Dünyanın hızla dezenformasyon uğradığı ve bunun engellenmesine yönelik çabaların nadiren olmasına rağmen önüne geçilemeyen bir durumla karşı karşıyayız.
Dünyamız çok ciddi bir kirlilik ve erozyonla karşı karşıya bugünkü yazımda sizlere bu kirlilik ve yozlaşmanın ekonomik tarafından bahsedeceğim. Son yıllarda en çok duyduğumuz tabirlerden bir tanesi dünya globalleşiyor sözüdür. Lakin bu globalleşme sadece dünyayı yöneten egemen güçlerin uygun gördükleri ülkeler için geçerli yoksa bu globalleşme sürecinden dünyada gelişmekte olan ülkelerde veya geri kalmış kabul edilen ülkeler nasiplenmiyor.
Dünyada ekonomik sıkıntılar bu ülkeler için hiç değişmiyor yoksa gerçek bir globalleşme olsa bütün insanların ekonomik düzeyleri ülkelere göre bu kadar uçurumlar oluşturmazdı.
Ancak bizim asıl konumuz Türkiye’nin ekonomisi ve yaşananlar,
Şimdi benim yaşım gereği en net hatırladığım 2001 krizi araştırmalarım sonucu da bizde yaşanan ekonomik krizleri inceleme fırsatı buldum kendi döneminin koşulları içinde baktığınızda en ağır ekonomik krizi pandemi sonrası dönemde yaşıyoruz. Araştırdığım kısmını bir kenara koyuyorum açık kaynaklardan sizde Araştırabilirsiniz. Ancak ben kendim hatırladığım 2001 krizini size hatırlatmak istiyorum sembol bir iki olayla ne olmuştu Sayın SEZER, Merhum Sayın ECEVİT’e Anayasa kitapçığı fırlatmış ve bir gecede faizler uçmuş başbakanlık çıkışında bir esnaf abimiz yazar kasa fırlatmıştı… Peki o dönemde orta halli bir ailenin çocuğu olarak biz yada bizim gibi orta kesim ne kadar etkilendi derseniz tek örnek vericem benim babam tek maaşla bizi o krizde bile tatile götürebiliyor eşine dostuna yardım edebiliyordu bunu neden diyorum evet kriz vardı evet sıkıntılar vardı ama çalışan insanlar bir maaşla en azından evlerinde asgari yaşam kalitesini devam ettirebiliyorlardı ev kiraları ortalama maaşların yarısı civarı idi çalışan bir birey bir evin sorumluluğunu tek başına alabiliyordu ki babam 3 çocuk okutuyordu o dönemde ve öyle atla deve uçuk maaşla çalışan biride değildi sonuç itibari ile…
Peki bugün babamla aynı işi yapan biri Milas’ta ortalama 25-30 bin civarı maaş alıyor diyelim ki benim babam bu döneme kıyaslayınca 35 alıyordu emsallerine göre peki şimdi hesabı beraber yapalım
Milas’ta 3 çocuklu bir aile düşünün içinde oturulabilir aile için uygun 3+1 bir evde ortalama 20 bin lira kira öder kalanla ısınma, su, elektrik, mutfak masrafı çocukların okul giderleri v.s düşünce 15 binden ne kalır ve eve sizce ayda 2 kilo et alabilir mi?
Pek mümkün gözükmüyor dimi…
Yani alım gücü gerçekten o kadar düştü ki artık bugün 4 kişilik bir ailenin evine ortalama 40-45 TL girmeden o aile asgari düzeyde bir yaşam süremez hale geldi. Peki bu maaşlar ülke koşullarında şuan mümkün mü hayır bırakın bir kişiyi eşler beraber çalışınca bile bu rakamları ya zor görüyor ya göremiyor özellikle toplumun orta kesimi denilen orta direk kalmadığı gibi yoksulların sayısı da her gün çoğalıyor.
Siyaset öyle bir arena halini almış ki namuslu siyasetçiyi bulabilmek samanlıkta iğne bulmaktan daha zor Atatürk’le aldatan mı dersin, Allah ile aldatan mı dersin her türlü pislik mevcut dün biri bahsediyor milletvekili 110 bin olmuş değil 110 bin…
1100 000 yapsınlar her birine seçildikleri ilden bir villa Ankara’da bir saray verilsin birer tane Royce Roysa binsinler market alışverişlerinde biz yapalım THY bedava amme hizmeti yapsın onlara…
Bizde onların çöpe attıkları ekmekleri toplayıp yiyelim milletçe ne de olsa kuru ekmek varsa aç yoktur. Kafası varsa, ben milletvekillerinin aldığı maaşta değilim de keşke hakkını verseler 3 katını alsalar indir kaldırdan başka bir şey yok hepsi menfaatçi aralarından 10 tane namuslu adam çıkmaz 590 tanesine bedavadan bu parayı veriyoruz haramzadeler sonra bu memlekette iki baklava çalan hırsız öylemi yahu medya önünde onlarca siyasetçi bürokrat, ünlü ünsüz iş adamı gazeteci hırsız var ama bizdeki hukuk sistemi baklava çalanı yargılar ülkeyi çalanı değil…
Dönelim yine konumuza şimdi gerçekten bu yaşanan ekonomik krizin uluslararası bir boyutu olduğu kesin özellikle pandemi sürecinde insanların sağlığı ve ekonomisine yönelik bir savaş açıldığından herkes hem fikirdir. Fakat özellikle 2010’lar sonrası uygulanan ekonomik politikaların ve pandemi sonrası izlenen ekonomik yolların yani bizim kendi ekonomik politikalarımızın bunda etkisi çok ama çok büyük özellikle çok detaya girmiyim ama doların 7 lira olduğu günün gecesinde 3,40’lardan kime niye dolar satar bir devlet bankası? Neyse bu soru kenarda kalsın ama dolar 10 lira olacak diyeni sorgulayan ekonomi yönetimine sorarlar doları 30 lira kim yaptı diye…
Hepsi bir kenara olur hatadır olur dış güçlerdir.
Ne demişti sayın bakan rasyonel politikalardan başka şansımız yok iyi de o zaman rasyonalite nedir sayın bakan derler adama bir ekonomiyi düze çıkarmanın en basit birkaç kuralını hatırlatalım
En başta üretmediğini tüketmeyeceksin yani Mercedes’i üretmiyorsan ya da onun ayarında bir aracın yoksa Tofaş’a bineceksin ya da bugün Tooga bineceksin ama Mercedes-Benzle gezip rasyonel politika demeyeceksin, domatesin tohumunu ithal etmeyeceksin denk bütçeyi oluşturacaksın ithalatın ihracatını geçmeyecek…
Öyle değil mi? Peki bunlar olmadan ekonomide kalıcı düzelme olur mu olmaz. Peki sayın bakan ve ekibi bunu bilmiyor mu? Bal gibi de biliyor peki sorun ne? Hala üretime dair bunlara dair tek kelime etmiyor ama maşallah ekonomide her şey yolunda diyor..
Demem o ki sayın bakan ve ekibi toz pembe bir tablo çizse de ortada halka direk etkisi olacak somut bir adım yok bugün o somut adımlar atılsa bile önümüzdeki 3 yıldan önce bunun halka yansıması mümkün değil demek ki en az 3 yıl daha bu sıkıntılar devam edecek.
Peki toplum buna hazır mı asıl soru bu…
Zira bakın 2017 sonrası özelliklede 2019’dan sonra her yıl aile içi şiddet toplumsal olay ve suç oranları bir önceki yılın üzerine katlanarak geliyor yani daha fazla intihar daha fazla toplumsal olay ve daha fazla aile içi şiddet görüyoruz belli ki görmeye de devam edicez, trafikte kavga, kafede kavga, geçen amcalar kahvede ıstaka futbolu oynuyorlardı.
Daha başımıza ne gelir bilinmez lakin bunun en temelden iki sebebi var bir ekonomi biri eğitim bizde ikisi de vasatın altında…

