Canım, bir tanem, koçum, alın terim,
Seni benim kadar seven var mıdır bilemem.
Mandalina, portakal saçların,
Muz, biber kaşların, zeytin gözlerin,
Yanakların şeftali.
Üzülsem suratım asılsa
Domates, incir karışımı tenin sarsılır.
Yüreğime taş basarım…
Caddelerinde bir parke taşıyım,
Herkes üstümden geçip tanımasa da
Tükürse bile alınıma alınmam.
Seni sevmekten başka işim yok.
Ellerin hamurlu ekmek, karnın fıstık çamı, göbeğin Suçıkan
Bir kollarını açsan var ya koca Ege saygıya durur canım.
Üzüm eteklerin, keçiboynuzu bıyıkların ve de mısır püskülü
Ensenden sızar ter.
Benim direnç üsüm, aşkım.
Ayakların yorgun mavi.
Gözyaşlarını bir ben bilirim oysa
Ne kadar tuzlu, acı, giz sulayan.
Yeşil başlı dağlarına inat.
Denizlerin kadın budu, “ahh” deme.
Genciz biz yüreğimiz örste demir,
Hepimiz kökten fakir;
Ama bu yürek, bu yürek sevdaysa, en onulmazı.
Ben senin dibek taşınım buğday döverken.
Beşparmak’ım, Ilbıra’yım, Aksivri’yim
Beypınar’ım belediye parkında
Esentepe akciğerim,
Uyku Vadisi’yim, Karacahisar halısıyım
Ve de Bozalan…
Ören beyinin ayaklarında
İasos’um, Heraklia’yım.
Kızınca Beçin platosundan atlarım
Gümüşkesen’e
Baltalıkapı’nın elinde baltası, odun kırarım.
Tütün dikerdim eskiden.
Harmanlar oyy harmanlar,
Haziranmış, temmuzmuş dinlemezler
Topukları yarık yarıktır, elleri kınalı ve nasır
Ve keklik ve de zeytin.
Pınarlarından bal akar Milas’ım
Zeytinlikuyu’da Cuma emmiyim
Karacahisar’da kaplan öldüren Hayati
Türbe’de, Çukur’da öğretmen.
Tarlada işçiyim, her yerindeyim, her yerimdesin.
Keklik ve oğlak etlerini unuttum sanma ve kese yoğurdunu,
Ve saçta buğday ekmeğini, kaymak kavurmasını.
Hüseyin SERİN

