(2. Bölüm)
Büyük apartman, rezidans ve bloklarda yaşanmış ve basına yansımış birkaç “komşuluk” ilişkisini hatırlatmak isterim: Aidat isteyen yöneticiyi döven apartman sakini, komşu kadını asansörde bayıltıp evine götürüp tecavüz eden adam, komşudan gelen gürültüye itiraz eden adamı öldüren komşu, çok havlayan köpek yüzünden iki komşu arasında çıkan kavga ve ölen iki kişi, yukarı kattan halı silkeleyen kadını döven komşu, bayramda şeker toplayan komşu çocuğuna tecavüz edip öldüren sapık…
Acaba bu ve benzeri örnekler çok uç ve çok aşırı mı? Sevgi, dostluk, gönül bağı gibi değerler üzerinden çağdaş kentin konutları olan apartman ve rezidanslarda komşuluk yapanlara haksızlık mı ediyoruz?
Şurası bir gerçek ki, büyük apartmanlar ve rezidanslarda yaşayanlar “kapı komşu” oluyorlar ama çoğu durumda aynı katta oturanlarla bile görüşmüyorlar ve dolayısıyla aynı katta ve bir adım kadar yakınlarındaki komşu evlerini bile “komşu kapısı” yapamıyorlar. Kentin kurgusu, iş yükü, sosyalleşme biçimi vb. nedenlerle ortaya çıkan iletişimsizlik ve ilişkisizlik onları aynı mekânları paylaşsalar da “komşu” yapmaya yetmiyor.
Karşılaştıkça selamlaşmak, bayramlaşmak, sıcak bir çorbayı hasta komşuyla paylaşmak, kapı kapı aşure dağıtmak, bir kaşık tuz, bir baş soğanı ödünç istemek, akşam oturmasına gitmek gibi iletişim biçimleri eski mahallede, eski sokakta, eski apartmanlarda ve gecekondularda kaldığına göre hangi insani veya kültürel ihtiyaçlar temelinde komşuluğun gerekliliği savunulabilir?
Büyük apartmanlarda ve rezidanslarda yaşayanlar, sadece iş ve sosyal medya arkadaşlarıyla mı toplumsallaşıyorlar? Örneğin bütün dünyası iş yerinden ve iş arkadaşlarından oluşan birisi mobinge uğrarsa ve oradaki dünyası yıkılırsa, onun dostları kim olacak ve onu yalnızlıktan kim kurtaracak?
Soru işaretiyle bıraktığım yerlerdeki durumu alan araştırması yaparak, kaynak kişilerle konuşarak anlaşılır hâle getirmek gerekiyor. Bu konulara sadece sosyoloji veya değerler açısından bakmak yeterli değildir. Halk biliminin “grup folkloru” yaklaşımları başta olmak üzere rezidans kültürünün nasıl oluştuğu ve geliştiği konusunda ayrıntılı halk bilimsel çalışmalar yapmak gerekiyor. Buradan çıkacak sonuçları da kenti inşa edenlerin, kurgulayanların, eğitimi yönetenlerin enine boyuna değerlendirmesi gerekiyor.

